​Ben Bir Eski Çıkrık…

Yayınlama: 28.07.2026
A+
A-

​Ben Bir Eski Çıkrık…

​Beni tanıdınız mı?

​Yıllar yılı bir odanın en mutena köşesinde, bazen de bir ahşap elektrik direğinin dibinde tıkır tıkır dönen o emektarım ben. Şimdilerde eski bir samanlığın loşluğunda, belki bir evin çatı katında ya da bir şark köşesinde sessizce durduğuma bakmayın; benim sesim bir zamanlar bu toprakların nabzı, evlerin huzur veren ninnisiydi.

​Benim adım Çıkrık.

​Bugün size, o eski günlerin, üzerime sinen keten kokulu çocuklukların ve yüreği güzel insanların hikayesini anlatmaya geldim.

​Bir Zamanlar Biz Yaşardık…

​Ben dile gelmeyeyim de kim gelsin? Gövdemi yontan o eski marangozun el emeği, çarkımı döndüren o nasırlı eller hâlâ dün gibi hafızamda. Ben sadece kuru bir tahta parçası, demir bir mil değilim; ben bir devrin şahidiyim.

​Daha dün gibi hatırlıyorum; yaz sonu gelip de derelerden o keskin, ekşimsi keten kokusu yükselmeye başladığında benim de kalbim heyecanla çarpmaya başlardı. Ah, o dereler… Keten demetleri günlerce serin sularda yatırılır, akıp gitmesinler diye üzerlerine ağır akarsu taşları konurdu. Çocuklar o taşların üzerinde sek sek oynar, derenin köpükleriyle ketenlerin sarı saçları birbirine karıştırırdı. O sudan çıkan ketenler güneşte kurur, mengenede kemikleri kırılır gibi ezilir, demir dişli taraklarda taranıp ipek gibi tel tel ayrılırdı.

​Andan sonra sıra bana gelirdi.

​Sokak Arasındaki Dev Atölye

​Hani şimdilerde her şeyin fabrikalarda, ruhsuz makinelerde saniyeler içinde üretilip tüketildiği o çağ var ya… Bizim zamanımızda öyle kolay değildi üretmek. Emek isterdi, sabır isterdi, en çok da bir arada olmak isterdi.

​En çok da sokaktaki o ahşap elektrik direklerinin dibine kurulduğum günleri özlüyorum. Sokak boylu boyunca bizim atölyemiz olurdu. Bir uca beni sabitlerlerdi, sokağın diğer ucuna ise büküldükçe kısalan ipin gerginliğini alsın diye o tekerlekli sehpaları yerleştirirlerdi.

​Çarkım dönmeye başladığında, ahşap gövdemden dökülen o “tıkır… tıkır… tıkır…” sesi sokağın neşesi olurdu. Çocuklar sıraya girerdi kolumu çevirmek için. Bir çocuk heyecanla koluma asılır, diğer uçta usta eller lifleri kontrol eder, aradaki o ahşap kılavuz takozu iplerin arasında bir mekik gibi usulca kayardı. Keten telleri birbirine sarıldıkça, direkten direğe uzanan o hat üzerinde, kolay kolay kopmayacak, zamana meydan okuyacak sapa sağlam halatlar doğardı.

​O sokakta sadece ip bükülmezdi; hayat bükülür, komşuluk pekişir, dostluklar ilmek ilmek örülürdü.

​Asiye Yengeye Rahmet Olsun

​Şimdi geriye dönüp baktığımda, çarkımın dönüşünde en çok da o güzel insanların yüzlerini görüyorum. Bizim sokağın bir kraliçesi vardı: Asiye Yenge.

​Ruhu şad olsun, o ne asil, ne eli yatkın bir kadındı… Mahallenin, köyün hem anası, hem ustası, hem danışılanıydı. Ketenin dilinden en iyi o anlardı. Hangi keten derede ne kadar kalacak, hangi lif nasıl taranacak, çarkın dönüşü hızı ne olacak; hepsini o bilge yüreğiyle bilirdi.

​Kimin bir işi olsa, “Asiye Yenge!” diye kapısı çalınsa, işini gücünü bırakır, koşa koşa gelirdi. Benim başıma geçtiğinde, o usta elleriyle keten liflerini öyle bir beslerdi ki milime, sanki bana can üflerdi. Ben dönerdim, Asiye yenge bükülmüş ipleri gözleriyle süzerek tatlı tatlı gülümserdi. O güldükçe sokak şenlenir, o ürettikçe dünya daha güvenli, daha sıcak bir yer olurdu.

​Biz onunla, o sokaktaki ahşap direğin dibinde sadece keten eğirmedik; bir ömrü paylaştık, imeceyi, sevgiyi ve o karşılıksız yardımlaşmanın asaletini gelecek nesillerin zihnine kazıdık.

​Şimdilerde Sessizim Ama…

​Bugün artık sokaklarda ahşap direkler azaldı, ketenler derelerde ıslatılmıyor, Asiye yengeler o güzel atlarına binip gittiler. Ben de bir köşede sessizce oturmuş, o eski günlerin hayaliyle avunuyorum.

​Ama ne zaman bir yerlerde; ahşap bir direğin kokusunu duyan, derenin şırıltısında keten bağlarını hatırlayan ve çocukluğunun o tıkır tıkır işleyen çıkrık sesini özleyen bir dosta rastlasam, işte o zaman üzerimdeki tozlar siliniyor. Çarkım yeniden dönmeye, kalbim yeniden atmaya başlıyor.

​Çünkü biliyorum ki; biz o sokaklarda sadece keten ip yapmadık. Biz, unutulmayacak kadar güzel, kopmayacak kadar sağlam bağlar kurduk.

​Hâlâ o sesi duyanlara, o günleri yüreğinde yaşatanlara selam; göçüp giden o koca çınarlara, Asiye yengeye rahmet olsun…