ORUCUN HİKMET VE ÖNEMİ-2
4- Oruç Ruhsal Bozuklukları da Tedavi Edebilir:
Kur’an-ı Kerim’de, kin ve öfkesine hâkim olamayıp cinayet işleyenlerin (Nisa, 4/92); aile bütünlüğünü bozup çirkin bir Cahiliye âdeti olan zıhar yaparak karısını boşamaya kalkanların (Mücadele,58/2-4); yemin edip yeminine sadakat göstermeyenlerin (Maide, 5/89) kefaret olarak oruç tutmaları emredilmiştir. Bu anlamda Hz. Peygamberden de rivayetler vardır. Şu hâlde oruç, aynı zamanda adam öldürme, aile bütünlüğünü bozma, yemin edip yerine getirmeme gibi ruhsal bozuklukları tedavi eden önemli bir ibadet olarak da değerlendirilmelidir.
Romalı ünlü devlet adamı Çiçeron, “Istırap çekmemiş olmak büyük bir felakettir” der. Çünkü ıstırap çekmeyenin mutluluğu yakalaması mümkün değildir. Istırap çekmeye ise bir yüreğin gücü yetmez. Özellikle manevi ıstırap, bir toplumun, bir milletin birlikte çekeceği ortak bir derttir. Burada milli bir yürek, toplu çarpan yürekler söz konusudur. Birlikte ağlaması, birlikte gülmesi gereken koca gönüllü yürekler. Böylece toplum bilinçlenir, sıkıntılara direnir, felaketler karşısında dik durur.
Milli Şair:
“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım,
Elemim, bir yüreğin işi değil paylaşalım” derken bu gerçeğe vurgu yapmıştır. Aç kalmanın ıstırabını bilmeyen biri, doymaktan ne anlar? Şu hâlde yokluk, varlığın kıymetini hatırlatmalıdır.
Günde üç öğün tıka basa yemek yiyenlerle, günde bir öğün gerektiği ölçüde yemek yiyenlerin hayata bakışları, yaptıkları işler ve insanlık anlayışları, hatta hayattan zevk alışları bile farklıdır. Bu sebeple, bulamadıkları için yiyemeyenlerin açlığı bir zulüm, buldukları ve imkânları olduğu halde Allah için yemeyenlerin veya az yiyenlerin açlığı ise bir erdem, bir yüceliştir.
Açlık, zulüm ve erdem arasında gidip gelen önemli bir eylemdir. Allah için aç kalıp oruç tutanlar ve tuttukları oruçlarını zulme bulaştırmayanlar, imkânları olduğu halde yoksulları doyuranlar, fakir fukaranın halini soranlar, sofralarında yoksulları ağırlayanlar, Allah’ın kendilerinden razı olduğu, orucun ruhunu anlayan erdemli insanlardır.
Şu hâlde oruç, fakirlerin belediye çadırlarında, zenginlerin beş yıldızlı otellerde ayrı sofralarda iftar açmaları değil, zenginiyle fakiriyle oruç tutanların aynı sofrada buluşmaları ve aynı ruhu yaşamalarıdır. Yoksulu olmayan iftar sofralarının bereketi olmaz. Orucun ruhunu doğru anlamak gerekir…
Kısaca Oruç, bireyi ruhsal yüceliklere ulaştırmak, ahlaki değerlerle buluşturmak ve dünya hayatında dengeli ve sağlıklı bir hayat sürmesini temin etmek için emredilmiştir. Oruç kişinin ruh ve beden dengesini korur, kusurlarını örter. Yoksa bir kimsenin açlığına, susuzluğuna Allah’ın ihtiyacı yoktur (bk. Zümer, 39/ 7). Dolayısıyla Oruç, aç ve susuz kalmanın çok ötesinde bir ibadettir.
5-Oruçla İlgili Bilimsel Araştırmalar:
Oruçla direkt alakalı üç yüzden fazla bilimsel araştırma yapılmıştır ve bunlara her yıl yenileri eklenmektedir. (1) Batılı bir bilim adamı, “Oruç bıçaksız ameliyattır” tabirini kullanmıştır. Bir diğer ilim adamı da ameliyatların tehlikelerini azaltmak ve yaranın kapanmasını kolaylaştırmak için ameliyattan önce ve sonra oruç tutmayı, yani bilinçli bir şekilde aç kalmayı tavsiye etmektedir. (2)
Elbette Oruç bir diyet, bir açlık denemesi değildir. O Allah için tutulan önemli bir ibadettir. Ancak Oruç bedenin yaralarını sararken gönüllerimizin yaraları derinleşiyorsa, bu birazda orucun hikmetini kavrayamadığımız içindir. Birçok sosyal yarayı sarmak için sadece Ramazan ve oruç önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Yeter ki biz inancımızın, dinimizin ve ibadetlerimizin değerini bilelim.
Çocuklarımız, gençlerimiz bu dini değerleri anlayamadıkları için Avrupa’nın, Amerika’nın büyüsüne kapılıyorlar, kültürel anlamda altımızdaki zemin kayıyor… Müslüman Türk çocuklarını başka inançlara çağırıyorlar, gençlerimizi çalıyorlar. Düşünmemiz gerekmiyor mu bu işi? Çalanlara mı kızacağız, sahip çıkamayanlara mı? (3)
Oruç, aynı zamanda kronikleşen günahları, adet haline gelen kusurları, alışkanlık haline gelen kötülükleri de tedavi etmektedir. Bu nedenle de kişi oruç nimetini kendisine lütfettiği için Allah’a şükretmelidir. Öte yandan Oruç insanlık tarihinin ortak ibadetidir. Tüm peygamberler oruç tutmuşlardır. Oruç tutan bir Müslüman bütün peygamberlerin ortak sünnetini yerine getirmektedir:
“Ey Müminler! Günahlardan sakınıp arınmanız, sorumlu ve duyarlı bir Mümin olmanız için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” (Bakara, 2/183).
İnsanlığın yaratıldığı günden beri tüm Allah Elçilerinin ortak ibadeti olan oruç, zamanla ihmal edilmiş ve amacından saptırılarak tahrif edilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki bu önemli ibadet, Hz. Peygamber’in Hicret’inden sonra Medine’de Şaban ayında bu ayetle farz kılınarak yeniden ihya edilmiştir. (1)
—Devam Edecek—