Ocak Başı

Yayınlama: 12.10.2026
A+
A-

Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adıyla

Bu defa, 1999 Aralık’ında kaleme aldığım bir yazıyla içinizi ısıtmak istiyorum. Yazıyı aynen paylaşıyorum.

 Yıllar önce TRT’nin böyle sıcak bir programı vardı. O sohbetlere ateşin sıcaklığı ve tadı karışıyordu. Şimdilerde ocak da ocak başı da yok. Artık birçok kelime ve terim, hatta deyim tarihin derinliklerine gömülürken kaybolan bu değerleri muhafaza etmenin yollarını aramalıyız.

Sobalar çıktığından beri çocuklarımız ateşin rengini, isini, küllenmesini, korunu, cılgasını, üflenmesini bilmiyorlar. Şimdilerde hayatımıza büyük ölçüde giren kaloriferlerle – iyi ki girmiş – artık soba sıcaklığını, kestane pişirmeyi, kova koyup kül boşaltmayı, hatta odunu, kömürü de unuttular.

Benim çocukluğumda muhacirlikten sonra yapılmış bir evde oturuyorduk. Evimizin kara taştan yapılmış, kemerli, kocaman bir ocağı vardı. Kemerli yerin ortasında ateş yanar, iki tarafında pöstekiler üzerinde oturulur, hatta uzanılıp uyunurdu.

Sonra ocakta “bileki ekmeği” denilen bir ekmek pişirilirdi ki tadı hâlâ damağımdadır.“Bileki taşı” denilen, içi oyulmuş, yuvarlak bir taş vardı. O taş iyice kızdırılır, mayalanmış mısır hamuru bu kızgın taşın içine konur, ocak iyice temizlendikten sonra ekmek oraya kapatılır, taşın üzerinde ateş yakılarak ekmek pişirilirdi.

Ocak başı “aşkana (aşhane)” idi ve bizim o evimizde buranın aydınlığı bacadan gelirdi. Pencere yoktu. Ben o bacayı hep çadır penceresine benzetiyorum. Geleneği de ona bağlıyorum.

Bazen bizim o ocak başına yeni doğmuş buzağı üşümesin diye misafir olurdu. Ama Karadeniz’de aşkanada yatılmazdı, orası oturma yeri idi. Halen o eski evlerde kemerli ocaklar vardır.

Batıda, yani Çan’da (Çanakkale’de) bizim ocakların yerini bacaların aldığını gördüm. Ama artık bacalar da görevini sobalara bırakmıştı.

Sonra şehirlerde bacaların şömine olduğunu gördüm. Filmlerde çok romantik gösterilen bu şömineler bana ocağın karalarını, önün ısınırken sırtının donuşunu, kül ve kömür tozunu hatırlatır.

Ama artık çocuklarımız çıttak, esevü, alev, duman, is, közlemek gibi tabirleri bilmeyecek. Tabii ki eski, alevli, sıcak, samimi ocak başı sohbetlerinin yerini kaloriferin ılık, dağınık, yaygın muhabbetleri alacak. Hangisi hoş, bilmem ki… Galiba ikisinin de tadı ayrı.