Orucun Hikmet ve Önemi-4

Yayınlama: 14.03.2026
Düzenleme: 14.03.2026 20:24
A+
A-

ORUCUN HİKMET VE ÖNEMİ (4):

9-Zorla, Tehditle Oruç Olur mu?

İbadetlerde zorlama olmaz. Birine baskı yaparak zorla oruç tutturulamaz, namaz kıldırılamaz. İbadetlere zorlama insanı ikiyüzlü, münafık yapar. Çünkü Kur’an’a göre, “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256). Bu sebeple oruç tutmanın sevabını veya tutmamanın günahını ancak Allah takdir eder. Yetki O’nundur ve bu yetkiye müdahale etmek büyük günahtır. Mesela Kur’an’da oruç tutmamanın, namaz kılmamanın dünyevi bir cezası yoktur. Ancak ibadetsiz Müslümanlık olmaz, bu sebeple İbadetin, orucun, namazın önemi anlatılır, ötesi kişinin vicdanına bırakılır. Özellikle oruç tutmayanlara veya Ramazan’da gündüz aleni oruç yiyenlere saldırmak, bıçakla, zincirle onları tehdit etmek Müslümanın tavrı olamaz. Bu orucun özüne de aykırıdır. Bir Müslüman orucun irade eğitimi olduğunu unutmamalı ve kendine hâkim olmalıdır. Elbette oruç tutmayanlar da oruç tutanlara ve onların ibadetine saygı göstermelidir. En azından insanlık bunu gerektirir.

Bu konuda Hz. Peygamber ve sahabelerin örnek alınması gereken çok güzel tavırları vardır:

Enes (ra.) şöyle rivayet etmiştir: “Biz Peygamber’le beraberken bir kısmımız oruç tutuyor, bir kısmımız da tutmuyordu. Ne oruç tutanlar tutmayanları ne de tutmayanlar oruç tutanları ayıplıyordu.” (Buhari, Savm, 32; Müslim, Sıyam, 98; Ebu Davud, Savm, 42).

“Hz. Peygamberle yapılan bir seferde bir yerde mola verilmişti. Sahabenin bir kısmı oruçlu bir kısmı değildi. Oruçlu olanlar sıcaktan ve yorgunluktan bitkin düştüler. Oruçlu olmayanlar ise, gölgelik yer hazırladılar, su getirdiler, oruçluların hizmetini gördüler. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

‘Bugün oruç tutmayanlar daha fazla ecir kazandılar’ buyurdu.” (Buhari, Cihad, 71; Müslim, Sıyâm, 100-101; Nesâi, Savm, 52).

“… Hz. Peygamber’in Ramazan ayında Medine’den Mekke’ye yolculuk ettiğini, yolda su isteyerek halkın gözü önünde orucunu bozduğunu ifade eden sahih hadise (Buhari, ‘Savm’, 34; Müslim, ‘Sı- yâm’, 88, 89) dayanan Ahmed b. Hanbel gibi müçtehitler ise belirtilen durumda orucun açılmasının sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir.” (1)

Ünlü âlim İbnü’l Cevzi Ebu’l Faraç: “… Bazı cahillerin münker (günah) işleyenlere saldırıp onları feci şekilde dövdüklerini ve kaplarını kırdıklarını işittim. Tüm bunlar cehaletin eseridir…” demiştir. (2)

Anadolu’da eli öpülecek soylu birçok ana vardır. O onurlu analardan birinin, Oruç tutan talebe oğlunun, “öğlen gözümün önünde yemek yiyorlar”, serzenişi üzerine verdiği hikmetli cevap muhteşemdir: “Olsun oğlum, bu durumda Allah sana daha çok sevap verecektir.” Oruç tutan her Müslümanın tavrı, böyle zarif, ince ve hikmetli olmalıdır.

Aslında Cenab-ı Allah, bir kimsenin sadece bir aylık orucuna veya sadece bir günlük namazına bakmaz. Onu sadece bir iyiliği veya bir kötülüğü ile değerlendirmez. Peki, ne yapar? Hayatının tamamına, iyiliklerinin ve kötülüklerinin bütününe, tüm tuttuğu oruçlarına ve kıldığı namazlarına bakarak onun hakkında hüküm verir. Çünkü Allah her şeyi bilir ve mutlak adildir.

10- Çocukları Oruca Alıştırmak:

Müslim’in rivayetine göre, Hz. Peygamber devrinde sahabeler hem kendileri oruç tutarlar hem de oruca alıştırmak için çocuklarına oruç tuttururlardı. Çocuklar acıkıp yemek isteyince de renkli ipler- den oyuncaklar hazırlarlar ve iftara kadar onları bu oyuncaklarla oyalamaya çalışırlardı (bk. Müslim, ‘Sıyam’, 136). Bu rivayet, çocuklarını oruca alıştırmak isteyenler için güzel bir örnektir.

Anadolu’da benzeri güzel bir usul de tekne orucu diye asırlarca devam ettirilmiştir. Ne demektir tekne orucu? Tekne orucu, öğleye kadar küçük çocuklara oruç tutturulur, öğleyin araya merdiven konarak yemek yedirilir, öğle yemeğinin ardından iftara kadar çocuklara sabır öğretilmeye ve iradelerine hâkim olma alışkanlığı kazandırılmaya devam edilirdi. (3)

Unutulan böyle güzel değerleri ve gelenekleri hatırlayıp yaşatmak gerekir.

11- Sükût Orucu:

Orucun anlamını ve hikmetini anlatan Hz. Peygamber’in şu tespitleriyle konuyu toparlayalım:

“Yalan, gıybet, dedikodu gibi kötü sözleri ve bunlarla amel etmeyi bırakmadıktan sonra bir kimsenin yemesini, içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm) 

“Yalanı, cehaleti bırakmayanın (oruç için) yemeyi, içmeyi terk etmesine gerek yoktur.” (İbn Mâce, Sıyam,21).

Domuz etini yemenin haram olduğunu söyleyen birçok Müslüman, maalesef oruçlu ağızlarıyla din kardeşlerinin dedikodusunu yaparak, “Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurat, 49/12) ayetinin muhatabı olmaktan çekinmiyor. Gıybet, haksız dedi kodu ölü kardeşinin etini yemek gibi çirkindir. Hâlbuki Oruç, böyle hata ve kusurlardan Müslümanı korumalıdır.

Kur’an, mucizevi bir şekilde babasız olarak İsa’yı doğuran Hz. Meryem’den, kendisine yapılacak suçlama ve hakaretlere karşı şöyle savunma yapmasını istiyor: “… Şayet herhangi bir kimseyle karşıla- şırsan ona, ‘Ben Merhameti sınırsız olan Allah için sükût orucu adadım, dolayısıyla bugün hiç kimseyle konuşmayacağım’ de.” (Meryem, 19/26).

Bilgisiz ve hikmetsiz bir şekilde din adına konuşan bazı ilahiyatçıların, anlamsız bir şekilde tarikat ve cemaat edebiyatı yapan kimi hocaların, dindarlık adına gırtlağına kadar hurafelere gömülmüş kimi mollaların bir müddet sükût orucu tutmaları gerekmiyor mu? Hatta bu zamanda bütün Müslümanların biraz Hz. Meryem gibi sükût orucu tutmaları ve kendilerine hâkim olmaları Ramazan ve orucun hikmetine de uygun düşecektir.

12- Temcid ve Temcid Pilavı:

Ramazan ayı ve orucun dini musiki kültürümüze kazandırdığı kavramlardan biri de temciddir.

Temcid dini musiki formlarından biridir. Kelime olarak “tazim” ve “sena etmek” manasına gelen temcid, minarelerde ezandan ayrı olarak Allah’a yapılan dua, yakarma ve dilekte bulunma anlamında- dır. Üç aylarda Recep’in ilk gecesi başlayan ve Ramazan’ın teravih kılınan ilk gecesine kadar yatsı namazının ardından okunan temcid, Ramazan’da sahurdan sonra müezzinler tarafından halkın da iştira- kiyle okunurdu. Temcid sahur vaktinde okunduğu için halk arasında “sahur” manasında da kullanılırdı.

Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm’da temcidin Sultan Nasirüddin’in emriyle başladığını ve gecenin son üçte birinde okunduğunu yazar. Nasirüddin, Memlük Hükümdarı Birinci Baybars’ın oğlu el-Melikü’s Said Berke Han’dır (1277-1279).

Temcid “Ya Hazreti Mevla’m” diye başlar, kelime-i tevhitlerle devam eder ardından bazı peygamberlerin ismi zikredilir ve Hz. Muhammed’e salat-ü selam getirilir. Sonra Allah’ın isimlerinden bahseden ayetler okunur, bunu münacat ve naatlar takip eder, “Ve’l hamdü lillahi rabbil âlemin” denilip ardından Fatiha çekilir ve “Sübhane rabbike rabbi’l izzeti amme yasifûn” diye başlayan ayet okunarak temcid sonlandırılır… Temcid okunurken rast, uşşak, segâh, hicaz, neva, hüseyni, acem-i şiran, muhayyer ve şehnaz gibi makamlarla âdeta bir musiki geçidi yapılırdı. (1)

Temcid Ramazan’da hemen her gece tekrar edildiği için o gün sahurda hemen her gece yenen pilava da isim olmuştur. Bu pilava “temcid pilavı” denilmiştir.