Ramazanlardan Esintiler

Yayınlama: 28.02.2025
Düzenleme: 28.02.2025 16:43
29
A+
A-

Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adıyla

               Yıllar önce yaşadığım ramazanlara birlikte bir yolculuk yapalım.

Ramazan gelince, çocuk gönlümü bir coşku, bir sevinç sarardı. Oruç tutmaya heveslenirdik. Tam gün oruç tutamayacağımızı düşünen babacığım, “Bugün öğleye kadar tutun, yarın da tutarsınız; ikisini kırmızı iplikle bağlarsınız” derdi. Al sana tam gün oruç.

Sahura kalkmak ayrı bir güzellikti. Büyüklerimize yalvarırdık, davulcu gelince bizi uyandırın diye. Mani dinlemek ne hoştu!
“Benim karnım toktur ama
                Arkadaşım börek ister”

Köylerde, hele Karadeniz’in köylerinde davulcular da çok seyrek dolaşırdı; ama ruhumuzu donatırdı. Davulculara hediyeler verilirdi. Hayat renklenirdi. Ya günümüz çocukları?

O zamanlar her evde saat bulunmaz; gün güneşin doğuşuyla başlar, güneşin batmasıyla biterdi. Bizim evimizde saatimiz vardı. Saatin işleyişi şimdiden farklı idi. Alaturka denilen zaman göstergesinde akşam namazı her zaman saat 12.00’de olurdu. Diğer zamanlar ona göre ayarlanırdı. Ama nasıl oluyordu, bilmiyorum.

Karşımızdaki köyün camiinin üst tarafında bir sırt vardı. Ramazanlarda sırtın üstündeki düzlükte çocuklar akşam vakti bekleşir, Tirebolu’da ramazan topunun patladığını “Öttüüü! Öttüüüü!” diye bağırarak haber verirler ve bir gölge gibi koşarak evlerine giderlerdi. Biz de onları gördüğümüz zaman koşarak eve gelip iftarın olduğunu ailemize bildirir, oruçlarımızı açardık. Daha sonraları babam “Öttü!” haberi gelince bir tüfekle, iftar saatinin geldiğini duyurmaya başladı. Etraftakiler böylece iftar saatinin geldiğini daha kolay anladılar. Bu, epeyce devam etti.

Sonra radyolar geldi, saatler çoğaldı, haberleşme gelişti. Artık ramazan toplarına ihtiyaç kalmadı. Bu toplar günümüzde de sembolik olarak da olsa devam etse ramazan coşkusuna bir renk, ruh dünyamıza bir vuruş, bir uyanış yapar mı, bilmem. Bazı bölgelerimizde zaten devam ettiriliyor. Ramazan davulları da öyle…

Ben İstanbul’da talebeyken, 1970’li yılların başı, sahur vaktinin bitişi – yani imsak – top atılarak duyurulur, on beş yirmi dakika sonra da sabah ezanı okunurdu. O arada da namaza hazırlık yapılırdı. Her şeyin düzenli ve ortak yaşandığı zamanlardı.

Günümüzde herkes her şeyi biliyor. Her kafadan bir ses çıkıyor, kafaları karıştırıyor. O yüzden bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın emirlerine uymamız en mantıklı olanıdır. Biz de Diyanet İşleri Başkanlığından bu konuda hassas davranmalarını, gerekli ilmi çalışmaları yapmalarını ve gerekli açıklamaları halka duyurmalarını bekliyoruz.

Bütün İslam âleminin ramazanı mübarek olsun.

   Ekrem Öztürk Bey’in bir şiiriyle ramazanı hoşluyorum:

HOŞ GELMİŞSİN EY RAMAZAN, MERHABA

Ayların sultanı, başların tacı
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba
Sabrın, merhametin sırrı, ilacı
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Öğret bize kardeşliği, barışı
Doğrulukla, iyilikle yarışı
Yetimleri, mazlumları sarışı
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Kavrat bize iman nedir, din nedir
Sevgi nedir, hasret nedir, kin nedir
İnsan nedir, melek nedir, cin nedir
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Göster bize doğru ile yanlışı
Hakkıyla yapalım eldeki işi
Nasıl durdururuz kötü gidişi
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Manasına uygun tuttur orucu
Yapıcı olalım, değil kırıcı
Affımıza sebep olsun sonucu
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Mananda sıcak var, ısıt bizleri
Vesile ol, gülsün mazlum yüzleri
Söndür ateşleri, söndür közleri
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba

Nice ki bu can hem sağ hem de tendedir
Ekrem Hak yolunda, dosta bendedir
Bin aydan hayırlı Kadir sendedir
Hoş gelmişsin ey Ramazan, merhaba
  Ekrem ÖZTÜRK

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

error: Kopyalama Yasak
×