Orucun Hikmeti ve Önemi

Yayınlama: 22.02.2026
31
A+
A-

ORUÇUN HİKMETİ VE ÖNEMİ:

1-Oruç Muhteşem Bir İrade ve Sabır Eğitimidir:

Madde ve ruh olmak üzere iki unsurdan yaratılmış olan insan hem maddî hem de manevî özelliklerle donatılmıştır. İnsan maddî yönü açısından başına buyruk ve başkalarının haklarına tecavüze eğilimli ve kendi menfaatini önceleyen bir varlıktır. Eğer onun bu yönü, terbiye edilmezse tehlikeli ve kötülük yapan bir varlığa dönüşebilir… (1)

Bu sebeple oruç, insanın manevi yönünü geliştirerek, onun maddi yönünü terbiye eder. Oruç, başkalarının hukukuna saygılı olma duygusu kazandırır, bireysel menfaatlerden önce toplumsal menfaatlerin öne çıkarılmasını hedefler. Bedeni korumak ve geliştirmek için yemeğe ihtiyaç olduğu gibi, ruhu korumak ve geliştirmek için de az yemeye veya bilinçli bir şekilde zaman zaman aç kalmaya ihtiyaç vardır. Dolayısıyla oruç beden ve ruh sağlığını dengede tutan önemli bir ibadettir.

Diyanet Takvimi’ne göre bir Müslüman bu Ramazan ayında (26 Nisan 2020) günde yaklaşık 15-16 saat oruç tutacaktır. Bu bilinçli davranış özünde muhteşem bir disiplin, bir irade eğitimi demektir. Aslında oruç, 15-16 saat aç kalmak, mideleri hapsetmek değil, kişinin bireysel anlamda kendi iç dünyasına yöneldiği, nefsini kontrol ederek kendisiyle yüzleştiği önemli bir disiplindir.

Kur’an’ın günlük hayatımıza kazandırdığı önemli değerlerden biri de sabırdır, sabırlı olmaktır. Aslında sabır, çaresiz bir bekleyiş değil, onurlu bir içsel direniştir. Mesela Yakup Peygamber oğlu Yusuf ‘u kaybedince şöyle demişti: “… Bu saatten sonra bana düşen, güzelce sabretmek olsa gerek. Ümidim odur ki, Allah yarın bir gün evlatlarımın hepsine yeniden kavuşmayı nasip eder…” (Yusuf, 12/83). Şu hâlde, Hz. Yakup sabırlı olmuş ama asla ümidini kaybetmemiştir. Sonra da evlatlarına kavuşmuştur.

“… Rabbimiz! Bize sabır ve dayanma gücü ver; direnme gücümüzü artır…” (Bakara, 2/250). “Ey Müminler! Allah yolunda karşılaştığınız zorluklara sabredin…” (Âl-i İmran, 3/200) gibi ayetler, zorluklar karşısında sabırlı olmayı, sabrederken de direnme gücünü artırmayı, yenilenmeyi emrediyor. Eyüp peygamber, yakalandığı amansız hastalıktan mukadder sonunun bekleyerek değil, iman ve sabır ile direnerek, hastalıkla mücadele ederek kurtulmuştur (bk. Sâd, 38/44).

Demek ki oruç, sabır ve direnme gücü kazandırarak ruhu hareketlendirmekte ve böylece bedeni kontrol altına almaktadır. Peki, sabır ve direnme gücü nasıl olmalıdır?

Sabır, zorluklar karşısında acizlik gösterip sıkıntılara teslim olmak değildir. Aksine Allah’ın inayetine güvenip zorlukları aşma iradesi göstermektir. Sabır, demiri eriterek, dağları delerek, denizleri yararak düzlüğe çıkmaktır. Sabır, kurbanlık İsmail’in peygamber olması için çölde hayat mücadelesi vermektir. Gazali sabrı, “İnanç gücünün bencil istek ve tutkulara karşı koyması” şeklinde tanımlar. Allah Peygamber’e “Azim sahiplerinin sabrettiği gibi sen de sabret” (Ahkâf, 46/35) demiş “Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin” (Bakara, 2/45) buyurmuştur. (2)

2- Oruç Etkili Bir Nefis Terbiyesidir:

Bir insan için hatta bir Müslüman için en tehlikeli şey nefistir, nefsin kötü istekleridir. Nefis insanı doyumsuzluğa, hırsa, kibir ve azgınlığa sürükleyebilir. Bunu Kur’an’dan öğreniyoruz.

Nefis bazen insanın gözünü boyar (Yusuf, 12/53), bazen kardeşi kardeşe düşürür (Maide, 5/30), bazen de ufacık bir çocuğu kuyuya attırır (Yusuf, 12/10). Bunları yapamazsa, doksan dokuz koyunu olan insandan, gözünü kardeşinin bir tek koyununa dikmesini ister (Sâd, 38/24). (3)

Nefsin hem iyi hem kötü yönüne dikkat çeken Cenab-ı Mevla şöyle buyurmuştur:

“Nefse ve onu düzgün biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve kötülükten sakınma yeteneğini ilham edene yemin olsun ki, nefsi arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/7-10).

“… Böylece oruç, insanı ‘kad eflaha men zekkâha/nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir’ (Şems, 91-/9) âyetinin sırrına erdirir. Nasıl ki, sadaka ve zekât inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse (Tevbe, 9/103), bedenin zekâtı olan oruçta (İbn Mâce, Sıyam, 44) insanı nefsinin hakimiyeti altında ezilmekten kurtarır.” (1)

Oruç Bencilliği, Cimriliği de Önler:

“… Çoğu insan bencilliği nedeniyle, Allah’ın kendisine lütuf olarak verdiği şeyi başkasıyla paylaşmaz. Hatta başkasında olan az bir şeye bile göz diktiği olur. Allah, bazı insanların rahmet hazinelerine sahip olsalar en ufak bir şeyi bile başkalarına vermeyeceklerini beyan etmektedir (İsra, 17/100). Şu hâlde oruç, insanın bencilliğini yok etmek için bir ilaç gibi, bir şurup gibi bizi beklemektedir.” (2)

3- Oruç Öfkeyi Kontrol Eder:

“İsra suresini açın bakın en temel genel ahlak prensiplerini orada bulursunuz. Bir huzurlu toplumun, refah toplumunun olması için ne gerekiyorsa o normların her birinin işaretleri orada var. İslâm toplumu merhamet ve adalet üzerine gelişti. Şimdi biz bunu kaybettik. İslâm dünyasında sosyal adaletten neden söz edemiyoruz? Eğer biz Kur’an’ı doğru anlasaydık bunu topluma aktaracaktık. Allah’ın nimeti herkese yetecek kadar boldu. Öyleyse İslâm dünyası neden bu halde? Bu kadar acımasızlığın olduğu, sosyal adaletin olmadığı, bir İslâm dünyasında şiddetin, öfkenin, nefretin, ayrışmanın olmaması mümkün değildir. Biz İslâm’ı anlayamadık…” (3)

Oruç bize adaleti, merhameti yeniden kazandırmalı ve öfkemizi kontrol etmeyi sağlamalıdır.

“… Öfke hem sahibinin hem çevresinin ruh dengesini bozar. Şiiliğin ayakta durmasının yegâne itici gücü öfke ve acıdır. Bütün dünya ve çoğunlukla İslâm Dünyası ile kavga içerisindedir. Böyle oluşan kimlik İslâm’ın rahmetini ne kadar taşıyabilir? Öfkeyle yoğrulan bir İslâm ve Müslümanlık öfke saçar. Sünni dünyada da farklı sebeplerle benzeri öfkelere rastlıyoruz. Kimlikleri yaşatmak için öteki kavramı da lazımdır…” (4)

“Üzülerek görüyoruz ki, günümüzde İslâm dünyasını şiddet, nefret dili ve ötekileştirme kasıp kavurmakta, en küçük bir farklılık bile ayrışma ve çatışmaya gerekçe yapılabilmektedir. Geride bıraktık- ları parlak İslâm medeniyetinin hâlâ devam edip etmediği konusunda tereddüt yaşayan veya devam ettiğine inanmaya kendilerini zorlayan Müslümanlar, bu şiddet, çatışma ortamını kendilerine hiç kondurmadıkları veya bunda paylarının olmasına hiç ihtimal vermedikleri için olacak, bütün yükü yıkabilecekleri bir sorumlu arayışına girmiş durumdadırlar…” (5)

Şu halde oruç, öfkeyi kontrol etmeyi amaçlayan, şiddet ve nefret dilini frenlemeyi hedefleyen, ötekileştirmeye karşı olan müstesna bir ibadettir. Sert, kırıcı ve şiddet içeren hastalıklı dili oruçla tedavi edebiliriz. Bu sebeple öncelikle ötekiyle değil kendimizle ilgilenmeliyiz. Ötekinin ne kadar günahkâr olduğuyla değil, bizim ne kadar iyi bir insan olup olmadığımızla ilgilenmeliyiz. İçimize dönelim, kalbimize yönelelim derken bunu anlatmaya çalışıyoruz. Oruç bize bunu vermelidir.

Yüce Allah, öfkesini yenen Müminleri sevdiğini şöyle beyan etmiştir:

“… Ayrıca onlar öfkelerini yener, insanların hata ve kusurlarını affederler. (Bilin ki) Allah işte böyle güzel sıfatlara sahip olanları sever.” (Al-i İmran, 3/134).

Bir Müslümanın oruç ile edineceği ahlakı ve öfke kontrolünü Hz. Peygamber (sav) de şöyle özetlemiştir: “Biriniz oruçluyken kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, hatta küfreden birine dahi sadece ‘ben oruçluyum’ desin.” (Müslim, ‘Sıyam’, 160).

error: Kopyalama Yasak