
Dürüstlük, sadece bireysel bir tercih değildir. Hem inanç dünyamızda hem de köklü töre anlayışımızda, toplumun ayakta kalmasının temel şartıdır.
İslam’a göre ticaret, helal kazancın en önemli yollarından biridir. Ancak bu kazancın bir şartı vardır: Adalet.
Ölçüde ve tartıda hile yapmak, malın kusurunu gizlemek, eksik tartmak…
Bunların hiçbiri “küçük kurnazlık” değildir.
Bunlar doğrudan doğruya kul hakkıdır.
Bir insanın haberi olmadan hakkını almak, onun cebinden para çalmakla aynı kapıya çıkar.
Fark sadece yöntemdedir.
Peygamber Efendimizin pazarda gördüğü bir hileye verdiği tepki çok nettir:
“Aldatan bizden değildir”
Bu cümle, konuyu tartışmaya kapatır.
Çünkü burada mesele sadece ahlak değil, aidiyet meselesidir.
Öte yandan Türk töresi de bu konuda en az İslam kadar keskindir.
Törede doğruluk, sadece iyi bir özellik değil, bir şeref meselesidir.
Esnafın itibarı, sattığı maldan önce gelir.
Bu anlayışın en somut hali Ahilik teşkilatıdır.
Ahilikte esnaf: Eksik tartamaz, Kusurlu malı gizleyemez, Müşteriyi aldatamaz.
Aldatırsa ne olur?
Bugünkü gibi “yanına kalmaz”.
Toplum tarafından teşhir edilir. İtibarı sarsılır. Hatta meslekten men edilir.
“Pabucu dama atılmak” deyimi işte buradan gelir.
Yani bir esnafın güvenilmez olduğu ilan edilir.
Bu ne demektir?
Şu demektir:
Kazanç sadece para değildir. Kazanç, güvenle birlikte anlam kazanır.
Bugün ise çoğu zaman şu yanılgıya düşülüyor:
“Herkes yapıyor, ben yapmasam kaybederim”
Oysa bu, kısa vadeli bir bakıştır.
Çünkü hile ile kazanılan para artar gibi görünür ama güven azalır.
Güven azaldıkça müşteri azalır. Müşteri azaldıkça kazanç da erir.
En önemlisi ise insanın kendisi küçülür.
Sonuç olarak:
İster Mevlana’nın diliyle söyleyelim, İster dinin emriyle, İster törenin hükmüyle…
Hakikat değişmez:
İnsan ya olduğu gibi yaşar ve huzur bulur, Ya da göründüğü gibi olmaya çalışırken kendini kaybeder.
Tercih, her zaman insanın kendisine aittir.