Kurdun Kuşun Hakkı

Yayınlama: 02.08.2026
Düzenleme: 02.08.2026 11:19
A+
A-

Çocukluğum cennet vatanımızın cennet köşelerinden Çanakkale Çan ilçesinde geçti.

Haziran panayırı gelmeden kiraz gündemimize girmezdi. Panayırla birlikte senenin ilk kirazları ile buluşur tatma şerefine nail olurduk. Çanakkale ile özdeşleşmiş, İstanbul pazar tezgahlarında daha çok müşteri çekebilmek adına “Çanakkale domatesi” diye satılan yaz sofralarının vazgeçilmezi salataların şahı domatese memleketi Çanakkale’de yanlış hatırlamıyorsam en erken haziran sonu temmuz başı kavuşurduk.

Okullar kapanınca yaz tatiline çıktığımızda küçük bahçemizdeki domates fidelerimizdeki domateslerin kızarmasını iple çekerdik. Hatta daha kızarmadan kızarmalarını beklemeden dayanamaz pembeleşmeye başlayanlarını yemeye koyulurduk. O lezzet o nefaset… Tabi domateslerden önce salatalık ve biberler sebze bahçelerinde yazın geldiğinin habercisiydi. Bir gün öncesi tırnak gibi olan yeşil biberler, salatalıklar gün aşırı parmak büyüklüğüne erdiğinde kahvaltı tabaklarında ve diğer öğünlerde yerini alırdı. Yazın vazgeçilmezlerinden karpuzlar da yine temmuz ayı içerisinde yerli olarak çıkmaya başlardı. Tabi daha öncesinden çocuk dünyamızda adını çok duyduğumuz Adana karpuzu tezgahlardaki yerini alırdı. Yerlinin yerini tutmasa da sofralarımızda yer alırdı.,

Ne vakit ki Çan pazarına “yerli” mahsuller damgasını vurmaya başlar, fiyatlar çok makul bir seviyeye gelir, sebze meyvelerin lezzeti, rayihası da tavan yapardı. Bu gün artık yeni nesil çocuklar sebze meyvelerin hangi mevsim, ne vakit, nerede, nasıl yetiştiğinin maalesef ayırdında değil. Yaz mevsimi mi geldi; kış mevsimi, bahar ve de son bahar mevsimini sebze ve meyvelerden anlamak ne mümkün?Her türlü sebze ve meyve market reyonlarında her mevsim her daim yerini alıyor. Biz geçmişte sebze ve meyveleri dalından koparıp yeme şansına sahip olanlar market reyonlarındaki ürünlerin tadını alamıyoruz; eski tatların kalmadığına hayıflanıp duruyoruz. Maalesef artık inadı bırakıp bizler de mevsiminden önce yapay ortamlarda yetiştirilen ürünlere eskinin hatırına, tadına varabilme umuduyla talip oluyor sofralarımıza taşımak durumunda kalıyoruz.

İstiklâl mahallesindeki evimize yakın tarlamızda rahmetli babamın merakı sayesinde her türlü meyve tadımlık da olsa vardı. Babam yabani her türlü ağaca “aşı” yapmayı güzel bir âdet haline getirmişti. İlk hatırladığım Nuri Bilge Ceylan’ında filmine konu olan ve Türkiye ile beraber tüm dünyaya tanıttığı tarlamızdaki ahlat ağaçlarıydı. 1970’lerde satın aldığımız (Hikâyesi ayrı bir yazı konusudur, bir siyah beyaz televizyon ederine) tarlamızda o kadar çok ahlat ağacı vardı ki meyvesi küçük, kumlu ve verimsiz ağaçlar âdeta tarlayı ahlat ormanına büründürmüştü. Babam bunların neredeyse tamamını aşı yaptırmış/yapmıştı. Bugün antiparantez ilâç için bile ahlat ağacımızın olmaması da içimi burkan bir durumdur. Bir ahlat ağacında aşı sonrası türlü türlü armutlarımız olurdu! Nasıl mı? Babam bir dalına orak armudu, bir diğerine boz armudu, farklı bir dalına da o çok sevdiği Bursa armudunu aşılardı da onun için. Meyvelerin hele de armudun pazardan satın alınmasına o çocuk aklımla bir türlü anlam veremezdim. Ağacın dalından özellikle sevdiğimiz türlerini yerken neredeyse karınlarımız ağrırdı.

Rahmetli babam ömrünün sonuna kadar nerede yabani bir ağaç görse aşı yapmayı ihmal etmedi. Ahlat ağacına armut aşılamak başlangıç idi; sonrasında güvem meyveleri veren bitkiye erik aşıladı. Eriğinde hemen her türünü; aşılarındaki meyvelerini yemek hala nasib oluyor. Elmaya farklı elma türü, şeftaliye kayısı, çetlemik ağacına fıstık… aklınıza gelecek veya gelmeyecek her türlü bitkiye aşı.

Babam Çanakkale Seramik Fabrikalarında dozer operatörü olarak çalışırdı. Dağ başlarındaki maden ocaklarında seramiğin hammaddesini çıkarırlardı. Bu ormanlık alanlarda bir çok yabani ağaca aşı yapardı. Dağ başında kim bulup yiyecek demez, yabani hayvanlar bile yese fayda olacağına inanırdı; “Kurdun kuşun hakkı var” düsturuyla hareket ederdi. Bir canlının aşıladığı meyvelerden yemesi onun için yeterliydi. Bu duygudan aldığı manevi hazzı hiçbir maddi değerle ölçülemezdi.

Kalın sağlıcakla.