Köy Hayırları ve Unutulan Gezekler: Sofralardan Taşan Bir Medeniyet

Yayınlama: 07.06.2026
A+
A-

Kurban Bayramı’nın manevi ikliminin ardından, çocukluğumun geçtiği Çan’ın Büyükpaşa köyü ve komşu köylerde bugün hâlâ yaşatılmaya çalışılan köy hayırlarını düşünürken, hafızam beni yarım asır öncesinin güzel insanlarına ve güzel geleneklerine götürdü

Her köy hayrında kurulan uzun sofralar, sadece ikram edilen yemekleri değil, bu milletin asırlardır yaşattığı paylaşma ahlakını anlatıyor. Çünkü köy hayırları yalnızca bir yemek organizasyonu değil; Anadolu irfanının, İslam ahlakının ve millet olma şuurunun canlı birer tezahürü.

Bugün köy hayırları devam ediyor. Ancak bir zamanlar köylerimizin günlük hayatında var olan öyle bir gelenek vardı ki, ne yazık ki artık sadece yaşlıların hafızalarında yaşamaya devam ediyor: Gezekler, yani köy nöbetleri…

Benim çocukluğumun geçtiği Büyükpaşa Köyü’nde bu gelenek 30 yıl öncesine kadar sürüyordu. O yıllarda her aile sırayla günde iki öğün yemek hazırlardı. Pişirilen yemekler, köy korucusunun taşıdığı özel yemek taşıma tahtasındaki bölmelere yerleştirilirdi. Korucu, omuzunda tüfeğiyle köyün sokaklarını dolaşır, nöbet evinden aldığı yemekleri köy odasına götürürdü. Merak ediyorum, Büyükpaşa Köyü köy odasında, korucuların yemek taşıdığı o gezek tahtası hala duruyor mu? O gezek tahtası duruyorsa, ki durmalı, ve köyümüzün yeni nesillerine örnek olarak sergilenmeli.

Köy odasında o gün köye yolu düşen misafirler ağırlanırdı. Kimin nereden geldiği, zengin mi fakir mi olduğu sorulmazdı. Sofraya buyur edilir, duası alınırdı.

Bugün otellerin, lokantaların ve tesislerin yaptığı işi, o gün Anadolu insanının gönlü yapıyordu.

Özellikle Ramazan aylarında bu manzara daha da güzelleşirdi. Her gün bir aile yemek çıkarır, iftarda bütün köy aynı sofranın bereketinde buluşurdu. İftar vakti yaklaşırken evlerden yükselen yemek kokuları, sadece karınları değil gönülleri de doyururdu.

Şimdi düşünüyorum da…

O yıllarda Çan köylerinde dolaşan bir yolcu aç kalmazdı. Bir postacı gün boyu köy köy dolaşırken mutlaka bir sofraya otururdu. Bir garip, bir yoksul, bir meczup ya da yolda kalmış bir yolcu, hangi köye uğrarsa uğrasın sıcak bir çorba bulabilirdi.

Bugün modern dünyanın sıkça konuştuğu sosyal dayanışma, sosyal devlet veya sosyal yardım kavramları vardı ama bizim köylerimiz bunları isim olarak bilmezdi. Çünkü onları zaten yaşıyordu.

Bu geleneklerin kaynağı neydi?

Elbette önce inancımızdı.

Misafiri Allah’ın emaneti gören bir anlayıştı. Sofrayı paylaşmayı sadaka sayan bir ahlaktı. Bir tas çorbayı bölüşmeyi bereket bilen bir iman anlayışıydı.

Ancak bunun yanında güçlü bir millî kültür de vardı. Anadolu insanı bilir ki millet olmak, aynı bayrağın altında yaşamak kadar aynı lokmayı paylaşabilmektir. Düğünde, cenazede, bayramda ve darda birbirinin yanında durabilmektir.

Köy hayırları da, gezekler de işte bu ruhun eseriydi.

Bugün teknoloji gelişti, yollar düzeldi, imkânlar arttı. Ama bazen düşünüyorum; acaba insanlarımız birbirine o günkü kadar yakın mı?

Kapılarımız daha sağlam, evlerimiz daha büyük olabilir. Fakat gönüllerimiz de aynı ölçüde açık mı?

İşte bu yüzden köy hayırlarını yalnızca bir gelenek olarak görmüyorum. Onlar geçmişle bağımızdır. Dedelerimizin bize bıraktığı manevi mirastır. Çocuklarımıza anlatmamız gereken bir medeniyet dersidir.

Belki gezekler artık geri gelmeyecek.

Belki köy odalarında eskisi gibi misafirler ağırlanmayacak.

Ama o ruhu yaşatabiliriz.

Komşumuzu gözeterek, soframızı paylaşarak, ihtiyaç sahibini unutmadan yaşayarak…

Çünkü bizi millet yapan sadece aynı topraklarda yaşamamız değildir.

Bizi millet yapan; aynı duaya “âmin” diyebilmemiz, aynı sofrada ekmeğimizi bölüşebilmemiz ve tanımadığımız bir insanı bile misafir kabul edecek kadar büyük bir gönüle sahip olmamızdır.

Büyükpaşa’nın tozlu yollarında omuzunda mavzer tüfeğiyle yemek toplayan köy korucusu da, köy odasında misafire ikram edilen bir tas çorba da bugün geride kalmış bir hatıra gibi görülebilir.

Ama aslında onlar, bu milletin mayasını oluşturan değerlerin sessiz ve mütevazı temsilcileriydi.

Allah, köy hayırlarını yaşatanlardan da, bu güzel gelenekleri bize miras bırakan büyüklerimizden de razı olsun.