Ezidiler veya Yezidiler

Yayınlama: 11.01.2026
58
A+
A-

İsimleri Nereden Geliyor?

Orta Doğu’nun kadim topluluklarından biri de, pagan dinlerden birer parça alarak kendilerine özgü inanç ve uygulamalar oluşturan Ezidiler veya Yezidiler diye bilinen inanç grubudur. Bu grubun sapkın bir inanç topluluğu, mezhep veya tarikat olarak değerlendirildiği de görülmektedir.

Özgün bir kaynak olan Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde Ezidilik veya Yezidilik: “Daha çok Türkiye, Irak ve İran’da görülen senkretik bir inanç sistemi ve bu inanca mensup topluluklara verilen ad” şeklinde anlatılmaktadır. (Bk. DİA, Yezidiyye md.)

Bu grup Ezidiler diye de bilinmesine karşılık Yezidiler ismiyle meşhur olmuş veya dikkat çekmiştir. Peki, Ezidilik veya Yezidilik ismi nereden geliyor?

Yezidî ismi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Fırka mensuplarının İran’ın Yezd şehri sakinlerinden olması sebebiyle bu isimle anıldığı belirtilmiş. Yeni Farsça ’da “melek-tanrı” manasında ized, Avesta dilinde “saygın ve ibadete layık” anlamında yezata, Pehlevice’de ve modern Farsça ‘da “tanrı” manasındaki “yezdan” kelimelerinden geldiği de iddi edilmiştir. Ayrıca “Tanrıya kulluk eden kimseler” anlamında ezidî, izidî, izdî kelimelerinden geldiği de söylenmiştir… (Bk. Ahmet Taşğın, Yezi- diyye, DİA, c. 43, s. 525).

“Yezidilik konusunda incelemeler yapan araştırmacılar mezhebin niçin bu isimle anıldığı konusunda kesin bir kanaate ulaşamamışlardır. Bu ismin, Emevî halifelerinden Yezid b. Muaviye, Haricilerden Yezid b. Enise, İran’ın Yezd şehri, Farsça ’da ilah anlamına gelen Yezdan veya ibadete layık olan anlamında İzed kelimeleri ile ilişkili olduğu yönünde değişik görüşler ileri sürülmüş olmakla birlikte, bu konuda kesin bir sonuca ulaşılabilmiş değildir…” (İsmail Öz, Yezidilik, İGYA, c. 4, s. 494).

Diğer bir anlayışa göre fırka mensuplarına, Emevî Halifesi I. Yezid’e bağlılıkları ve onu beşer üstü bir varlık kabul etmelerinden dolayı bu ad verilmiştir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda Yezidiyye isminin I. Yezid ile yakın alakasının ortaya konulduğu belirtilmektedir… (Bk. Ahmet Taşğın, AGE).

1933 yılında vefat eden Yezidi ileri gelenlerinden İsmail Çöl, bu topluluğu efsaneler üzerinden Yezid b. Muaviye ile ilişkilendirerek şöyle anlatmıştır:

“… Muaviye b. Ebi Süfyan, Hz. Peygamber’in berberi idi. Tıraş ederken Hz. Peygamber’in başını kanattı ve kanının yere akmasından korktuğu için yaladı. Hz. Peygamber Muaviye’ye ne yaptığını sorunca, kanının bereket olması dolayısıyla yaladığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Muaviye’ye, bu hareketiyle ümmetine galip gelecek bir zümrenin ortaya çıkmasına vasıta olacağını ifade edince, Muaviye’ de böyle bir şeye vasıta olmamak için hiç evlenmeyeceğini söyledi. Bir müddet sonra Allah, Muaviye’ye bir akrep musallat ederek onu ısırttı. Hz. Peygamber ve yakınlarının çağırdıkları bir doktor, evlenmediği takdirde Muaviye’nin öleceğini söyleyince, onu seksenlik bir kadınla evlendirdiler. Evlendiğinin ikinci günü yirmi beş yaşında bir kız şekline gelen bu kadın Allah’ın nurundan Yezidilerin meliki olan Yezid b. Muaviye’ye hamile kaldı…

… Efsane niteliğindeki bu kıssa gerçeklere uygun olmadığı gibi, tarihi kaynaklarda da bulunmamaktadır.” (İsmail Öz, Yezidilik, c. 4, s. 494).

“Klasik mezhepler tarihi yazarları, yanlış olarak, ‘Yezidi’ isminin Haricilerin İbadiye kolundan ayrılmış olduğu söylenen Yezid b. Ebi Uneyse’den geldiğini ve bu topluluğa bundan dolayı ‘Yezidiyye’ dendiğini ileri sürerler.

Bir iddiaya göre de ‘Yezidi’ ismi, eski İran dinindeki ‘hayır’ tanrısı olan ‘izd’ veya ‘Yezdan’ kelimesinden gelmektedir. Esasen Yezidilik de İranî ve Asurî unsurların karışmasından ortaya çıkan bir nevi Mecusiliği temsil etmektedir. Bu anlayışa göre, kötülük var oldukça şeytan Yüce Tanrı’nın yaratıcı eli sıfatıyla yüceltilmeye layık bir varlıktır. Diğer taraftan Zerdüştlükte ‘horoz’ kutsal bir hayvandır. Yezidilikte de mukaddes ve her şeyin yaratıcısı durumunda olan Melek Tavus, horoza benzer bir şekilde tasvir edilir. Ayrıca bu topluluğa göre, Âdem peygamberden sonraki ikinci ataları Ezdâ (Tanrı verdi)’dir. Bunlara ona nispetle Ezdâî (Ezidî=Yezidi) denmiştir. Nitekim kendilerinin Ezdâ’dan geldiklerine inanan Yezidiler, kendi soylarından olmayan birinin bu mezhebe girebilmesini mümkün görmezler; çünkü onlara göre Yezidi soyu temizdir, üstündür. Onlar saf olarak Hz. Âdem’in kanından yaratılmıştır; oysa diğer insanların kanında Havva’nın kanı da vardır.

Elimizde bulunan kaynaklara göre, ‘Yezidi’ ismi, Yezid b. Muaviye’den (64/683) ve menşei itibariyle de Şeyh Âdi b. Musafir’e (ö. 555/116o veya 557/1162) dayanmaktadır. Nitekim bu topluluğun, bir nur olarak gördükleri, diğer insanlar gibi doğmadığına inandıkları ve Sultan Yezid diye andıkları Yezid b. Muaviye’den dolayı bu adla adlandırıldıkları hususu, mezhebin ismi ve menşei konusunda gerçeğe daha yakın görünmektedir.” (Prof. Dr. E. Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, s. 257-258).

Söz konusu topluluk, Melek Tavus’a (Kral Tavus, Azâzîl) inandığından küçültücü bir isim olarak ‘abedetü’l İblis’ (şeytana tapanlar) şeklinde de nitelendirilmektedir… Kendilerini etnik bakımından Kürt kabul eden fırka mensupları daha çok Ezidî ve Yezîdî isimlerini kullanmaktadır. (Bk. Ahmet Taşğın, DİA, Yezîdiyye, c. 43, s. 525).

“… Bir tek ilahın varlığına inanan Yezidiler, bu ilahın kainattaki işlerin yönetimini, kendisine isyan ettikten sonra yedi bin yıl ağlayıp gözyaşlarını yedi büyük kaba koyan, sonra cehennemin üzerine dökerek söndüren, böylece eski mertebesine tekrar getirilen ve asıl adı Melek Tavus olan şeytana bıraktığı inancındadırlar. Diğer din mensupları Şeytan’a lanet ederlerken, Yezidiler onu yüceltmektedirler… Hallacı Mansur, Abdülkadir Geylani ve Hasan Basri, Yezidilerce mukaddes sayılan şahsiyetlerdir.” (İsmail Öz, Yezidilik, İGYA, c. 4, s. 494-495).

Ezidilik veya Yezidilik Sapkın Bir Tarikat mı?

“… Emevîlerin yıkılması üzerine Hakkâri dağlarına çekilen ve Abbasi iktidarının ilk dönemlerinde birkaç defa ayaklanan, fakat zamanla hareketliliğini kaybeden söz konusu topluluklardan bir kısmı tasavvufa yönelmiş, bu gruba mensup olan Adî b. Müsafir’in müjdecisi sayılabilecek Ebu Hasan Ali (ö. 484/1091) inzivaya çekildiği Sincar’da pek çok taraftar edinmiştir. VI. (XII.) yüzyılda bu cemaat Adî b. Müsafir’i kutsal bir şahsiyet kabul ederek inançlarının merkezine yerleştirmiştir.” (Ahmet Taşğın, DİA, Yezidiyye, c. 43, s. 525).

İnanç ve İbadetleri:

Yezidilerin, Kitabu’l-Cilve ve Mushaf-ı Reş adlı iki kutsal kitapları vardır. (Bk. Prof. Dr. E. Ruhi Fığla- lı, AGE, s. 260). İnanç ve ibadetleri bu kitaplarda anlatılmıştır.

Yezidiyye, Haricilerden İbadilerin görüşlerini kabul eden Yezid b. Ebu Uneyse uyanlardır. Bunlar, güçlü ve ulu Allah, Acem’den bir peygamber gönderecek, ona gökten bir kitap indirecek, getirdiği yeni din ile Muhammed’in dinini ortadan kaldıracak, iddiasındadırlar. Bu görüşleriyle de İslâm’dan ayrılmışlardır. (Bk. Abdülkahir el-Bağdadi, Mezhepler Arasındaki Farklar, s. 216, TDVY).

İranlı bir peygamber beklerlerken Arap yarımadasından çıkan bir peygamberle şoke olmuşlardır.

“Yezidiyye’ye dair ilk araştırmalarda bu grup, Mazdeizm ve Maniheizm gibi Doğu’nun eski kültürlerinin bir devamı gibi görülmüş, inandıkları melekler pagan kültürünün tanrıları olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki araştırmalarda Yezidiliğin İslâm’dan sapan bir grup olduğu, hareketin temelinde Abbasilerin ilk dönemindeki aşırı Emevî taraftarlığının yer aldığı ortaya konmuştur. V-VI (XI-XII.) yüzyıllarda iyice ortaya çıkan bu aşırılık birçok taraftar bulmuş, son Emevî halifesi II. Mervan’ın Kürt asıllı bir cariyeden doğması bu taraftarlığı önemli ölçüde etkilemiştir…” (Ahmet Taşğın, DİA, Yezidiyye, c. 43, s. 525).

Emevî soyundan geldiği kabul edilen Âdi b. Musafir (ö. 555/1160) tarafından kurulduğu iddia edilen Yezidilik, sabah ve akşam olmak üzere iki vakit namaz kabul eder. Namazdan önce elleri ve yüzü yıkamak şeklinde abdest alırlar. Melek Tavus’un Allah’ın peygamberi olduğuna inanırlar. Yezidilikte özel ve genel olmak üzere iki çeşit oruç vardır. 20 gün aralık ayında 20 gün de temmuz ayında olmak üzere toplam 40 günlük özel oruçları vardır. Bu orucu din adamları tutar. Ancak her Yezidi aralık ayında 3 gün genel oruç tutar. Hac ibadeti, Âdi b. Musafir’in Laleş’te bulunan türbesini 20-30 Eylül günleri arası ziyaret etmekten ibarettir. (Bk. Dini Kavramlar Sözlüğü, Yezidlik Md., s. 700-701, DİBY).

“Yezidilikte; marul, bakla, lahana, balık, geyik ve horoz eti yemek, kutsal sayılan Nisan ayının ilk haftasında evlenmek, alış-veriş etmek, toprakla ilgili işler yapmak yasaktır. Yine Nisan’ın ilk Çarşamba’sı banyo yapmak ve çalışmak da yasaktır. Koyu mavi elbise giymek, hamamda yıkanmak, şeytan, kaytan (ip), sat (sel), ser, melun, lanet ve nal kelimelerini söylemek de yasaktır.” (Dini Kavramlar Sözlüğü, Yezidlik Md., s. 701).

Bunlar Melek Tavus’un yiyecekleri olduğu veya Melek Tavus’u çağrıştırdığı için yasaklanmıştır.

Yezidilikte Melek Tavus inancı önemli bir yer tutar. Peki, kimdir bu Melek Tavus?

“… Yezidi inancının merkezinde Tanrı ile O’nun yarattığı yedi melek ve bu melekleri idare eden Melek Tavus bulunmaktadır. Tanrı inancı açık bir biçimde ortaya konulmamakla beraber Yezidiler bin bir ismi arasında en sevileni Huda olan, yedi kat göğü ve yeri yaratan, mutlak kadir bir tanrının varlığına inanmaktadırlar… Meleklerin içinde özellikle, tavus kuşu şeklinde tasavvur edilen Tavus önemlidir. Yezidî kozmolojisine göre Melek Tavus, Âdem’in yaratılışından sonra Âdem’e secde etmeyi reddeder, ancak bu reddediş onun Tanrı’ya olan bağlılığındandır. Bununla birlikte isyan etmesi Melek Tavus ’u derin bir vicdan azabına sürükler; azabın tesiriyle akan göz yaşları cehennem ateşini söndürür. Tanrı bu samimiyeti karşısında onu affeder ve dünyaya dair her türlü yönetimi kendisine devreder…” (Ahmet Taşğın, Yezidiyye, DİA, c. 43, s. 526.)

Bu açıklamalardan Melek Tavus’un şeytan olduğu anlaşılmaktadır.

Ezidilik veya Yezidilikte Sosyal Hayat:

Sosyal tabakaların ve dini teşkilatlanmanın bulunduğu Yezidilikte Yezidiler, emirler, şeyler, pirler, kavvaller, fakirler ve müritler olmak üzere beş kısma ayrılır… (DİA, 43/526).

“Yezidiler ’de din sınıfının dışındaki halka mürit adı verilir. Müritler gelirlerinin yüzde 10’unu şeyhlere, yüzde 5’ini pirlere, yüzde 2,5’unu da cemaatin fakirlerine zekât olarak vermekle yükümlüdürler. Günümüzde Yezidi toplumunda bu nispetler fazla görüldüğünden sadece doğum, sünnet, evlilik ve ürün kaldırmak gibi vesilelerle din adamlarına bir miktar yardımda bulunulur.

Sünnetsiz bir Yezidinin kestiği kurban helal kabul edilmez. Sünnet olma, sünnet neticesinde ortaya çıkan kirvelik ve ahiret kardeşliği toplumdaki önemli sosyal kurumlardır. Her Yezidi’nin bir şeyhi, bir piri ve ahiret kardeşi vardır. Bunlar hazır olmadıkça ölen Yezidi’nin cenaze namazı kıldırılmaz. Evlenme Yezidi toplumu içinde gerçekleşir ve her sosyal tabaka ancak kendi arasında evlilik yapabilir…” (Ahmet Taşğın, Yezidilik, DİA, c. 43, s. 526).

Kavvaller, Şeyh Âdi şenlikleri sırasında musiki icra edip ilahiler okurlar. Bunların bir görevi de her yılın belirli zamanlarında hacca gidemeyenler için Melek Tavus timsalini dolaştırıp bunun halk tarafından öpülerek çevresinde tavaf edilmesini sağlamaktır. Tıraş olmayan, sakallarını kesmeyen, tütün ve alkol kullanmayan, her türlü refahtan uzak duran bu kimseler yılda 92 gün süreyle oruç tutarlar. (Bk. Dia, Yezidilik, 43/526-527).

“… Yezidi olan kimse kendi dindaşlarının dışındaki Müslüman veya Yahudi olan bir kimsenin eşyasını kullanamaz. Zaruret halinde bunları kullanmış, mesela onların usturası ile tıraş olmuş ise ilk fırs- atta Şeyh Âdi’nin kabrindeki su ile uzuvlarını yıkamak mecburiyetindedir. Bütün bunlar dikkate alınarak Osmanlılar zamanında bu mezhep mensupları bir miktar para alınmak suretiyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardır.” (İsmail Öz, Yezidilik, İGYA, c. 4; s. 495).

“Yezidiler yeni doğan çocuklarını hemen sünnet ettirirler. Ayrıca mümkünse doğumdan itibaren bir hafta içinde, değilse iki yaşına kadar Adi b. Musafir’in Lâleş’te bulunan türbesi dolayındaki Zemzem suyu dedikleri bir suya çocuğu üç kere sokup çıkarmak suretiyle vaftiz ederler.” (Prof. Dr. E. Ruhi Fığlalı, AGE, s. 265).

Günümüzde Satanizm, şeytana tapanlar şeklinde ifade edilen bir anlayışın Yezidiliğin sapkın anlayışından çıktığı tahmin edilmektedir. Melek Tavus’tan aldıklarını söyledikleri ilhamlarla bazen en yakınlarını bile katletmekten çekinmezler.

Sonuç olarak Kur’an ve Sünnet ’ten dolayısıyla İslâm’dan ayrılan bir anlayışın nereye toslayacağı veya nerede duracağı kestirilemez. Yapılacak iş gençlerimize sahip çıkmak, onları bilinçli ve şuurlu bir kişilik, dengeli bir Müslüman Türk evladı olarak yetiştirmek, akıllarını kullanmalarına zemin hazırlayacak bir eğitim vermektir. Doğru inanç ve ibadetlerle onları desteklemektir. Böylece sapkın inanışların önüne geçmek mümkün olabilir.

error: Kopyalama Yasak