MİLADİ YILBAŞI KUTLAMALARI YAZI DİZİSİ DEVAMI
4- Geyik Figürü, Noel Ağacı Kültü ve Işık Cinneti:
a) Geyik Figürü Nereden Geliyor?
Karlı kış günlerinde Noel Baba’nın kızağını çeken geyikler nereden geliyor? Bu konuda bilgi sahibi olmak için önce Eski Türklerdeki geyik kültüyle ilgili yazar Beşir Ayvazoğlu’nu dinleyelim:
“Geyiğin kadim Türk kültüründe kutsal sayılan bir hayvan olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, rahmetli Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabından alınarak Geyik Kitabı’na konulan yazıyı okuyunuz. Çocukluğunda Mevlid kitaplarının sonundaki ‘Hikâye-i Geyik’i nostaljiyle hatırlayanlar varsa, onlara da Fethi Gedikli’nin aynı kitaptaki ‘Geyik Destanı’ başlıklı yazısını tavsiye ederim.
Geyik Kitabı, kültürümüzde geyiğin yeri hakkında yazılmış çok sayıda yazıdan oluşuyor. Şaşırtıcı olan, eski Türk mitolojisinde geyiğin bozkurttan bile önemli bir hayvan olmasıdır. Ziya Gökalp, çocuklar için Ergenekon efsanesini anlattığı ‘Alageyik’ manzumesinde bozkurt yerine geyiği ikame etmişti. Bu da onun geyik mitos’unun atalarımızla birlikte Anadolu’ya geldiğinin farkında olduğunu gösterir. Aslında bozkurt Asya’da terk edilmişti. Masallar, atasözleri, çeşitli inançlar, hatta halılar, kilimler vb. gözden geçirildiğinde, geyiğin hayatımızın içine ne kadar girdiği hemen fark edilir.”
Rivayete göre geyik, Şamanların öteki âleme giderken ruhlarını taşıyan sembolü anlatmak için kullanılan bir işarettir. Şaman yatırlarının üzerinde genellikle geyik boynuzları bulunur. Şeyh Edebali bir şifacı ve ruhsal aracı olarak Şamanların sembolü olan geyiğe binip Anadolu’ya yerleşen Türk kabilelerinin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır.
Hristiyan kültünde geyik yoktur. Şu hâlde eski Türklerde ve Şamanlarda geyiğin kutsal bir hayvan olduğu anlaşılıyor. Müslüman olduktan sonra Türklerin Anadolu’ya gelirken geyik kültünü de getirdikleri ortaya çıkıyor.
Müslüman Türk kültürüne göre yavruları olan bir geyik avcılardan kaçarak Hz. Peygamber’e sığınmış, başka bir geyik Hz. Ali ile sohbet etmiştir. Ayrıca Anadolu’da “Geyikli Baba” gibi yatırların bulunması, Diriliş Ertuğrul dizisinin geyiğin işaretiyle başlaması, kimi eski camilerimizin girişinde geyik boynuzunun asılı olması efsane de olsa geyik kültünün nereden geldiğini göstermesi bakımından hayli ilginçtir…
Dolayısıyla geyiklerin çektiği kızak arabalı Noel Baba kültü; biraz putperest Roma, biraz Şaman, biraz da eski Türk geleneğidir. Bizim dini ve milli kültürümüzle uzaktan yakından bir alakası yoktur.
b) Noel Ağacı Kültü:
“Noel Ağacı; Eski Mısırlıların, Çinlilerin ve hatta Yahudilerin ortak geleneği Avrupalı putperestler arasında yaygın olan ağaca tapma, Hristiyanlığı benimsemelerinden sonra İskandinavyalılar, Şeytanı korkutup kaçırmak için bir ağaç hazırlamak üzere ev ve ambarlarını yılbaşında ağaçlarla donatma geleneği biçiminde sürdü.
Günümüzdeki Noel ağacı Almanya’nın Batısından kaynaklandı. Orta Çağ’da Hz. Âdem ile Havva’yı canlandıran gözde bir oyunun ana dekoru… Cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların bulunduğu bir çam ağacıydı. Almanlar evlerine böyle bir cennet ağacı dikerler, üzerine ekmek asarlardı. Daha sonra değişik çörekler aldı ve Hz. İsa’yı temsilen ağacın her tarafı mumlarla donatıldı.
19’ncu yüzyılda İngiltere’ye ulaştı. Kraliçe Victoria’nın eşi Alman Prens Albert’in desteğiyle yüzyılın ortalarında yaygınlaştı. Göçmen Almanların Kuzey Amerika’ya 17’nci yüzyılda götürdükleri Noel ağacı 19’uncu yüzyılda moda oldu…” (Doç. Dr. Osman Şekerci, Cuma Konuşmaları, s. 553-554).
Noel ağacı kültünün serüveni kısaca böyle. Bu kültün çıkışıyla ilgili efsaneler de anlatılır:
Hz. İsa’nın tevhit dinini eski pagan inançlarıyla tanınmaz hale getiren Batı insanının aslında Frigya Ana tanrıçası Kybele’nin sevgilisi Attis’in kültü olan çam ağacını sembolleştirdiği de iddia edilmiştir. Efsaneye göre Kybele Attis’e âşık olur ve onun başkasıyla evlenmesine müsaade etmez. Bunun üzerine Attis, protesto mahiyetinde kendini hadım eder! Kybele’de bundan pişmanlık duyar ve onu çam ağacı yaparak kutsar.
Buradan Avrupalı eski putperestler arasında yaygın olan ağaca tapma kültünün, Attis’in kutsallaştırılarak çam ağacına dönüştürülmesinden üretilmiş bir efsane olduğu da mümkündür. Ağaçları kutsallaştırma kültünün Şamanlardan geldiği de söylenmiştir.
Şu hâlde eski Şamanist kavimlerin ağaç kültü, yani bazı ağaçları kutsal sayma âdeti Hristiyanlara da geçerek “Noel Ağacı” olmuştur. Üzülerek görüyoruz ki bu âdet, yılbaşında Hristiyanların âdetine benzer şekilde, şimdi de bizim bazı Müslüman “evlerine” ve “vitrinlerine” girmiştir. Oysa Hristiyanlar bu ağaç “kültü”nü Hz. İsa’nın doğumu hakkında uydurulan bir efsaneye dayandırarak kitaplarına almışlar ve ona dini bir hüviyet kazandırmışlardır. (Bk. Kemalettin Erbil, Yaşayan Hurafeler, s. 13, TDVY).
Batı’nın esası, iki dilden ve bir adet kurumdan ibarettir. Diller, Grekçe ve Latincedir; kurum ise, Kilisedir. Batı’yı bu itibarla, “Grek-Latin-Kilise” diye özetlemek mümkündür… (Bk. Prof. Dr. Yalçın Koç, Anadolu Mayası, s. 7, CEDİT NEŞRİYAT).
Böylece Batı kültürü ve geleneğinin aslının Gerek, Roma ve Kilise olduğu anlaşılıyor… Adamların hayatları, yaşantıları; efsaneler, masallar üzerine kurulmuş. Gelenekleri ve kültürleri böyle… Garip olan bu masal ve efsanelerin Müslüman Türk evlatlarını da etkiliyor olmasıdır…
c) Işık Cinneti:
Hristiyan Avrupa, lüks, ihtişam, debdebe, israf ve ışık cinneti arasında Noel’i karşılamaya hazırlanıyor. Peki, Hz. İsa, kendi adına bu savurganlığa ve bu çılgınlığa kulaç atanları kutsar mı?
“… Hz. İsa bu kadar şatafatlı törenler, ayinler, kutlamalar istememişti. Dünyaya metelik vermeyen bu büyük peygamber, kralların anılması gibi anılmak istemez… Bu tamamen Roma-Germen–Anglosakson bir bakıma ırkların hayallerinin bir kültürel mirasıdır.
Bugün yaşanan Noel kutlamaları dini kimliğe büründürülmüş, tamamen bir Batı folklor anlayışıdır. Dinle ilgisi yoktur. Noel, Avrupa menşeli din kılıflı bir folklor ve alış-veriş fuarıdır.” (Doç. Dr. Osman Şekerci, Cuma Konuşmaları, s. 552).
Bayrak Şairi Arif Nihat Asya, “Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz… Hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı” diyor.
5- Yılbaşı Kutlamaları:
Ne yapalım şimdi, yılbaşını kutlamayalım mı? Öncelikle belirtelim ki kutlama çok ciddi ve önemli bir iştir. Kusura bakmayın ama şampanya patlatarak, kafa çekerek, sarhoş olarak, kutlama yapılmaz. Kumar oynayarak, dansöz oynatarak da kutlama olmaz… Müslüman Türk evladı, kızının, bacısının sarhoşların şehvetli bakışlarının mezesi olmasını istemez. Ayrıca hatırlatalım ki, içki, kumar, israf, zina vs. sadece yılbaşı gecesi değil her zaman yasaktır. Siz alkolü savunabilirsiniz ancak alkol sizi asla savunmaz. Daha dün alkolü fazla kaçıran fidan gibi bir genç, kız arkadaşıyla birlikte yol kenarında duran beton karma makinesine çarparak feci şekilde öldü. Yazık değil mi?!…
Yeni bir yıl, doğum, başarı, buluş, galibiyet, mutluluk, güzel bir başlangıç vs. elbette kutlanabilir. Ancak kutlamanın kişiye, aileye ve topluma faydası olmalıdır. Kişinin kendisine, bütçesine, ailesine ve çevresine zarar vererek kutlama yapması uygun değildir.
Yıllar önce Abu Dabi’de bir otel, sonradan görmenin, yozlaşmanın ve israfın göstergesi olarak bir yılbaşında 27 milyon dolar harcayarak ışıklı dev çam ağacı dikmişti… Dünyada ve İslâm dünyasında birçok aç sefil insan yaşarken, çocuklar yatağa aç girerken böyle israfa batmış bir kutlama olabilir mi? Vicdanlar bu kadar mı körelmiş?
Yeni bir yıl yeni plan ve projelerle, yeni çalışmalarla, yeni üretimlerle kutlanmalıdır. Yılbaşı, milli geliri artırarak, işsizliği çözerek, trafik kazalarını önleyerek kutlanmalıdır. Hâlâ Yenice üzerinden Balıkesir’e giderken 1936’da Atatürk’ün çapa kürekle yaptırdığı yoldan gidiyoruz. Böyle bir yoldan giderek yılbaşı kutlanmaz.
Önce ülkeyi kalkındıralım, refah düzeyini artıralım, işsizliği önleyelim, dünya çapında ilim adamları yetiştirelim, eğitim, sağlık, işsizlik sorunlarını çözelim sonra da hep beraber yılbaşı kutlayalım. Hatta eşimizi, dostumuzu da davet edelim, gülelim, oynayalım, yiyip içelim… Ama adam gibi yılbaşı kutlayalım.
6- Sonuç:
“Genellikle Batı’nın bir putperest anlayışından kaynaklanan dini olmaktan çok Roma-Germen kültür kalıntılarının izini taşıyan bu geleneğin İslâm ülkeleriyle özellikle Türkiye ile kültür, gelişme ve çağdaşlaşma yönünden bir ilgisi yoktur. Bu geleneğin yapısı derinlemesine tetkik edildiği zaman açıkça görülecektir ki, bu tamamen Roma kültür kalıntılarının Hristiyanlığa uygulanması ve Hz. İsa’yı mitolojideki kralların yanına getirip onlarla aynı düzeye oturtmaktır.
Olay bundan olacak ki, bu gibi kültürel etkinliklere önem veren Katolik Kilisesi 1969 yılında Noel yortusunu takviminden çıkardı. Konuyu Kilise ’den uzak tutu. Anmak isteyen kimseleri Kilise dışında serbest bıraktı.” (Doç. Dr. Osman Şekerci, Cuma Konuşmaları, s. 554).
Miladi yılbaşı konusunda söyleyeceklerim özetle bunlardan ibarettir. Yeni yıl kutlamalarının bu ölçüler içerisinde adam gibi yapılması duygu ve düşünceleriyle 2026 yılının bölgemize, ülkemize ve tüm insanlığa hayırlı olmasını dilerim…