Her gün yeni bir umut, her sabah taze bir başlangıçtır. Her doğan çocuk Allah’ın insanlardan umudunu kesmediğini de gösterir. Biz de yeni bir güne, yeni bir işe başlarken Müslüman Türk’ün özlü duası ile başlayalım:
“Şol gökleri kaldıranın
Donatarak dolduranın
‘Ol!’ deyince olduranın
Doksan dokuz adı ile.”
Kimi değerlerimizi kaybetsek de Müslüman Türk milleti söz medeniyetinin çocuklarıdır. Söz medeniyetlerine ise sözün gücü çok önemlidir. Anadolu medeniyetinin yetiştirdiği ünlü söz sanatkârı Yunus Emre:
“Sözünü bilen kişinin,
Yüzünü ak ede bir söz.
Sözü pişirip diyenin,
İşini sağ ede bir söz”, demişti.
İslam’ın zirve vahyi olan Kur’an, muhataplarına sözün gücünü öğretmiştir. “İkra” demiştir önce, “Oku Rabbin adına!” Vur Rabbin adına… Kır Rabbin adına… Yok et Rabbin adına… Tarumar et Rabbin adına… diye başlamamıştır söze… (Bk. Sami Hocaoğlu, Yeni Şafak, 24 Kasım 2003).
Evet, Kur’an söze, “İkra / Oku” (96/1) diyerek başlamıştır.
“Kur’an, varlık âleminin ‘Kûn/Ol’ (bk. 2/117) sözüyle başladığını da haber vermiştir. Önce söz vardı diye başlar Yuhanna İncili: “Başlangıçta söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve söz Tanrı’ydı” (Yuhanna, 1). Zebur, baştan sona şiirsel bir sözdür, bir münacattır…”
Hz. İsa da sözün gücüne inananlardan biriydi… O, dinleyenlerin etkilendiği meşhur “Dağ Vaazı”nda şöyle diyordu:
“Ne mutlu ruhta fakir olanlara, çünkü göklerin melekûtu onlarındır. Ne mutlu yaslı olanlara, çünkü onlar teselli edileceklerdir… Ne mutlu salaha (barışa) acıkıp susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklardır. Ne mutlu merhametli olanlara, çünkü onlara merhamet edilecektir. Ne mutlu yüreği temiz olanlara, çünkü onlar Allah’ı göreceklerdir… Ne mutlu salah (barış) uğrunda ceza çekmiş olanlara, çünkü göklerin melekûtu onlarındır (Matta, 5/1-10). Sanmayın ki, ben dini yahut peygamberleri yıkmaya geldim, ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim (Matta, 5/17).” (Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, İslâm Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, s. 264, İzmir 1996).
Şu hâlde kutsal kitaplar ve peygamberler sözün gücüne vurgu yapmışlardır.
Kur’an-ı Kerim, hikmet ve irfan sahibi kimselerin özelliklerinden birini şöyle belirtmiştir:
“Onlar bütün sözleri dinlerler ve onların en güzeline uyarlar. Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimseler, işte onlardır…” (Zümer, 39/18).
Buna göre olgun her insanın en önemli özelliklerinden biri de, makul ve mantıklı her sözü dinlemek ve onun en güzeline uymaktır… Makul olan her söz muhteremdir ancak muteber değildir… Şu hâlde muteber söze itibar edilmelidir.
Cenab-ı Mevla: “Unutmayın, Allah katına yükselen şey güzel sözdür…” buyurmuştur (Fatır, 35/ 10). Hz. Peygamber (sav.) de: “Güzel söz sadakadır” (Buhari, Edeb, 34; Müslim, zekât, 56) demiş ve “Sözlerin en güzeli, Allah’ın Kitabı, Allah’ın sözüdür” (Nesai, ‘Iydeyn’, 22) buyurmuştur.
Hz. Peygamber: “Sözlerin en güzeli Allah’ın sözüdür” demiş; Allah’ın en güzel sözü olan Kur’an ise, “Müminler sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar” buyurmuştur. Hz. Ebubekir, en güzel sözleri tas- dik ettiği için, Sıddık unvanını almıştır.
Hz. Ali, “Söz ilaç gibidir; azı yaşatır, çoğu öldürür” derken, Gönüller Sultanı Mevlana da: “Anla- yan kimse için, yer ve gökler hep sözdür” diye işaret etmiştir.
“Güzel söz su gibidir, geçtiği yerleri verimli kılar.” “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” gibi sözler, sözün gücünü anlatır. “Güler yüz, tatlı dil, güzel söz” gönül tahtımızın başköşesinde yer alır.
Geçmişte çok güzel sözler söylemiş olan bu yüce millet, sahi, bugün neden güzel söz söyleyemiyor? Neden bellerde silah, ellerde bıçak? Neden suratlar asık, kaşlar çatık, sözler kaba? Diller mi tutuldu acaba? Neden bu toplumda küfür, hakaret, yalan, iftira, tecavüz, ihanet, gasp, kaba söz, şom ağız, kin, nefret, iftira yaygın?
Söz nasıl olmalı, insanlarla nasıl konuşulmalı? İlahi Vahyin ölümsüz ifadeleri bu konuda bütün insanlığı şöyle uyarmıştır:
“Güzel söz söyleyin…” (Nisa, 4/58)… “Ey iman edenler!.. Sözü yerinde ve dosdoğru söyleyin.” (Ahzab, 33/70)… “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 61/2).
“(Ey Muhammed!) Söyle kullarıma; birbirlerine karşı sözü en güzel bir biçimde söylesinler. Çün- kü (kötü sözle) şeytan aralarını bozmak ister.” (İsra, 17/53)… “Konuşurken yumuşak bir üslûpla söz söyleyin.” (Taha, 20/44).
Son ilahi ikaz, şirkin ve zulmün en korkunç temsilcilerinden biri olan Firavunu uyarmak için görevlendiren Hz. Musa ve kardeşi Harun’a Allah tarafından yapılıyordu. Hatta Hz. Musa bu ikaz üzerine Allah’a şöyle seslenmişti: “Dilimin düğümünü çöz ki; sözümü iyi anlasınlar.” (Taha, 20/27). Firavuna bile yumuşak söz söylenmesini emreden Cenab-ı Allah, insanın insana, kardeşin kardeşe, Müslümanın Müslümana, bırakın şiddeti, kaba ve çirkin söz söylemesini tasvip eder mi?
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İnsanları Allah’a çağıran, iyi ve yararlı işler yapan ve ‘Ben Müslümanım’ diyen bir kimsenin sözünden daha güzel kimin sözü olabilir?” (Fussilet, 41/33).
Bu konuda önemli bir âyete daha işaret edelim:
“Gönül yapan güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyet olan bir sadakadan, bir yardımdan daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/263). Şu hâlde eziyete dönüşen bir sadakadan, bir yardımdan güzel bir söz, gönül tamir eden tatlı bir cümle, daha hayırlı ve daha anlamlıdır…
Peki, bu ve benzeri âyetler, hadisler ortada dururken, bugün İslâm dünyasına mensup olanlar birbirlerine güzel söz mü söylüyorlar, yoksa silah mı çekiyorlar? Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Libya’da birbirleriyle savaşanlar kimler? Acaba bu âyetler Müslümanlara hitap etmiyor mu? Barışın egemen olması gereken bu ülkelere iç savaşlar nasıl hâkim olabiliyor?
Dolmuşa binen üniversite öğrencisi genç kıza tecavüz edip, yakarak onu katleden bir caniye, sevdiği kızı katledip üzerine beton döken bir vahşiye, üşümesin diye arabasına aldığı taksiciyi kurşunlayarak katleden katile, gayri meşru hamile kalıp doğurduğu çocuğu çöp konteynerine atan vicdansız anneye, eşini ve çocuklarını acımadan kıyan vahşi babaya, “gürültü yapıyorsunuz” diye üst kat komşusunu ve çocuklarını kurşuna dizen canavara, yol verme yüzünden birbirini katleden sürücülere söz neden tesir etmiyor? Söz medeniyetinin çocukları nasıl oldu da bu kadar savrulabildiler?
Bugün artık sözün bittiği yerdeyiz!
Necip Fazıl’ın söylediği gibi, şayet “Söz yalama oldu” ise, Hz. Meryem’in Kur’an’daki ifadesiyle acaba: “Sükût Orucu” mu (Meryem, 19/26) tutmaya başlamak gerekir?
Çünkü insanların sözle değil, silahla, bombayla vurulduğu bir zamanda yaşıyoruz. Maalesef silah ve bomba icat oldu ve söz bozuldu. Sözün yerine silahların konuştuğu, güzel ve etkili söz yerine korkunç bombaların patladığı kanlı bir dünya… Böyle bir dünyada söz gücünü kaybedince Habil ve Kabil gibi önce kardeş kardeşi, Müslüman Müslümanı vurmaya başladı.
Böyle barut ve kan kokan acımasız bir dünyada ne yazık ki, silahların ve bombaların sesi, sözün gücünü bastırdı. Peki, ne yapmalıyız, teslim mi olmalıyız?
Adına sure gönderilen Hz. Lokman, Kur’an’ın bildirdiğine göre oğluna şöyle nasihat etmişti:
“… (Hayat) yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme. Unutma ki, seslerin en çirkini eşeğin sesidir.” (Lokman, 31/19).
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, silahların ve bombaların sesi eşeğin sesinden daha çirkin, daha ürkütücü ve hatta daha korkunç hale gelmiştir. Bombaların sesi âdeta eşeğin sesine rahmet okutmaktadır… “Unutmayın, hepimiz Lokman’ın çocuklarıyız. Lokman’ın ağzından konuşan, ‘Hayat yürüyüşün- de dengeli ol’ diyen, ‘sesini yükseltme’ diyen Kur’an’dır…”
Ne demektir bu?
“Sesini değil, sözünü ve sözünün kalitesini yükselt. Gücün sözüne değil, sözün gücüne itibar et.” Çünkü: “Göz iki, kulak iki, ağız tektir, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek, az konuşmak gerektir”. O az sözü de öyle güzel, öyle kaliteli söylemek gerekir ki, sözün gücü ve etkisi olsun.
Basın yayın tahsili görmüş, basın yayın kurumunda çalışmış deneyimli basın mensubu Sabri Karakaya da yeni bir sayfa açarak ve yeni bir başlangıç yaparak internet üzerinden basın dünyasına giriyor. Sözü güzel ve kaliteli olsun inşallah.
Hayırlı olsun dileklerimizle…