Bir Mezuniyet Yolculuğu V

Yayınlama: 30.08.2026
A+
A-

Bir Mezuniyet Yolculuğu V: Florya’nın Serinliğinden Eyüp Sultan’ın Manevi Göğüne ve Eve Dönüş

​Aziz dostlar, gönül yoldaşlarım…

​O heyecan dolu keplerin göğe yükseldiği, gurur gözyaşlarının yanaklarımızı ıslattığı o muazzam törenin ardından Turkcell Basketbol Gelişim Merkezi’nin o mahşeri kalabalığından yavaş yavaş sıyrıldık. Şehrin tatlı yorgunluğu üzerimize çökerken, kendimizi İstanbulluların nefes borusu sayılan o güzelim mekâna, İBB Florya Sosyal Tesisleri’ne attık. Deniz kenarında, martı seslerinin dalga seslerine karıştığı mükemmel bir mesire yeri burası…

​Tesisler randevu sistemiyle çalıştığı için yemeğimizi beklerken önümüzde yaklaşık iki saatlik tatlı bir vakit belirdi. Çaylarımızı yudumlarken, bir yandan denizin serinliğini içimize çektik, bir yandan da az önce yaşadığımız o unutulmaz mezuniyet töreninin geniş bir kritiğini yaptık. “Evladımız neredeydi, kepler nasıl havada süzüldü, organizasyonda kim nerede hata yaptı?” derken vakit su gibi aktı gitti. Sıramız gelip masaya kurulduğumuzda yemeklerin lezzeti ve son derece ekonomik oluşu yüzümüzü bir kez daha güldürdü. Hani olur da yolunuz Florya taraflarına düşerse, aklınızda bulunsun; uğrayıp hem denizin tadını çıkarın hem de karnınızı afiyetle doyurun derim.

​Yemeğin ve üzerine içilen o şifa niyetine çayların ardından, İstanbul gezimizin manevi tacını takma vakti gelmişti. İstikametimiz; Haliç’in kıyısında bir huzur beldesi olan Eyüp Sultan’dı.

​Eyüp Sultan Türbesi ve Camii, sadece bu aziz şehrin değil, bütün İslam coğrafyasının kalbinin attığı en müstesna manevi merkezlerden biridir. Zira burada, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammad’i (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde evinde aylar boyunca misafir etme şerefine erişmiş o kutlu sahabe, Hz. Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî medfundur. İstanbul’un o ilk Müslüman kuşatmalarından birinde şehit düşen bu ulu çınarın kabri, şehrin fethinden sonra Akşemseddin Hazretleri’nin manevi keşfiyle bulunmuş; Fatih Sultan Mehmet Han tarafından 1450’li yıllarda buraya bir türbe ve cami inşa ettirilmiştir. Asırlar boyunca Osmanlı padişahlarının kılıç kuşanıp sefer duasına çıktığı bu mukaddes mekâna adım atmak bile insana ayrı bir huşu veriyor.

​Biz de türbe ziyaretimizi yapıp, dualarımızı ettik. Cenab-ı Hak kabul buyursun, evlatlarımızın geleceği ve vatanımızın huzuru için gönlümüzden geçenleri niyaz eyledik. Ziyaret sonrası tarihi meydandaki dükkânlara uğrayıp eşe dosta küçük hediyelikler aldık. Kahvemizi içip yorgunluk atmaya çalışırken, vefakar oğlumuz Hakan akşamdan hazırladığımız valizleri almak üzere otelimize doğru seğirtti. Hakan eşyalarla dönene kadar vakit tamam oldu ve akşam namazını Eyüp Sultan Camii’nin o mistik atmosferinde eda etmek nasip oldu, elhamdülillah.

​Namazın ardından vuslat vakti gelmişti; yavaş yavaş otogarın yolunu tuttuk. Saatler 23.30’u gösterdiğinde otobüsümüz memlekete doğru hareket etti.

​Lakin gelin görün ki, gidişimiz ne kadar huzurluysa dönüş yolculuğumuz bir o kadar meşakkatli başladı! İlk evla canımızı sıkan, hemen önümüzde oturan genç bir çift oldu. Oturdukları koltukları arkaya doğru iyice yatırıp adeta bizim hava sahamızı ihlal ettiler. İlk molada kendilerini nezaketle uyararak koltukları düzelttirdim. Fakat mola dönüşü tekrar aynı şeyi yapmaya yeltendiler! Bu kez bir muallim kararlılığıyla direndim tabii; izin almadan, arkadakini hiçe sayarak koltuk yatırılmasına müsaade etmedim. Toplu taşımada kul hakkı ve nezaket her şeyden önce gelir, öyle değil mi dostlar?

​Gecenin siyahi örtüsü yerini gündüzün ilk aydınlıklarına bırakırken, nihayet memleketin sınırlarına girdik. Son birkaç günün getirdiği tatlı yorgunluk ve uykusuzluk sebebiyle sultanımla pek konuşamadık; uyur uyanık bir halde Biga’yı geride bıraktık. Biga çıkışında otobüste personel ve bizden başka kimse kalmamıştı. Şoförümüz ve muavinimizle sohbet ede ede, günün ilk ışıklarıyla birlikte Çan Otogarı’na ayak bastık.

​Böylelikle hem bir gezimizin, hem evladımızın mezuniyet yolculuğunun hem de bu haftaki yazımızın sonuna gelmiş olduk. Hani derler ya; “Her yolculuk aslında insanın kendi iç dünyasına yaptığı bir seyahattir.” Biz de hem evlat gururunu yaşadık hem İstanbul’un tarihini ve maneviyatını bir kez daha soluduk.

​Sürç-i lisan ettiysek affola…

​Haftaya yeni konularda, yeni sohbetlerde buluşmak umuduyla, sağlıcakla ve muhabbetle kalın…