Bundan yaklaşık 220 yıl önce, Çanakkale’mizin önce Çan ve sonra da Biga ilçelerinin, imarından, eğitimine, din hizmetlerinden, belediyecilik hizmetlerine ve sosyal yardımlarına kadar pek çok alanda hizmetlerini yapmak üzere zamanın büyük kadılarından Ali Efendizade Mehmed Emin Efendi tarafından kurulan büyük bir vakfın ibretlik ve sarsıcı öyküsünü kaleme aldığım belgesel eserime koyduğum isimdir, Çan’ın Kayıp Mirası.
Çan Belediyesi tarafından 2012 yılında prestij kitap olarak 3000 adet yayınlanan ve hemşerilerimizin istifadesine ücretsiz sunulan eserimin ilk baskısı maalesef tükendi ve ikinci baskısının yapılmasını bekliyor.
Modern dünyada hala ekonomilerin önemli bir ayağı olmaya devam eden vakıf sistemi ve müessesesi, ülkemizde maalesef önemini giderek yitirmiş olsa da, bu toprakların tarihinde büyük bir medeniyet oluşturması hususunda hayati öneme sahipti. Selçuklu ve Osmanlı döneminden bu yana, bin yıldır bu coğrafyada, günümüze kadar ulaşan tarihi eserlerimizin; camilerin, medreselerin, hanların, hamamların, çeşmelerin, su yollarının, değirmenlerin, kütüphanelerin, köprülerin, kapalı pazarların (bedestenlerin ve çarşıların) neredeyse tamamı hayırsever zenginlerin kurdukları ve kıyamete kadar hizmet etmesi için vakfettikleri vakıflar eliyle vücuda getirilmişlerdir. 1780’li yıllarda, kendi köyüm Çan’ın Büyükpaşa Köyü’nde kurulan ve kurucusu merhum kadı Aliefendizade Mehmet Emin Efendi’nin 1817 yılında vefatından sonra 150 yıl boyunca Çan’ı imar ve ihya ettikten sonra Biga’da çıkan yangını müteakip Biga’nın çamilerini ve Pazar yerlerini de yeniden ihya eden ve bir fen bilimleri üniversitesi ve büyük bir kütüphane kuran vakıf da bunlardan biridir.
Büyüklerimiz, “baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzümü çok görmüş” demişler ya aynen de öyle olmuş. Bugünün hesabıyla, milyarlarca lira parası ile Çan‘ın ve Biga’nın eğitiminden imarına, din hizmetlerinden belediyecilik hizmetlerine kadar pek çok alanda, kendi helal malından vakfedip harcayan bu mübarek insanı bugün Çan‘da ve Biga’da bilen ve tanıyan kimsenin kalmaması ne kadar hazin. Hâlbuki örneğin gerçek bir Çanlı olmak, Bigalı olmak biraz da o şehirlerin tarihini ve tarihi şahsiyetlerini tanımak ve bilmekle mümkündür. Şehir kültürü nesilden nesile bu yüce insanlar ve onların bize emanet bıraktıklarını yaşatıp aktarmakla oluşabilir.
Çan’ın sadece bir Cumhuriyet kasabası olduğunu, öncesinde küçücük pazarında koyun çanı satılan bir Pazarköy olduğunu sananlar bu eserimizi okudukdan sonra fena halde yanıldıklarını anladılar. Meğer Osmanlı’nın duraklama ve son dönemlerinde bile muhteşem ve mamur, gelişmiş bir ticaret merkezi imiş Çanımız. Arşiv belgeleriyle resimleri ve kaynaklarıyla Çan’ın Kayıp Mirası eserimizin Çan ve Biga’daki okullarımızda yeni nesillerimize tanıtılması ve ilgililerin istifadesine sunulması hayırlara vesile olacaktır.
Çanımızı imar ve ihya eden büyük hayırsever Aliefendizade Mehmet Emin Efendi’nin maalesef asitle yakılmaya çalışılıp zarar verilen mezar taşlarını 2012 yılında Çan Çarşı Camiinin altındaki depoda bulmuş, Osmanlıca’dan tercüme etmiş ve resimlemiştim. Yıllar sonra ısrarlı takiplerimiz üzerine Çan Belediyesi, mezar taşlarını restore ederek seramik fabrikaları yanındaki eski mezarlığa yerleştirip ziyarete açtı. Belediyemizin yeni yönetiminin de eserimizin ikinci baskısını yapması ve yılda bir kez sembolik mezarların yanında mevlit okutup pilav ikramı yapması ne kadar güzel olurdu!..
Bu vesileyle, merhum vakıf Aliefendizade Mehmet Emin Efendi’yi rahmet ve minnetle yâd ediyor, Çanlı ve Bigalı hemşerilerimizin o büyük vakıf gibi nice büyüklerimizi yakından tanımalarını arzu ediyorum.