Bedir Galibinden Sakarya Galibine: İki Mustafa

Yayınlama: 06.09.2026
Düzenleme: 06.09.2026 19:54
A+
A-

Dini ve milli değerlerimizin coşkuyla yaşandığı, zaferlerle dolu bir ayı, ağustos ayını geride bırakıyoruz. Ağustos ayında,1473 Otlukbeli savaşı, 1514 Çaldıran savaşı, 1526 Mohaç Meydan muharebesi gibi önemli savaşlar yapılmış ve zaferler kazanılmıştır. Ayrıca bu ay içerisinde Mevlit Kandili’ni idrak ettik, Malazgirt zaferinin yıldönümünü ve Büyük Taarruz ’un 104’üncü yıl heyecanını, Türk milleti olarak birlikte yaşadık. Vatanımızın önemini hatırladık, şehit ve gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle andık.

Buradan hareketle dini ve milli liderlerimizden iki büyük ismi, “İki Mustafa” yı bir kez daha hatırlayalım ve anlamaya çalışalım. “Mustafa” kelimesi, seçilmiş, tercih edilmiş, anlamlarına gelmektedir. İslâm dünyası için Muhammed Mustafa’nın, Türk milleti için de Mustafa Kemal’in seçilmiş olduğunu düşünüyorum.

Ancak Müslüman Türk milletine bu iki önemli şahsiyet, İki Mustafa doğru bir şekilde anlatılamamıştır. Ve hâlâ yanlış anlatmaya ve anlamaya devam ediyoruz. Hatta bazen bilerek veya bilmeyerek İki Mustafa’yı karşı karşıya getiriyoruz. Büyük veballerimizden biri de budur. Bu vebali işlediğimizden beri başımız beladan kurtulmuyor. Hâlâ Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal üzerinden birbirimizi perişan ediyoruz.

Kimileri İki Mustafa’yı karşı karşıya getirmeye çalışırken mesela Mustafa Kemal Paşa, Hz. Muhammed Mustafa’yı şöyle anlatmıştır:

“Peygamber Efendimiz. …, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar o ölümsüzdür.” (1)

Meşhur Balıkesir hitabesinde de Mustafa Kemal Atatürk, Allah, Peygamber ve Kur’an ile ilgili şu mükemmel ifadeleri kullanmıştır:

“Tanrı birdir, büyüktür. Cenab-ı Peygamber Hatemü’l-Enbiya (son peygamber) olmuştur ve kitabı, Kitab-ı Ekmel’dir.”

Ne kadar güzel, kibar ve zarif ifadeler değil mi?

İsmet Paşa döneminde Başbakanlık yapmış İlahiyat Hocası Prof. Dr. Şemsettin Günaltay Sakarya galibi büyük komutanın Bedir galibi yüce Peygamberi şöyle anlattığını naklediyor:

“Atatürk’ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi. Beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed’in Büyük Bedir cengini adım adım gösteriyordu.

Hz. Muhammed ve onun peygamberliği kadar, büyük askeri dehasına da hayran olan eşsiz Sakarya Galibi, Bedir Galibini göklere çıkarırken, ‘Onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar’ diye heyecanlandı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün son sözü şu olmuştu:

‘Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır’ diye gözlerini uzak çöllere ve kutlu topraklara doğru çevirdi.” (2)

Hz. Muhammed Mustafa, İnsanlığı taşlara, ağaçlara ve putlara tapmaktan, onlara kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul olmayı öğretmiştir. Dolayısıyla o, insanlığı sanal ilahlardan, sahte tanrılardan kurtarmıştır. Mustafa Kemal ise, Türk milletini saltanata, padişaha, şıha, şeyhe kul olmaktan kurtarıp aydınlık Cumhuriyetin özgür ve eşit bireyleri yapmıştır. Bu nedenle Hz. Muhammed Mustafa’ya da Mustafa Kemal Atatürk’e de Müslüman Türk milleti olarak minnet borçluyuz.

Kur’an’ı Oklayan Halifeden O’nu Türkçeye Tercüme Ettiren Mustafa Kemal Paşa’ya:

Emevî hanedanının veliahdı Abdülmelik, diz çökmüş Kur’an-ı Kerim okurken kendisine halife olduğu bildirilmiştir. Halife olduğunu öğrenen Abdülmelik’in, ilk yaptığı işin, Kur’an’ı bir kenara fırlatarak, “Bu benimle senin ayrılman demektir” dediği rivayet edilir. Bu sözüyle o, kişisel görüşünü değil saltanatın ortak tavrını göstermiştir. (3)

Abdülmelik’in oğlu Emevî Sultanı Velid’de babasından geri kalmaz, bir defasında Kur’an’ı kendisine ok hedefi yapmış ve attığı oklarla Kur’an’ı parçalamış biridir. (4)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

“Haberiniz olsun, iman çarkı (ilelebet) dönecektir. Bu çark her nerede dönüyorsa Allah’ın kitabına uygun olarak döndürün. Haberiniz olsun sultan ve Kitap birbirinden ayrılacaktır. Sakın siz kitaptan ayrılmayın…” (5)

Bu hadis, saltanatın ve zalim bir sultanın gerçek yüzünü anlatmaktadır. Hz. Peygamber’in bu hadisine rağmen hâlâ bazı Müslümanların Kur’an’ın yanında değil de saltanatın yanında saf tutmalarını ve sultanları göklere çıkarmalarını da anlamak mümkün değildir.

Peki, Mustafa Kemal Atatürk ne yapmıştır?

Herkesin karşı çıkmasına rağmen o, Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye tercüme ettirmiş, Elmalı gibi âlim birine onu tefsir ettirmiştir. Bununla yetinmemiş Hz. Peygamber’in hadislerinden meydana gelen Sahih-i Buhari’yi de tercüme ve şerh ettirerek Türk milletinin istifadesine sunmuştur. Böylece o, yüce İslâm dininin iki temel kaynağı olduğunu göstermiş ve bağnazlığa geçit vermemiştir.

Abdülmelik ve oğlu Velid’i halife diye göklere çıkaranlar, dine cephe aldı diye Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirebiliyorlar. Bir Müslüman bu kadar düşüncesiz olabilir mi?

Bugün İslâm dünyasının yıldızıdır Türkiye… Aydınlık Cumhuriyetin kazandırdığı özgürlük ve huzur ortamında modern bir hayata uyum sağlamış bir Türk milleti vardır. Bakın İslâm ülkelerine Türkiye gibi gelişmiş olanı var mı? Bunu biraz da Atatürk ve silah arkadaşlarının ileri görüşlülüğüne borçlu değil miyiz?

Önemli bir noktaya daha işaret ederek konuyu bitirelim:

Cuma namazını Mustafa Kemal Atatürk sayesinde kıldığımızı biliyor muyuz?

Cuma namazının sahih olmasıyla ilgili şartlardan biri de halifenin izni meselesidir. Halifenin izin ve yetki vermediği camide, Cuma namazı kılınmaz, denilmiştir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, “Türkiye’de Cuma namazının edası için Ulû’lemr’in (halifenin, devlet başkanının) izini mevcut mudur?” sorusu gündeme gelmiş ve konu hararetle tartışılmıştır.

“… Hilafetin ilgası sırasında, Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Cuma namazı konusu (bu yönüyle, AK.) tartışılmıştır. Seyyid Bey, bu konuyla ilgili bir kitap kaleme almıştır. Bu kitapta: ‘Hilafetin Hz. Ali (ra.)’den sonra krallığa dönüştüğü tezi ileri sürülmektedir.’

Bu tartışmalar, 16 Şubat 1933 yılında Mustafa Kemal’in emri ile; izin talebinde bulunan bütün cemaatlere (köy veya şehir) izin verileceğinin tamim edilmesi üzerine kesilmiştir. Şu anda milyonlarca Cuma cemaati, Mustafa Kemal’in izni ve onu takip eden yönetimlerin tasvibi ile toplanmaktadır.” (6)

“Bazı çevreler ısrarla Mustafa Kemal’in ‘Hilafeti ilga ettiği ve şer’î kanunları yürürlükten kaldırdığı için’ İslâm’a inanmadığını savunmaktadırlar. Ancak aynı çevreler 16 Şubat 1933 tarihinde Mustafa Kemal’in emriyle verilen izinle Cuma namazlarını eda etmektedirler. Feraset sahibi her Müslüman kabul eder ki; bu çevrelerin iddiaları ile amelleri arasında korkunç bir tezat vardır. İşin ilginç yönü bu kimseler tezatlarını, yaygaralarıyla bastırma gayretindedirler.” (7)

Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği izin ve yetkiyle Cuma namazı kıldıranların on Kasım’da ona bir Fatiha’yı çok görmelerini de ibretle izliyoruz.

Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun, Mustafa Kemal Atatürk hazretlerinin ve silah arkadaşlarının da ruhları şâd olsun. Bütün şehitlerimize ve vefat etmiş gazilerimize Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Ülkemiz var, milletimiz sağ olsun…

Mevlit Kandilimiz ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun…

—————————————————————————————————————

KAYNAKLAR:

1- Kocatürk, 208 ‘den Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, sf. 26, DİBY.

2- Ahmet Gürtaş, AGE, sf. 28-29.

3- Bk. Celalettin Vatandaş, Vahiyden Kültüre, sf. 374, PINAR YAYINLARI.

4- Bk. Celalettin Vatandaş, AGE, sf. 371.

5- İbn Hacer, el-Metalibu’l-Âliye, 4/267; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 5/228 ’den Celalettin Vatandaş, AGE, sf. 81.

6- Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet/ Delilleriyle İslâm İlmihali, cilt. 1, sf. 320, MİSAK YAYINLARI.

7- Yusuf Kerimoğlu, AGE, cilt: 1, sf. 320, dipnot: 504