Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ben Bir Eski Çıkrık…
Beni tanıdınız mı?
Yıllar yılı bir odanın en mutena köşesinde, bazen de bir ahşap elektrik direğinin dibinde tıkır tıkır dönen o emektarım ben. Şimdilerde eski bir samanlığın loşluğunda, belki bir evin çatı katında ya da bir şark köşesinde sessizce durduğuma bakmayın; benim sesim bir zamanlar bu toprakların nabzı, evlerin huzur veren ninnisiydi.
Benim adım Çıkrık.
Bugün size, o eski günlerin, üzerime sinen keten kokulu çocuklukların ve yüreği güzel insanların hikayesini anlatmaya geldim.
Bir Zamanlar Biz Yaşardık…
Ben dile gelmeyeyim de kim gelsin? Gövdemi yontan o eski marangozun el emeği, çarkımı döndüren o nasırlı eller hâlâ dün gibi hafızamda. Ben sadece kuru bir tahta parçası, demir bir mil değilim; ben bir devrin şahidiyim.
Daha dün gibi hatırlıyorum; yaz sonu gelip de derelerden o keskin, ekşimsi keten kokusu yükselmeye başladığında benim de kalbim heyecanla çarpmaya başlardı. Ah, o dereler… Keten demetleri günlerce serin sularda yatırılır, akıp gitmesinler diye üzerlerine ağır akarsu taşları konurdu. Çocuklar o taşların üzerinde sek sek oynar, derenin köpükleriyle ketenlerin sarı saçları birbirine karıştırırdı. O sudan çıkan ketenler güneşte kurur, mengenede kemikleri kırılır gibi ezilir, demir dişli taraklarda taranıp ipek gibi tel tel ayrılırdı.
Andan sonra sıra bana gelirdi.
Sokak Arasındaki Dev Atölye
Hani şimdilerde her şeyin fabrikalarda, ruhsuz makinelerde saniyeler içinde üretilip tüketildiği o çağ var ya… Bizim zamanımızda öyle kolay değildi üretmek. Emek isterdi, sabır isterdi, en çok da bir arada olmak isterdi.
En çok da sokaktaki o ahşap elektrik direklerinin dibine kurulduğum günleri özlüyorum. Sokak boylu boyunca bizim atölyemiz olurdu. Bir uca beni sabitlerlerdi, sokağın diğer ucuna ise büküldükçe kısalan ipin gerginliğini alsın diye o tekerlekli sehpaları yerleştirirlerdi.
Çarkım dönmeye başladığında, ahşap gövdemden dökülen o “tıkır… tıkır… tıkır…” sesi sokağın neşesi olurdu. Çocuklar sıraya girerdi kolumu çevirmek için. Bir çocuk heyecanla koluma asılır, diğer uçta usta eller lifleri kontrol eder, aradaki o ahşap kılavuz takozu iplerin arasında bir mekik gibi usulca kayardı. Keten telleri birbirine sarıldıkça, direkten direğe uzanan o hat üzerinde, kolay kolay kopmayacak, zamana meydan okuyacak sapa sağlam halatlar doğardı.
O sokakta sadece ip bükülmezdi; hayat bükülür, komşuluk pekişir, dostluklar ilmek ilmek örülürdü.
Asiye Yengeye Rahmet Olsun
Şimdi geriye dönüp baktığımda, çarkımın dönüşünde en çok da o güzel insanların yüzlerini görüyorum. Bizim sokağın bir kraliçesi vardı: Asiye Yenge.
Ruhu şad olsun, o ne asil, ne eli yatkın bir kadındı… Mahallenin, köyün hem anası, hem ustası, hem danışılanıydı. Ketenin dilinden en iyi o anlardı. Hangi keten derede ne kadar kalacak, hangi lif nasıl taranacak, çarkın dönüşü hızı ne olacak; hepsini o bilge yüreğiyle bilirdi.
Kimin bir işi olsa, “Asiye Yenge!” diye kapısı çalınsa, işini gücünü bırakır, koşa koşa gelirdi. Benim başıma geçtiğinde, o usta elleriyle keten liflerini öyle bir beslerdi ki milime, sanki bana can üflerdi. Ben dönerdim, Asiye yenge bükülmüş ipleri gözleriyle süzerek tatlı tatlı gülümserdi. O güldükçe sokak şenlenir, o ürettikçe dünya daha güvenli, daha sıcak bir yer olurdu.
Biz onunla, o sokaktaki ahşap direğin dibinde sadece keten eğirmedik; bir ömrü paylaştık, imeceyi, sevgiyi ve o karşılıksız yardımlaşmanın asaletini gelecek nesillerin zihnine kazıdık.
Şimdilerde Sessizim Ama…
Bugün artık sokaklarda ahşap direkler azaldı, ketenler derelerde ıslatılmıyor, Asiye yengeler o güzel atlarına binip gittiler. Ben de bir köşede sessizce oturmuş, o eski günlerin hayaliyle avunuyorum.
Ama ne zaman bir yerlerde; ahşap bir direğin kokusunu duyan, derenin şırıltısında keten bağlarını hatırlayan ve çocukluğunun o tıkır tıkır işleyen çıkrık sesini özleyen bir dosta rastlasam, işte o zaman üzerimdeki tozlar siliniyor. Çarkım yeniden dönmeye, kalbim yeniden atmaya başlıyor.
Çünkü biliyorum ki; biz o sokaklarda sadece keten ip yapmadık. Biz, unutulmayacak kadar güzel, kopmayacak kadar sağlam bağlar kurduk.
Hâlâ o sesi duyanlara, o günleri yüreğinde yaşatanlara selam; göçüp giden o koca çınarlara, Asiye yengeye rahmet olsun…