Cennet Vatan Cayır Cayır Yanıyor: II

Yayınlama: 27.09.2026
A+
A-

CENNET VATAN CAYIR CAYIR YANIYOR: (2)

3- Türk Devleti ve Türk Milleti Gerçeği:

a)- Devlet Gerçeği:

Hikâyeye göre Mahmut Ağa, Anadolu’dan kalkmış İstanbul’a gelmiş, yolu mahkemeye düşmüş ve büyük bir haksızlığa uğramış. Mağduriyetini arz etmek üzere Padişah’ın huzuruna çıkmış. Mahmut Ağa ‘yı dinleyen Padişah, elini onun omuzuna koyarak, “Sabret Mahmut Ağa, hakkını nasıl olsa yarın ruz-u mahşerde alırsın” demiş. Mahmut Ağa’da “Hakkımı ruz-u mahşerde aldıktan sonra senin devlet olmanın hikmeti nedir Sultanım?” diye cevabı yapıştırmış.

Bu hikâyeden de anlaşılıyor ki, Türk geleneğinde devlet son derece önemli ve kutsaldır.

Devlet; “Belli sınırlar içindeki insan topluluğuna ait siyasi hâkimiyetin teşkilatlanmış şeklidir” diye tanımlanmaktadır (bk. DİA, Devlet Md.). Ya da “Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş bir milletin oluşturduğu en üst tüzel varlıktır” şeklinde de belirtilmiştir. Türk siyasi tarihinde devletin varlığı, milletin düzeni ve güvenliği için vazgeçilmez bir üst kimlik ve kutsal bir nizam olarak da görülmüştür. Bu durum, “Devlet-i Ebet Müddet” sözüyle de ifade edilmiş ve dab-ı mesele dönüşmüştür.

Türk-İslâm kültüründe devlet, adaleti sağlamak, nizamı korumak ve halkın refahını yükseltmek için kutsal bir araç olarak kabul edilir. Devlet, sadece siyasi bir kurum değil; dinin yaşanabilmesi, toplumun huzur bulması ve yeryüzünde adaletin sağlanması için hayati bir mekanizmadır.

Şeyh Edebali’nin Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye verdiği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdü, bu düşüncenin en güzel örneğidir.

Müslüman Türk milleti, en karanlık günlerinde “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyerek devlete sahip çıkmıştır. Ayrıca bu deyim, büyük bir amaca ulaşmak veya onurlu bir konuma gelmek için ölüm dahil her türlü tehlike ve riski göze almak demektir. III. Selim’in şehit edildiği gün II. Mahmut’un, “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” dediği de rivayet edilir. Sonraları bu söz meşhur olmuştur.

Türkiye’de yaşayan ve bu toprakların sevgi, hoşgörü ve barış ruhuyla mayalanan havasını soluyan her Müslüman Türk evladı, devletine saygılı ve milletine de gönülden bağlıdır. İktidar ve muhalefetiyle siyasal yönetimler gelip geçicidir, ancak devlet bakidir ve ebet müddettir. Bu sebeple Müslüman Türk milleti daima, “Devletimiz var olsun, milletimiz sağ olsun” ve “Allah devlete ve millete zeval vermesin” diye dua eder.

Sonuç olarak ünlü tarih profesörünün de belirttiği gibi, “… Türk Devleti mukaddes bir organdır. Herkesin bildiği üzere bizim için devlet sadece rastgele kurulmuş, asayişi ve sosyal kontratı sağlayan bir kuruluş değildir. Türk-Müslüman düşüncesinde sosyolojik olarak da Cevdet Paşa’nın ifade ettiği gibi ‘Devlet vahyin eseridir’. Yani Müslümanlara, insanlara verilen ilahi aklın kabul ettiği bir organizasyondur. Onun için (Türkler) her zaman devleti mukaddes bilirler…” (İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri, s. 71, TİMAŞ).

Şu tarihi olay da Türk Milleti’nin devlete bağlılığının en güzel örneklerinden biridir.

b)- Benim Kavgam Devletle değil Derviş’ledir:

“Padişah İngilizlerin sızdırdığı bir haberle, Kozanoğlu’nun isyan edeceğini öğrenmiştir. Bu isyanı başlamadan bastırmak için Kozanoğlu’nun üzerine (on dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısında) Derviş Paşa komutasında askeri birlik gönderir. Kozanoğlu kaçar. Derviş Paşa muhtemel bir ayaklanmayı önlemek için, Kozanoğlu mıntıkasındaki Türkmen aşiretlerini alıp, Osmaniye civarındaki ovalara yerleştirir. Ovadaki Kürt ve Arap kökenli aşiretleri de alıp Toros dağlarındaki köylere yerleştirir.

Ancak aşiret reislerinden Tor Deli Hasan isimli birisi aile efradını alarak dağlara çıkar ve sürgünden kurtulur. Bir mağaraya saklanır. Derviş Paşa bunun üzerine gitmez ve Tor Deli Hasan ölünceye kadar bu mağarada kalır.

Tor Deli Hasan’ın bir uygulaması vardır: Hasat sonu, civarda bulunan toprak sahiplerinden vergi toplar ve Adana valisine yollar. Zaman zaman sıkıntı çeken aşiret mensupları bu uygulamaya karşı çıksalar da bu âdetinden vaz geçmez. Buna muhalefet edenlere verdiği cevap çok çarpıcıdır:

‘Benim Âl-i Osman ile hiçbir hesabım yoktur. Benim kavgam Derviş Paşa iledir. Topladığım vergiler devletindir ve haramdır.’” (Cevdet Akçalı, Y. Şafak, 22 Ağustos 2005).

“Birçok tarihçi Osmanlı İmparatorluğu’nun altı yüz sene ayakta kalmasının asıl sırrını anlayamamış, bu İmparatorluğun enkazından yeni bir Cumhuriyet’in doğuşundaki kerameti kavrayamamıştır. İşte bu kerametin mensupları bugün toprak altında yatan bilge kişilerdir.” (Cevdet Akçalı, Y. Şafak, 22 Ağustos 2005).

Şu hâlde soylu Anadolu insanı, hak, hukuk tanımayan zalim idarecilerle kavga etmiştir ancak devletine de saygılı olmuştur. Çünkü o bilir ki, devlet önemlidir, devlet giderse her şey gider.

c)- Devlet mi Önemli Ekmek mi?

“Yargıtay Onursal Daire Başkanlarından Rıfat Beyazıt, 1980 yılı ortalarında, oğlunu görmek için Diyarbakır’a gitmişti. O dönem ülkemizde ‘Kurtarılmış Bölgeler ’in var olduğu bir dönemdir. Rahmetli Beyazıt bu seyahatten o kadar tedirgin olmuştur ki, dönüşünde orada gördüklerini bütün dostlarına anlatmayı bir görev bilmiştir… Anlattığı belli başlı şeyler şunlardır:

‘Yolda kendisine pasaport sorulmuş, üstü başı aranmıştır.’ Bunlar önemli olmakla birlikte, asıl önemli olan kızının eczanesinde şahit olduğu bir olaydır:

Eczaneye yaşlı bir adam girer ve elindeki reçeteyi eczacı hanıma uzatır. Eczacı hanım reçeteye bir göz attıktan sonra: ‘Amca bu ilaçlar bizde yok…’ der. Yaşlı adam reçeteyi geri alırken söylenmeye başlar: ‘Kızım ilaç yok diye üzülme. Ortada devlet yok, hükümet yok. İlaç olmuş olmamış ne yazar’ diye gitmeye hazırlanır. Rıfat Bey adamın söylediklerini duyunca ona buyur eder:

‘Ağa sen otur şurada konuşalım. Çocuklar senin ilacını alsın’ der. İhtiyar oturup çayını içerken, başından geçen olayları anlatır. Anlattıklarından biri çok önemlidir:

‘Bey, Atatürk zamanında Dersim isyanına katıldığı için babam asıldı. Ama devlete muğber (kırgın) değilim. Biliyorum Atatürk babamı Kürt olduğu için astırmadı. Devlete karşı geldiği için astırdı. …’

Ve devam eder: ‘O zaman devlet vardı. … Devlet olmayınca, ekmek olmuş olmamış, ilaç olmuş olmamış, ne önemi var.’

İhtiyarın olaylara bu bakışı bu ülkenin temelini oluşturan bilgeliğin bir sembolüdür.” (Cevdet Ak- çalı, Y. Şafak, 22 Ağustos 2005).

O zaman gelin bu devlete sahip çıkalım, Anadolu ruhunu bir kez daha canlandıralım ve Türkiye Cumhuriyeti’ni adaletin, hakkın, hukukun ve demokrasinin egemen olduğu dünyanın en güçlü devleti yapalım.