DALGALAN ŞANLI BAYRAĞIM-2
3- Türk Bayrağı’nın Doğuşu:
“Kosova zaferinden sonra Murad Bey savaş alanını dolaşıyordu. Gecenin karanlığında gökyüzündeki hilal ve yıldızlar kan ile kaplanmış bulunan savaş alanına aksetmekteydi. Denildiğine göre Osmanlı bayrağını oluşturma fikri bu görüntüden kaynaklanmıştır. Kırmızılık Kosova alanını dolduran kanı hatırlatmakta, hilal ve yıldız da bayrağı süslemektedir. Bugünkü Türkiye’nin bayrağı da budur…” (Muhammed Harb, Tarihte ve Medeniyette Osmanlılar, Çev. Dr. Mustafa Özcan, s. 30, ARK).
Türk Bayrağı’nın doğuşunu Mustafa Arif şiir kalıbına şöyle dökmüştür:
“Baş kesilir yaprak olur.
Düştüğü yer toprak olur.
Ay akseden bayrak olur,
Kan meydanda durulunca.”
Türk Bayrağı’nda neden sembol olarak hilâl ve yıldız kullanılmıştır?
Kur’an-ı Kerim’de hilal, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri sayılmış (bk. Fussilet, 41/37) ve hilal üzerine yemin edilmiştir (bk. Şems, 91/2). Hacer el-Askalani’nin naklettiği rivayete göre de Hz. Peygamber, kabilesinin elçisi olarak Medine’ye gelen Mâlik el-Ezdî’ye kabilesine götürmesi için üzerinde hilal bulunan siyah bir bayrak vermiştir (el-İsabe, II, 32).
Ayet ve hadislerdeki bu özelliklerinden dolayı hilâl, XI’nci yüzyıldan itibaren Doğu’da ve Batı ‘da Hristiyanlığın sembolü olan haça karşılık İslâmiyet’in sembolü olarak kullanılmış ve bu durum özellikle İstanbul’un fethinden sonra giderek yaygınlaşmıştır. (Bk. Nebi Bozkurt, Hilal, DİA, C. 18, S. 13-15).
“’Allah, hilal ve lale…’ Her üç kelimenin de ‘ebced hesabı’ ile sayı değeri 66 eder. O halde bu kelimeler gerektiğinde birbirinin yerine kullanılabilir. Nitekim Allah adının yüceltilmesi namına açılan bayrak, ‘Allah’ın birliği’ inancına sembol yapılmıştır… Osmanlı Türkleri, dini konularda ‘Hilal’i, askeri konularda da ‘Lale’yi sembol ve amblem olarak kullanmışlardır. Cami kubbelerine, minare alemlerine ‘Hilaller’ kondururken, saray ve kışla kubbelerini ‘Lale’ motifleriyle donatmışlardır…” (Yrd. Doç. Dr. Emin Işık, ‘Kültür Dünyamızda Elif’, Türk Edebiyatı, s. 137’den Yaşar Çağbayır, AGE, s. 332).
Osmanlı devletinde I. Mahmut zamanında üzerinde hilal bulunan yeşil renkli Donanma bayrakları, III. Selim döneminde kırmızı renkli olmuş ve üzerindeki hilalin önüne sekiz köşeli yıldız eklenmiştir. Abdülmecit zamanında sekiz köşeli yıldız beş köşeli hale getirilmiş ve böylece Türk bayrağı son şeklini almıştır. (Bk. A’dan Z’ye Kültür ve Tarih Ansiklopedisi, cilt: 1, s. 74).
Türk Milleti’nin şanlı bayrağı, kırmızı beyaz renkten meydana gelen ay yıldızlı al bayraktır. Rengini aziz şehitlerimizin kanından, hilal ve yıldızını ise, hem sonsuzluğu ifade eden ay ve yıldızdan hem de Allah’ı temsil eden hilal ile Hz. Peygamber’i temsil eden beş köşeli yıldızdan almıştır.
Yıldız, Hz. Peygamber’in adı olan Muhammed ismini de temsil eder. Peygamberimiz ’in adı olan Muhammed, hüsnü hat sanatında beş köşeli yıldız şeklinde de yazılmıştır. Bayrağımızdaki yıldız bura- dan da gelmektedir. Şu hâlde Türk bayrağında dini değerlerimizle milli değerlerimiz buluşmuş; vatan, millet ve şehitler kucaklaşmıştır.
Bu nedenle Şair:
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” diye kükremiştir.
Allah’ı temsil eden Hilal, Peygamberimizi temsil eden yıldız, Allah ve Peygamber uğruna şehit olanların soylu kanı, yüce bir duygunun, gerçek bir imanın simgesi olmuştur Türk’ün bayrağında. Böylece Allah ve Peygamber sembolleriyle asil şehitlerimizin aziz kanları Müslüman Türk’ün ay yıldızlı bayrağında kucaklaşmıştır. Böylece al bayrak çok daha anlamlı hale gelmiş, Albayrak ve hilal uğruna birçok şehit verilmiştir. Bu nedenle Milli Şair:
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor” diye feryat etmiştir.
Anadolu geleneğinde, ‘Ay Yıldızlı Bayrak’ın üzerinde ‘birlik’ yazar. Bu bayrak her yerde şerefle açılır; vatanın bekası için can pazarında ‘susamışın su içmesi’ gibi teslim edilen bayrak, ‘can’ı, ‘can’ın asli aidiyetini ve birliğimizi gösterir; bu itibarla ‘kutsal’dır. (Prof. Dr. Yalçın Koç, Anadolu Mayası, s. 79).
Ülkesini ve milletini seven her Türk vatandaşı, al bayrağa saygı duyup onu selamlarken, Türk milletini, Türk tarihini ve Türk varlığını selamlamış olur. Bağımsız bir millet, özgür bir devlet olmak ancak bir bayrak altında toplanmakla mümkündür. Bir milleti yüce bir amaca yöneltmek ancak bayrakla gerçekleşebilir. Savaşlarda, uluslararası müsabaka ve karşılaşmalarda bayrağın manevi gücü çok daha etkilidir. Özellikle savaşlarda bayrak yere düşürülmez. Can verilir ama asla bayrak yere düşürülmez… (Bk. A’dan Z’ye Kültür ve Tarih Ansiklopedisi, cilt: 1, s. 74).
Şu hâlde ruhsuzun biri bayrağımıza saldırdı mı onu daha çok sahiplenmek, densizin biri bayrağımızı gönderden aşağı indirmeye kalktı mı onu daha yükseklerde dalgalandırmak hem milli hem dini görevimizdir…
4- Türk Bayrağı’nın Önemi:
Dünyanın en güzel ve en anlamlı bayraklarından biri Müslüman Türk’ün şanlı bayrağıdır. Bu bayrak aynı zamanda göklerle yeryüzünün kucaklaşmasının sembolüdür. Yeryüzünden göklere, sonsuzluğa yükselmek isteyen yiğitler, kanını, canını gönül yapmış ve o yürekle seslenmiş yüce Allah’a… Bu yüzden sonsuzluğu isteyenlerin kanlarını temsil eden kırmızısıyla, barışı ve ebedi huzuru temsil eden beyazlık, buluşmuştur ay yıldızlı bayrakta. Bu bir anlamda ölümlü olan şehitlerle ezeli ve ebedi olan Yüce Mevla’nın buluşmasıdır. Bu nedenle Müslüman Türkün bayrağı İslâm, iman ve Tevhit kaynaklı güzelliklerinde bir sembolüdür. Tarihe sorarsanız o da size aynı şeyi söyleyecektir. Bu sebeple olmalı ki milli şair Mehmet Akif, Hilal uğruna şehit düşen Mehmetçiklere şöyle seslenmiştir:
“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in Arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”
Bu yüzden Müslüman Türk bayrağı ile problemi olanların, bu bayraktan rahatsız olanların, bu bayrağa saygı duymayanların İslâm, iman ve Türklük ile barış içinde olmaları da mümkün değildir.
Düşmanın Anadolu’yu işgal ederek Ankara’ya yöneldiğini haber alan Mustafa Kemal Paşa, 1920’de elinde Türk bayrağıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şöyle seslenmiştir:
“Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elmadağ’ına çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna ant içiyorum.” (Yaşar Çağbayır, AGE, s. 319-320).
Kısaca Müslüman Türk’ün kültüründe Kur’an, silah ve bayrağın ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Türk bayrağının bu manevi etkisiyle yüce Türk Milleti; Azerileri, Türkmenleri, Karabağlıları, Kürtleri, Çeçenleri, Çerkezleri, Gürcüleri, Lazları, Tatarları, Özbekleri, Kazakları, Kırgızları, Uygurları, Afganlıları, Ortadoğu’daki Müslüman Umurları bir bayrak altında buluşturmuştur. Boşnakları, Kosovalıları, Arnavutları, Pomakları, Muhacirleri, Romenleri, İspanya’dan kaçıp gelen Yahudileri, Anadolu’nun Rum ve Ermenilerini bir bayrak altında birleştirmiştir. Türk Bayrağı’nın gücü bu kadar etkilidir…
Bu güzel ve muazzam birlik, manevi cazibesini ayet ve hadislerden, hilâl ve yıldızdan, ruhunu da asil şehitlerimizin kanından almıştır. Kısaca bu, Türk Bayrağı’nın manevi gücüdür.
Bu sebeple Şair:
“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım” diye haykırmıştır…
Türk Milleti bayrağı ile öyle bütünleşmiştir ki, zaman olmuş kale burçlarına bayrak dikmiş, zaman olmuş Malazgirt’te, Kosova’da, Mohaç’ta bayrak açmış, zaman olmuş İstanbul surlarında bayrak dalgalandırmıştır. Sonra dalgalandırdığı bayrak yere düşmesin diye göğsünü siper etmiştir. Bu Millet, şehidiyle velisini bayrakla buluşturmuş, mezara bile bayrağı ile girmiş, mezarında hediye olarak bayrak kabul etmiş Bayraklı Baba’ların neslidir. Bu soylu Millet, düğününde bayrak kaldırmış, devlet büyükleri ölünce bayrak indirmiş, hacca giderken bayrak sallamış, askere giderken bayrak dalgalandırmış bir millettir. Kısaca bayrak olmadan devlet, devlet olmadan millet olmaz. Ve bu millet bayrağına saldıranı asla affetmez, bu böyle biline…
Sonuç olarak Müslüman Türk’ün bayrağı anlamlıdır. Ancak Arif Nihat Asya, “Bayrak” şiiriyle onun asırlar süren şerefli macerasını, Arabistan çöllerinden, Kafkasya dağlarına kadar uzanan destanını anlatınca o daha büyük anlam kazanmıştır. O, aziz bayrağı “kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü” şeklinde vasıflandırınca onun değeri bin kat daha artmıştır. Bayrağımızı selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozmak gelir içimizden. (Bk. Rıza Akdemir, Dini ve Milli Şiirler Antolojisi, S. 6-7).
Türk Bayrağının doğuşunu ve anlamını dile getiren bu yazıyı İstiklal Marşı’mızın son kıtası ile noktalıyorum:
“Dalgalan sende şafaklar gibi ey nazlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımızın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin İstiklal!”