Çok şükür bu yıl da kavuştuk mübarek Ramazan-ı Şerife. Çocukluk yıllarımda Ramazan-ı Şerif yaz mevsiminde idrak ediliyordu. Tabi havalar sıcak olduğu için oruç tutmak biz çocuklar için çok daha mühim bir mesele oluyordu. Heleki orucunu zedelemeden iftar saatine kavuşmak büyük bir zaferdi.
İkindi namazı öncesinde camilerde okunan Hatmi Şerifleri takip etmek de güzel bir ritüeldi. (Sabah namazlarında da olduğunu çok sonraları öğrendim.) Fatih cami imamlarından Osman Hoca aynı zamanda bize Kur’an-ı Kerim öğreten hocamızdı. Bu vesile ile bir Ramazan-ı Şerifte hem hatmi takip etmiş, hem de hatim etmiştik kapı komşumuz olan en yakın arkadaşımla.
Ramazan ayı denilince çocukluğumun Ramazan Pidelerini unutmak ne mümkün. Kaptanın Fırını’nın önündeki koca çınarın yanından pide kuyruğuna girmek bir efsaneydi. Sıra hiç bitmeyecekmiş gibi görünse de, ne kadar uzun olsa da çabucak geliverirdi. Pideler mis gibi kokar, sıcaktan ellerimiz yana yana pideyi kaptığımız gibi eve koştururduk. Bilmem o yıllarda Çan ilçemizde Ramazan ayı haricinde çıkmadığı için midir, pide Ramazana mahsus güzel geleneklerden biriydi bence.
Ramazan topunu da anmadan geçmeyelim. Uzun yaz günleri akşam ezanına yakın tüm mahallenin çocukları heyecanla Ramazan topunun patlamasını beklerdik. İstiklâl Mahallemizden karşımızdaki Kocakonak Tepesi’nden atılan top sesini beklemek en büyük zevklerimizdendi. İmam minareden “Allahuekber..” der demez büyük bir gürültü ile top patlardı. O an tüm mahallenin çocukları “Top patladı, Top patladıııı” diye koşarak evlerimize iftar sofrasına yetişirdik.
İftardan sonra ise mahallenin çocukları kapı kapı dolaşıp “Siyacı geldi duydun mu duydun mu?/ Selam verdim aldın mı aldın mı?” diye maniler söyleyerek komşu evlerden şekerleme, meyve ve küçük harçlıklar toplar eğlenirlerdi. Bir itiraf bir Ramazan geleneği olan bu seromoniye ben hiç katılmazdım.
Ramazan-ı Şerifin en sevdiğim bölümlerinden biri de Teravih Namazları idi. Çünkü ailelerimiz teravih namazı için akşamları evden çıkmamıza izin verdiğinden her akşam Çan’ın farklı camilerinden birine gitme imkanı bulurduk. Çan’ın bize göre en uzak ve renkli camii o vakitler Fabrika Camii idi. Şimdilerde ayırdığına vardığım namaz öncesi Şekerci Hocanın vaazları olurdu. Biz çocuklar cami içinde değil avluya çimenler üzere serilen hasırlarda teravih namazını kılmaya çalışırdık. Çünkü namazdan çok birbirini gıdıklayan, güldürmeye çalışan çocuklar grubunun cümbüşüne ister istemez katılırdık. Tabi arada sinirli yaşlıların azarlarına da maruz kalmaz değildik.
Sahura kalkmak da Ramazan ayında biz çocukların en önem verdiğimiz işlerdendi. Annelerimize bizi kaldır diye yalvarırdık. Uyanmazsam yüzümüze su dök derdik. Sahurun vazgeçilmez yiyeceklerinden her akşam sıcak sıcak yapılan bazlama muhteşem olurdu.
Tabi sahurda Ramazan davulcunu dinlemek de ayrı bir güzellikti. Ramazan davulcuları da o yıllarda davulcu idi. Ramazan ayının sonuna doğru gündüzleri davulcu eşi ile birlikte kapı kapı dolaşır, bahşişleri toplardı. Bu biz çocuklar için kaçırılmaz bir şenlikti.
Göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçen oruç ayı Ramazan-ı Şerifin sonunda şeker gibi tatlı Ramazan Bayramı’na kavuşurduk.
Rabbim sevdiklerimizle, sağlıkla, sıhhatle hepimizi nice Ramazanlara ve Bayramlara eriştirsin inşallah.
Hoş geldin YâŞehr-i Ramazan.