Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adıyla
Yine ramazandayız. Kur’an ayındayız. Kur’an ramazanda nâzil olduğu için, ramazan on bir ayın sultanı oldu. Kadir Gecesi, yani Kur’an’ın inmeye başladığı gece ise, bin aydan hayırlı oldu. Vardığı, bulunduğu yeri kıymetlendiren Kur’an, Rabbimizin en güzel olarak yarattığı ve eşrefü’lmahlûkât (yaratılanların en şereflisi) kıldığı insana kurtuluş reçetesi olarak ikram edilmiştir. Yani Kur’an büyüklerin en büyüğünden, sözlerin en güzeli olarak gelmiştir.
Ey insan! Ne ile muhatap olduğunu düşün. Bu büyük mertebenin farkına var. Küçük aklınla O’na karşı tavırlar içinde olma.
Benim milletim bu güzelliği fark etmiş, Kur’an’ı baş tacı yapmıştır. Allah’a şükür beyinleri iğfal edilmemiş (kandırılmamış) kardeşlerim, hâlâ samimi dindar. Bir gün büyük teyzemin kızları bizde misafir. Namaz kılacaklar, bir de baktım bizim kız, ablasının arkasındaki dar yere sığmaya çalışıyor. Ona, “Böyle gel, ablanın yanı boş” diyecek oldum. O zaman dedi ki: “Ablam Kur’an okumayı biliyor, ben bilmiyorum. Onun için geri duruyorum” Ağlamak istedim, mutlu oldum. Kur’an’a, onu okuyana duyulan saygı… Bu olay beni yıllar önceye götürdü.
Yıllar evvel teyzemle kardeşime gitmiştik. Bir odada namaz kılacağız. Yan yana sığamıyoruz. Arka arkaya duracağız. Ben yaşlı diye onu öne davet ettim. O da bana, “Sen benden bilgilisin, sen önde dur.” dedi. Bilgiye duyulan bu muhabbet, sevgi bu milleti büyük yapan vasıflardandı.
Fatma Bayram Hanımefendi’den dinlemiştim: “Hafız olduk, kıraate geçeceğiz. Hocamız bize bir kitap tavsiye etti. Babamla, o kitabı almak için sahaflara gittik. Aradık, sorduk; nihayet gözlüklerinin üstünden bakan, altmış altmış beş yaşlarında bir amca,
– Bu kitabı kim okuyacak, dedi.
Babam bizi gösterdi,
– Kızlarım… Onlar hafızlığı bitirdi de kıraat talimi yapacaklar.
Adam durdu, babama döndü:
– Sen onlar eve gelince ayağa kalkıyor musun?
Ben şok oldum. Hafızlığa duyulan bu saygı beni çok mutlu etti”. İşte, bu güzide milletin Kur’an’a muhabbeti!
Kur’an’a hürmetin çok meşhur olmuş bir örneği ise, büyük Türk İmparatorluğunun kurucusu Osman Gazi’nin saygısıdır. Misafirdir. Ona bir oda tahsis edilir. Yatak özenle hazırlanır. Muhterem insan, yatmak için odaya çekilir. Bir de bakar ki duvarda bir Kur’an-ı Kerim asılı. Ayak uzatıp yatamaz edebinden. Sabaha kadar oturarak uyuklar, bekler.
Bir de Horasan’a uzanalım. Horasanlı Bişr-i Hâfî gençliğinde uymuş nefsine, uymuş arkadaşlarına, meyhane meyhane geziyor. Bir geç vakit, sarhoş bir vaziyette eve dönerken, biraz çamurlanmış bir Kur’an yazısı görüyor. Onu alıyor, temizliyor, okuyor; “Bismillah” yazdığını görüyor. Allah’ım, senin ismin yerlerde sürünemez, deyip evinin duvarına asıyor. Allah, bu kulunun bu hürmetini, onu ermişler sınıfına katarak mükafatlandırıyor.
Bu asil milletin atası da Kur’an’a saygılı, en sıradanı, cahili de, sarhoşu da. Son zamanlarda bu güzel hasletler sessiz, hışım dolu bir esintiyle yok olup gidiyor. Neleri yitirdiğimizi anlayamıyoruz.
Ya Rabbi! Senin her şeye gücün yeter. Kur’an’ımızı elimizden aldırtma. Sevgimizi, saygımızı, ilgimizi daim eyle. Kalpleri evirip çevirin Allah’ım, kalplerimizi İslâm üzere daim eyle. Aziz milletimizi, tekrar, İslâm’ın ordusu eyle. Amin!..