Kültürel Miras kavramı geçmiş nesiller tarafından oluşturulmuş ve evrensel değerlere sahip olduğuna kanaat getirilen eserlere verilen genel bir tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavram içerisinde yer alan “miras” kelimesi hepimizin aşina olduğu; ‘birisine ölen bir yakınından kalan mal mülk veya para servet’ olarak aklımıza gelmektedir. Fakat Kültürel Miras ise biraz farklıdır. Sözlük anlamında olduğu gibi aklımıza hemen para pul, mal mülk değil; kültür, değerler ve gelenek görenekler gelmelidir.
“Tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıkları dünyaya tanıtmak, toplumda söz konusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle yok olan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla UNESCO’nun 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan 17. Genel Konferansı kapsamında, 16 Kasım 1972 tarihinde ‘Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’ kabul edilmiştir. 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı kanunla katılmamız uygun bulunan bu Sözleşme, 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.” (1)
UNESCO o tarihten günümüze Dünya Miras Listesi’ne ülkemizden 21 adet eser almıştır. Bunlar içerisinde şehitler diyarı ilimiz Çanakkale’nin de “Troya Arkeolojik Alanı” 1988 yılı içerisinde kaydedilmiştir.
Çanakkale ilimiz ve benim de doğup büyüdüğüm Çan ilçesi ilk çağlardan beri insan oğlunun yaşadığı yerleşim yerlerinin başında gelmektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu nedenle Troya Arkeolojik Alanı Dünya Miras listesinde haklı olarak yerini almıştır. Çocukluğumun geçtiği, ilk ve orta tahsilimi yaptığım şirin Çan ilçemiz ise maalesef Kültürel Miras’ın korunması bilincinden biraz uzak kalmıştır.
İlk aklıma gelen orta tahsil sürecimiz 1980’lerdeki Çan’ı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Her gün Çan merkezden geçip Çan Lisesi’ne okulumuza yürüyerek gittiğimiz sokaklar gözümde canlanıyor. Maalesef bu gün aradan neredeyse yarım yüzyıllık bir süre geçtiği halde o dönemden eser kalmamış gibidir. Gönül isterdi ki o sokaklardan, o mahallelerden biri olduğu gibi bu güne kadar korunsun. Hatta ve hatta şehir merkezi aynen korunsun, yeni yerleşimler bu eski şehrin dışına yapılsın.
Maalesef mezun olduğum 18 Eylül İlkokulu (Şimdiki 23 Eylül Ortaokulu), Çan Lisesi… binaları bu gün yok. Binaların yenilerinin yapılması ile birlikte benim gibi buralardan mezun binlerce hemşerimin ortak kültür mirası da hayal olmuştur. Hâkezâ Çan’ın eski garajı ve Pazar yeri aslına uygun olarak muhafaza edilememiştir. En eski hükumet binamız da maalesef artık fiziken yoktur. En azından bunlar muhafaza edilip, Çan kültür ve değerlerini anlatan birer müze gibi düzenlemez miydi?
Nostaljik olarak bunları anmaktan bir adım öne gidelim ve zararın neresinden dönersen kardır düsturunca hareket edelim. Şu an elimizde kalan maalesef pek bir mekân yok gibi. Hâlen gözlerimizin önünde olan Çan Belediyesi eski binası vakit kaybetmeden restore edilip Çan Şehir Müzesi ve kültür merkezi olarak düzenlenebilir. Çok da iyi olur.
Yine 1980’lerde Çan’ın merkezine yapılan ilçe halk kütüphanesi zamanla bir çay bahçesine dönüştürülmüştür. Burası da uzman kişilerin denetiminde bir şehir müzesi ve kültür merkezine dönüştürülebilir. Şu anki işlevi de bunlara monte edilip kadın, erkek, çocuk, öğrenci… herkesin faydalanabileceği gelenekseli barındıran bir mekân olabilir.
Son söz: Geç olmadan bir an önce ilgililerin harekete geçmesi dileklerimle.
1. https://kvmgm.ktb.gov.tr/tr-44423/dunya-miras-listesi.html