Miladi Yılbaşı Kutlamaları

Yayınlama: 30.12.2025
93
A+
A-

1- Miladi Yılbaşı Hristiyan Kültürü mü?

Her yıl bazı kesimlerce tartışılan miladi yılbaşı ve yılbaşı kutlamalarına farklı bir açıdan bakmaya çalışalım. Öncelikle mesele nedir? Miladi bir yıl bitiyor yeni bir yıl başlıyor. Mesele budur. Ancak bizde garip bir anlayış oluşmuş. Yılbaşı denilince aklımıza genellikle Hristiyan anlayışı ve kültürü, Hristiyanların dini bayram kutlamaları geliyor. Konu böyle anlaşılınca da birileri kalemi eline alıyor ve köşesinde aklına geleni yazıyor. Mesela şöyle diyor:

“İmam Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: Hinduların bayram günlerine, (ateşe tapanların Nevruz günlerine ve Hristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına) hürmet etmek ve o zamanlarda, onların âdetlerini, onlar gibi yapmak şirk olur…” (Mehmet Ali Demirbaş, Noel’i Kutlamak, Türkiye Gazetesi, 25 Aralık 212).

Acaba bugün Türkiye’de, Hinduların bayramları nedeniyle kutlama yapan, ateşe tapanların bayram günlerine katılan ve Hristiyanların paskalyalarını benimseyen Müslüman Türk insanı var mıdır?

Maalesef bizde kuru bir inat, sakat bir damar var: Biri milat deyince öteki hicret diyor, biri miladi yılbaşı deyince öteki hicri yılbaşı diyor. Biri Hz. İsa’nın doğumu deyince öteki Hz. Muhammed’in hicreti, ya da Mekke’nin fethi diyor. Yanlış şeyler bunlar…

Doğrusu, Hz. İsa’da bizim peygamberimizdir Hz. Muhammed de… Şu hâlde milat da bizimdir, hicret de. Miladi yılbaşı da bizimdir hicri yılbaşı da. Hz. İsa ‘nın doğumu da bizim için önemlidir Hz. Peygamber’in hicreti de Mekke’nin fethi de…

Gelişmiş ülkeler güneşi inceliyor, güneş enerjisinden yararlanıyor, aya gidiyor, ayı fethediyor, yıldızları, gezegenleri, okyanusları araştırıyor, uzayı uydularla donatıp bizim mahremimizi gözetliyor. Biz ise milat mı hicret mi, miladi yılbaşı mı hicri yılbaşı mı, kavgası yapıyoruz. Bırakalım bu boş şeyleri…

Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret edince Medine’de Yahudilerin Muharrem’in onuncu günü oruç tuttuklarını görmüş, “Bu ne orucudur, neden tutuyorsunuz?” diye sormuş. Hz. Musa ve İsrail Oğullarının Firavun ’un zulmünden kurtuldukları günün hatırasına oruç tuttuklarını öğrenmiş. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız” diyerek o gün oruç tutulmasını emretmiştir… (Bk. Buhari, Savm, 69; Müsned, II, 359; DİA, 4/24, Aşûrâ md).

Bu rivayetten hareketle Kur’an’da emredilmediği halde Hz. Peygamber’in doğumu nasıl Mevlit Kandili olarak kutlanıyorsa Hz. İsa’nın doğumu da Milat Kandili olarak kutlanamaz mı? Kutlanırsa ne mahzuru olabilir? Hz. İsa’da İslâm’ın peygamberi değil mi? Hatta Onun doğum gününü kutlamak öncelikle Müslümanların hakkı de- ğil mi? Çünkü biz Kur’an’a göre peygamberler arasında ayrım yapamayız, birini ötekinden farklı göremeyiz (bk. Bakara, 2/136, 285).

Miladi yıl kutlamaları Hristiyanlığa benzemek midir?

Hz. Peygamber (sav.)’in, “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır” dediği rivayet edilir (bk. Ahmed, Müsned, II, 50; Ebu Davud, Libas, 4/4031). Ancak bu hadisin problemli olduğu da belirtilmiştir. Rivayet sahih kabul edilse bile başka bir dine, inanca benzemek ancak üç şekilde olur: Hristiyanlar gibi inanarak, onlar gibi dini ritüelleri, ibadetleri yerine getirerek ve Onların kullandıkları dini sembolleri kullanarak. Yani biri İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna inanırsa, Vaftiz olursa ve boynuna haç takıp onunla dolaşırsa ancak o zaman Hristiyanlara benzemiş olabilir.

Hâlbuki bugün miladi yılbaşı, tüm inançların ve insanlığın ortak takvimi ve zaman birimi. Günlük hayatımızda kullandığımız miladi takvim başlangıcının iyi niyet ve temennilerle kutlanmasının ne sakıncası olabilir?

Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayımladığı İlmihal ’de hicri ve miladi yılbaşı konusu şöyle anlatılmıştır: Şu hâlde hicri yılbaşı da miladi yılbaşı da birbirlerine dini yönden üstünlükleri bulunmayan ve zaman ölçme de esas alınan iki ayrı başlangıç noktasıdır. Hatta Müslümanların Hz. Peygamber’in hicretini esas alan hicri takvim yerine Hz. İsa’nın doğumunu esas alan miladi takvimi kullanmaları ve yeni yılın başlaması sebebiyle tebrikleşip birbirlerine iyi dileklerini ifade etmeleri, tek başına ele alındığında sakıncasız da görülebilir. (Bk. İlmihal II İslâm ve Toplum, s. 480, İSAM; Menderes Gürkan, Yılbaşı, İGYA, c. 4, s. 496, İFAV).

Dolayısıyla bir peygamberin doğum gününü kutlarken abartmadan ve israf etmeden usulü dairesinde bireysel, toplu ve aile olarak sevinmenin, gülmenin, eğlenmenin, yemenin, içmenin de önemli bir dini kural ihlali olduğu söylenemez… (Bk. M. Hayri Kırbaşoğlu, Ahir Zaman İlmihali, s. 374).

İmam Azam Ebu Hanife’nin dedesi Zuta’nın, bir Nevruz bayramında Kûfe’de Hz. Ali’ye pelte tatlısı ikram ettiği rivayet edilir… (Bk. Osman Şekerci, Fıkıh Mezheplerine Giriş, s. 53).

Osmanlı Devleti’nin ünlü Şeyhülislam’ı Ebu Suud Efendi’nin de “Nevruz Mecusi âdeti değildir. Nevruz Sultanidir, eğlence ve şenliklerle kutlanmasında dinen bir sakınca yoktur” dediği nakledilir… (Bk. Abdullah Kılıç’tan Abdullah Şengül, Türk Kültüründe Nevruz ve Anadolu’da Nevruz Kutlamaları, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 26. Sayı, s. 63, dipnot: 6).

Nevruz kutlamalarında kendisine ikram edilen tatlıyı kabul eden Hz. Ali, Nevruz kutlamalarının caiz olduğunu söyleyen Şeyhülislam Ebu Suud Efendi, bu tavırlarıyla, gayr-i Müslimlerin âdetlerine hürmet gösterdiklerini ve şirk koştuklarını İmam Rabbani kadar bilmiyorlar mıydı?

Hâlbuki Anadolu, farklı inanç ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşadığı, farklı inanç ve geleneklerin birbirine saygı gösterdiği muhteşem bir coğrafyadır. Bu coğrafya, caminin yanına kilise ve havra inşa eden yüce bir anlayışa sahiptir. Anadolu coğrafyasında yaşayan farklı inanç mensupları ortak ziyaretgâhlar edinmişler, kutsal mekân kabul ettikleri türbelerde, yatırlarda beraber bulunmaktan ve beraber dua etmekten çekinmemişlerdir… (Bk. Prof. Dr. Mehmet Şeker, Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi, s. 181).

Bugün bile Anadolu’nun bazı bölgelerinde Ramazan ayında bazı Hristiyanlar Müslümanlara iftar yemeği veriyor, kimi Müslümanlar da Yahudi ve Hristiyanların kutsal günlerini tebrik ediyor. Bu durumda Hristiyanlar Müslümanlara, Müslümanlar da Hristiyanlara mı benzemiş oluyor ya da şirk mi koşmuş oluyorlar? Kültürler ve inançlar arası bir hoşgörü, bir saygı olamaz mı? Hilal’e saygı bekleyenlerin Haça hoşgörülü olmaları gerekmez mi? Haça hoşgörülü olmak başka bir şey, ona inanmak, onu benimsemek başka bir şey. Biz ne zamandan beri kaba ve hoşgörüsüz bir toplum haline geldik acaba?

2- Noel Bayramı Ayrı, Yılbaşı Ayrıdır:

Kavramların ve değerlerin birbirine karıştığı, bayramların ve kutsal günlerin yozlaştığı bir dönemi yaşıyoruz! Bu karışıklık ve yozlaşmadan nasibini en çok alan konulardan biri de Noel bayramı ve miladi yılbaşıdır. Hâlbuki Noel bayramı ayrı, yılbaşı ayrıdır. Maalesef bunlar birbirine karıştırılmıştır.

Önce konuyla ilgili kimi dini otoritelerin bazı görüşlerini nakledelim:

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, “Batı’da ayrı anlamlar ifade eden Noel ile yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de genellikle birbirine karıştırıldığını, bu sebeple kamuoyunda spekülasyon ve tartışmalara yol açıldığını” belirtmiştir.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aydın da konuyla ilgili şöyle diyor:

31 Aralık akşamı kutlanan “yılbaşı” törenlerinin yeni yıl törenleri olmakla birlikte, bunun Hristiyanlıkla bir alakası yoktur… Yılbaşı eğlencelerini televizyonları başında seyredenlerin, bir Hristiyan âdeti ve kültürünü seyrettikleri şeklinde yorumlamak da doğru değildir. Ancak, bu programların Türk Milli Kültürü çerçevesinde geliştirilmesi toplumumuza yararlı bir hizmet olacaktır…

“Aslında Hz. İsa’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyordu. Romalıların İran’dan aldıkları Mitra dinindeki Ölümsüz Güneş Tanrısının doğum günü bayramını, Hristiyanlar, Hz. İsa için kutlamaya başladılar. Bu putperest Roma bayramı, 21-31 Aralık tarihleri arasında kutlanıyordu. Miladi takvim yılı başlangıcı olan yılbaşı ile Noel’in ilgisi yoktur.” (Doç. Dr. Ali Osman Ateş, Cahiliye ve Ehl-i Kitap Örf ve Âdetleri, s. 70; Tümer-Küçük, Dinler Tarihi, s. 158).

Noel Baba’nın, Hristiyanların ünlü Yunan Piskoposu Aziz Nikolas’tan esinlenilen bir figür olduğu da söylenmektedir… Ancak, Aziz Nikolas ile “Noel Baba” arasında bir ilgi olmadığı gibi miladi takvim yılı başlangıcı olan yılbaşı ile Noel bayramının da bir ilgisi yoktur… (Bk. Prof. Dr. Günay Tümer-Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 295).

Buna rağmen Noel Baba yerine Hızır Baba, Dede Korkut, Geyikli Baba gibi Müslüman Türk kimliğine sahip şahsiyetlerin öne çıkarılması ve bunların çocuklarımıza hediye vermelerinin temsil edilmesi dini ve milli kültürümüz açısından daha doğru olmalıdır…

31 Aralık gecesinde Zeki Müren, Barış Manço, Neşet Ertaş, Alaattin Yavaşça, Mustafa Kandıralı, Bedia Akartürk, Muazzez Abacı, Zara, Nuri Sesigüzel, Mustafa Keser gibi kendi kültürümüzün ünlü seslerini dinlemenin, Noel’i kutlamak anlamına geldiği söylenebilir mi?

Kaldı ki, bugün Yahudi’si, Hristiyan’ı, Müslümanı, Budist’i, Hindu’su, ateisti, dindarı, dinsizi yani bütün dünya insanı yeni yılı kutlamaktadır. Bunların tamamının Hristiyan oldukları ve Noel’i kutladıkları söylenemez. Şu hâlde miladi yılbaşı, evrensel bir kutlamaya dönüşmüştür ve bu kutlamanın inançlarla irtibatlandırılması da doğru değildir.

Elbette İslâm’ın uygun görmediği yeni yıl kutlamaları, Noel ağacı süslemeleri, Noel babanın adam gibi kapıdan değil de bacadan gelmesi, Noel Baba figürüyle hediye bırakması, yılbaşı gecesinin mumlarla, ışıklarla aydınlatılması gibi âdetler toplumumuzda kültürel tahribata ve kimlik yozlaşmasına yol açmaktadır. Yeni yetişen nesilleri kendi öz değerlerinden koparıp Batı ‘nın hayat tarzına alıştırdığı gerekçesiyle haklı olarak bu âdetler eleştirilmektedir… (Bk. İlmihal II İslâm ve Toplum, s. 481).

Noel kutlamalarının 25 Aralık’ta yapıldığı belirtilir. Bu kutlamanın Hristiyanlık inancından değil putperest Roma kültüründen geldiği söylenir. Çünkü putperestler kutsal gördükleri güneşin her gün biraz daha kendilerini erken terk etmelerine üzülürlerdi… 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, güneşin kendileriyle kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar esnasında dans ederler, içki içerler ve bulundukları yeri ışıklandırırlardı.

Şu hâlde Noel kutlamalarının da Hristiyanlıkla bir alakasının olmadığı, yılbaşındaki ışık cinnetinin ise putperest Roma kültüründen kaynaklandığı anlaşılıyor.

Bu vesileyle burada Noel, geyiklerin çektiği kızak arabalı Noel Baba, ışıklı Noel ağaçları ve Noel kutlamalarıyla ilgili de özet bilgi vermeye çalışalım.

3- Noel Nedir, Noel Baba Kimdir?

a) Noel Nedir?

Noel; Hristiyanlıkta Tanrı’nın oğlu olarak kabul edilen Hz. İsa’nın dünyaya gelişini anmak için kutlanan bayramın adıdır. Bu bayramın zamanı konusunda Hristiyan mezhepleri arasında görüş ayrılığı vardır. Katolik ve Protestanlar Noel’i 25 Aralık, Ortodokslar ise 6 Ocak tarihinde başlatırlar… Noel de Hristiyanlar ayin yaparlar, ilahiler okurlar ve birbirlerine hediyeler veririler. Ayrıca bu bayramda, hastaneleri ve kimsesiz çocuk yuvalarını da ziyaret ederler. Noel Baba ve Noel ağacı, Noel kutlamalarının en önemli özelliklerindendir. Noel’de Hristiyanlar, evlerini Noel ağaçlarıyla süslerler. (Bk. Prof. Dr. Baki Adam, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, s. 98, MEBY).

b) Noel Baba Kimdir?

Peki, Noel Baba kimdir? Bir Hristiyan azizi mi, yoksa bir masal kahramanı mı veya uydurulmuş bir figür müdür? Hz. İsa Filistin’de doğmuş ve Hristiyanlığı orada yaymıştır. Karlı kış günlerinin sembolü geyiklerin çektiği kızak arabalı, kırmızı burunlu ve kırmızı giysili Noel Baba figürü ise, Hristiyanlığa ait değildir… Şu hâlde Noel Baba kimdir?

Noel Baba, tüm dünyada ikon haline gelen bir simgedir. Her yıl çocuklara hediyeler dağıtan şirin bir baba figürü olarak tanıtılır. Noel Baba olarak adlandırılan figürün aslında 4’ncü yüzyılda yaşamış bir Hristiyan azizi olan Nikolas olduğu sanılmaktadır. Aziz Nikolas, herkese yardım eden “kutsal” bir adam olarak tasvir edilir. Bu efsane ilk kez Hollandalı göçmenler vasıtasıyla ABD’deki New Amsterdam’a, yani günümüz New York’una ulaşmış ve oradan yayılmıştır. Böylece bir Hristiyan azizinden hayali bir Noel Baba figürü üretilmiştir. Şu hâlde uydurulmuş Noel Baba, Aziz Nikolas kimliğine büründürülmüş bir figürdür.

Noel Baba’nın ilk tasviri 1863 yılında Harper’s Weekly için çizilen bir karikatürdü. Çizer Thomas Nast 1863’de “Noel’den Önceki Gece” isimli şiirden etkilenerek hayalindeki figürü çizdi… Ancak bu- günkü İkonik Noel Baba’nın yaratıcısı Coca-Cola oldu. 1931 yılında Haddon Sundblum, şirket için bir çizim hazırladı ve şirketin baskın rengi kırmızıyı çizimine de yansıttı… (Bk. İndependent, Britannica…).

Şu hâlde bugünkü Noel Baba’nın mimarı Coca-Cola’dır ve Noel Baba, bir karikatür çizimiyle ortaya çıkmıştır…

“… Aziz Nikolas ile ‘Noel Baba’ arasında bir ilgi olmadığı gibi Miladi takvim yılı başlangıcı olan yılbaşı ile Noel Bayramı’nın da bir ilgisi yoktur. Noel Baba, Noel gecesi çocuklara hediyeler dağıttığına inanılan efsanevi bir kişidir; gerçek bir şahsiyet değildir. Bugün kutlanan Noel gecesiyle ilgili olarak yapılan çamlı, eğlenceli uygulamalar, dini olmaktan çıkıp tamamen folklorik bir mahiyet almıştır.

Hristiyanlıkta Noel, belli bir tarihin yıldönümü olmaktan daha çok, insanlara bir ‘ışık’ getiren ‘Tanrı’nın Oğlu’nun, yeryüzünde Tanrı’nın cisimleşmiş bir şekli olarak görünmesidir…” (Prof. Dr. Gün- ay Tümer-Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 295).

Noel Baba’nın Demre’de doğduğu ve yaşadığı iddia edilir. “Gerçekten yaşadığını kanıtlayan hiçbir tarihsel belge yoktur” (bk. Ana Britannica, 17/530). Ancak 1087 yılında İtalyan gemicileri ona isnat edilen Demre’deki mezarı alıp İtalya’da Barie’ye götürmüşlerdir… (Bk. Doç. Dr. Osman Şekerci, Cuma Konuşmaları, s. 554, RAĞBET). Bundan sonra Noel Baba artık meşhur hale gelmiştir.

Şu hâlde Hristiyan kültüründe de Noel Baba diye bir kişiliğin olmadığı anlaşılmaktadır. Zaten Katolik Kilisesi de Noel Yortusunu terk etmiştir. Böylece Noel Baba’nın karikatüristler tarafından üretilen hayal mahsulü ticari bir figür olduğu da ortaya çıkmaktadır. Adamlar ticaret yapmak için masallarını, efsanelerini bile canlı tutarken senin gerçeklerini itibarsızlaştırıyorlar ve ürettikleri hayali değerlerle senin paranı sömürüyorlar.

Devam Edecek…

error: Kopyalama Yasak