Dil Bayramı’nın Ardından

Yayınlama: 26.05.2026
Düzenleme: 26.05.2026 14:10
A+
A-

13 MAYIS (2026) DİL BAYRAMI’NIN ARDINDAN

Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adıyla

13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçeyi resmî dil ilan etmesinin yıl dönümünü “Dil Bayramı” olarak kutluyoruz. Dilimize gösterilen bu hassasiyet ve saygı takdire şayandır, bizi mutlu eder. Ama benim gönlümden geçen, gerçek “Dil Bayramı” ne zaman kutlanır?

Eğitim dili her kademede Türkçe olmalıdır. Anaokulundan yüksek tahsilin son mertebesine kadar, eğitimde Türkçe kullanılmalıdır. “Bir lisan, bir insan…” demiş atalarımız. Çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet yedi sekiz tane yabancı dil biliyordu. Diyoruz ki yabancı dil öğrenmeye evet, yabancı dille eğitime hayır. “Vatanı önce dil, sonra ordu korur.” diyen Cumhurbaşkanımızınbu konuyu ele alacağına inanıyoruz. Her eğitim kurumumuzda Türkçe kullanıldığı zaman, Dil Bayramı olur.

En geç profesörü ünvanını alan Oktay Sinanoğlu diyor ki: “Yabancı dil eğitimi anasınıfına inince ‘Bay bay Türkçe!’ dönemi başlar.”Türkçeyi çocuklarımıza öğretmeden yabancı dil öğretmeye kalkmamalıyız. Çocuklarımız ana sütünün tadına vardığı gibi Türkçenin tadını almalıdır. O zaman Dil Bayramımız olur.

Dünyanın eski dillerinden biri Türkçedir. Onu yoğuran sesler tarihin derinliklerine kadar uzanmaktadır. Karamanoğlu Mehmet’e gelene kadar onlarca Türk sarayında Türkçe emirler verilmiştir. Daha 8. yy.da Orhun Abidelerindeki işlek Türkçe Türk devlet adamlarının dilidir.  1071’de Alparslan askerlerine, kefen gibi beyaz giyinip Türkçe nutuk söylemiştir. Akabinde Malazgirt Zaferi gelmiştir. 1074 yılında ulu Türk Kaşgarlı Mahmut Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla Divan-ı Lügati’t Türk’ü kaleme almıştır. Bu gayretlerin aynı şuura ışık tutacağı zaman, Dil Bayramı olacaktır.

Ali ŞirNevai’nin yüzyıllar önceden Türkçenin Farsça ile hem ilim hem de sanat açısından boy ölçüşebileceğini ortaya koyduğu Mühakemetü’lLügateyn’in gerçek değeri ve şuuru “Türkçe ilim dili olamaz” diyen çakma profesörlere bir şamar gibi vurulduğunda dilimiz gerçek değerini bulacaktır.

İlim, dil ile yapılır. İlim adamları dili kullanmalı ki dil gelişsin. Fuzûlî gibi, Ali ŞirNevaî gibi, Bâkî, Nedim gibi, Yahya Kemal, Mehmet Âkif gibi üstatların dilinde yükselirken gelişen Türkçe, onu Türk milletinin hayatından, ilminden, sanatından kimsenin kovamayacağı güne ulaştığında gerçek Dil Bayramı olacaktır.

20. yüzyılın başlarında “dilde, fikirde, işte birlik” ilkesi ile Türk dünyasını birleştirmeye çalışan yürekli, ufku geniş, büyük Türkçü Gaspıralı İsmail Bey’in Kırım’da çıkardığı “Tercüman” gazetesi hem İstanbul’da hem de Türkistan’da okunuyordu. Günümüz şartlarında da böyle bir çalışma gerçekleştirildiği gün, dilimiz gerçek yerini bulacaktır. O zaman, hakiki Dil Bayramı olacaktır.

Tanzimat Dönemi dil sevdalılarından Şemsettin Sami, Lisan ve Edebiyatımız isimli makalesinde, “… Dünyada kulağa en hoş gelen ve anlamayanları bile meftun(tutkun) ve hayran eden bir lisan varsa o da İstanbul’da ve devletin büyük şehirlerinde tekellüm olunan (konuşulan) Türkçedir” diyor.

Yıllarca işlenip imbikten süzülen Türkçemizin bir imparatorluk dili olarak, aldığı kelimeleri nasıl kendisine benzettiğini, Türkçeleştirdiğini Bayrak Şâirimiz Ârif Nihat Asya’nın dilinden dinleyelim:

“Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil’le, Tuna’yla, Nil’le konuşurdum
Sangaryos’u Sakarya, İkonyom’u Konya yapan dille konuşurdum”

Kültürümüzün aktarıcısı güzel Türkçemiz, bu büyük milletin bütün duygularını, hayallerini, ülkülerini, ideallerini, birikimlerini geleceğe aktaran vasıtadır; her sahada dalgalanan ses bayrağı Türkçe olduğu zaman, gerçek Dil Bayramı olacaktır.

Nihat Sami Banarlı Türkçenin Sırları isimli eserinde diyor ki “Ben sabun fabrikatörü olsam ve Türkiye’de iyi ve güzel kokulu bir sabun yapmayı düşünsem, bu sabunun adını “Guta” yâhut “Küra” koymaz; “Kekik” yâhut “Köpük” koyardım. Bir kadın çorabı yapacak olsam adına “Sülün” yâhut, “Ceylan” veya “Elif” derdim. “Duru” veya “Nilüfer” de diyebilirdim.” diyor. Üreticilerimizde bu dil şuuru ve estetik kaygısı olduğu zaman, hakiki Dil Bayramı olacaktır.

Sokaklarımızı, caddelerimizi dolaştığımızda Türkçe tabela bulmak neredeyse imkânsız. “Acaba hangi ülkedeyiz?” diyesi geliyor insanın. Bunların Türkçe karşılığı bulunmaz mı? Sahi Türk Dil Kurumu ne iş yapıyor? Günümüzde de bir Karamanoğlu Mehmet Bey çıkıp “Bundan sonra sokaklarda, caddelerde, her köşede Türkçeden başka tabela olmayacak” diyebilse… İşte o zaman, hakiki Dil Bayramı’nı kutlayacağız.

Dil konusunda “derdim çoktur”. Dilimizi sahiplenip yeni dünyada hak ettiği noktaya taşımak için herkese iş düşmektedir. Yavrularımızı yetiştiren analara, üreticilere, işçilere, sanatçılara ilim adamlarına, yöneticilere… Ses bayrağımıza sahip çıkıldığı zaman, hakiki Dil Bayramı’nı kutlayacağız.

Allah en kısa zamanda, hakiki Dil Bayramları yaşamayı nasip etsin.