Merkezi Londra’da bulunan CharitiesAidFondation (CAF) adlı bir kuruluş, 2009 yılından beri düzenli olarak her yıl 150 kadar ülkede, sokaktaki vatandaşların düzenli bağış alışkanlıklarını ölçüyor ve bu araştırmanın sonuçları, tüm dünyada ilgiyle takip ediliyor ve hükümetler bu sonuçları ciddiye alarak politikalar belirliyorlar.
Dünyaca ünlü Gallup araştırma şirketine, nüfusu 500.000’den fazla olan şehir merkezlerinde yaptırılan çalışmada deneklere kendi dillerinde şu üç soru soruluyor:
1- Geçtiğimiz ay hiç tanımadığınız birilerine gelirinize göre önemli bir miktar para yardımında bulundunuz mu?
2- Geçtiğimiz ay bir sosyal yardım ya da hayır kuruluşuna bir maddi yardımınız oldu mu?
3- Geçtiğimiz ay herhangi bir herhangi bir kuruluşta, vakıfta veya dernekte gönüllü hizmette bulundunuz m? Bulunduysanız kaç saat bulundunuz?
Bu sorularla birlikte, son yıllarda kişilerin bireysel bağışlarının ülkelerin gayrisafi milli gelirlerine oranları da ölçülüyor. Son 16 yılın ortalamalarına baktığımızda vatandaşlarımızın bağış verme alışkanlıklarında dünyanın ilk 100 ülkesi arasına giremediğini üzülerek görüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, 2023 yılı raporunda vatandaşlarımızın yüzde 54’ü tanımadığı birine maddi destekte bulunduğunu, yüzde 18’i bir hayır kuruluşuna bağışta bulunduğunu, sadece yüzde 9’u bir hayır kuruluşunda gönüllü çalıştığını belirtmiş. Bu sonuçlarla da maalesef 142 ülke arasında 126. sırada yer alabilmişiz. 2010’lu yıllar boyunca da ortalamamız 140-150 ülke arasında 120. sıranın üzerine hiç çıkamamışız. Hemen her yıl listenin ilk sıralarını, Uzakdoğu’nun Myanmar, Kamboçya, Vietnam, Nepal gibi Budist ya da Hinduist ülke vatandaşlarıyla, Danimarka, İsveç, Hollanda, Norveç, Yeni Zelanda, Kanada gibi gelişmiş batı ülkeleri ve Japonya vatandaşları paylaşmışlar. Son yıllarda fakir Afrika ülkeleri de üst sıralarda yerini almaya başlamış. Özellikle de vatandaş bağışlarının ülke milli gelirleriyle oranı açısından son yılın şampiyonu, gelirlerinin yüzde 2,88’ini verebilen Nijerya vatandaşları olmuş. Bizim vatandaşlarımızın gelirlerinin sadece yüzde 1,7’sini verebildikleri de son raporda yer almış.
Vakıflar Genel Müdürlüğünde Dış İlişkiler Daire Başkanı olarak çalıştığım yıllarda, CAF’ın bu raporları benim de dikkatimi çekmiş ve sonuçların vatandaşlarımız açısından neden bu denli düşük olduğunu sorgulamıştım. 2015 yılı Ocak ayında Ankara’da “Dünya Bağışçılık Endeksi Paneli”ni organize ederek, hem CAF genel direktörünü, hem de Gallup temsilcisini davet ederek, İHH, Diyanet Vakfı, TEMA, TÜSEV gibi kuruluşlarımızın yetkilileri ile Vakıflar Genel Müdürlüğü bürokrasisini tartıştırdım. Ortaya çıkan sonuç özetle şu olmuştu: Ülkemiz devlet ve hükümet bazında, dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkesi olmasına rağmen, bireysel bazda vatandaşlarının okul öncesinden başlayarak eğitimde diğerkâmlığını artırmada, hayır kurum ve kuruluşlarının şeffaflığını ve denetimini ve güvenilirliğini sağlamada, gönüllü hizmeti yaygınlaştıracak çalışma ortamları ve düzenlemeleri sağlamada yetersiz kaldığı için bu olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Toplumumuzda dini hassasiyetler ve motivasyonlarla verme alışkanlığı kazanan önemli bir kesim bulunsa da, bunu toplumumuzun geneline yayma konusunda eksikliklerimiz var. Bir kısım dindarlarımızın da dinin emri olan zekât, fitre ve sadaka olarak pratiğe dökülen infak kavramı konusunda yeterince duyarlı olmadıklarını da zaman zaman gözlemleyebiliyoruz.
İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı, bir arınma ve yenilenme ayı olarak, aslında maddi kazançların da temizlenmesi için bir fırsat. Zekât kelime manası ile temizleme anlamı taşıyor ve Kur’an’da namazla birlikte en çok zikredilen “emir”. Yüksek enflasyonun gelir dağılımını tamamen bozduğu son yıllarda mal ve imkânlar halkın %20’sinde yoğunlaşırken, yüzde 80 insanımız her geçen gün fakirleşiyor. Azıcık maddi imkânı olanların kendi oturdukları evleri ve varsa lüks olmayan araçları dışındaki mallarını mutlaka temizlemeleri ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaları dinin kesin bir emri. Gerek zekât konusunda gerekse bayram namazından önce verilmesi gereken fitreler konusunda, kılı kırk yararak ince hesaplamalar yapmaktan ziyade, canımızı acıtacak hatta zaman zaman kendimizi zora sokacak derecede vermeden bu dinin müntesibi olma iddiamız gerçekçi olmayacaktır.
Müslüman Türk halkı olarak bilmeliyiz ve anlamalıyız ki, dünyada Müslüman olmayan halklar bizden daha fazla veriyor. El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış. Bu konuda da hamasi söylemler bizi yanıltmasın. Uluslararası bağımsız araştırmalar yalan söylemez.