Geçen hafta modern mimarlığın evrimine değinmiştik; bu hafta ise özgürlük ve adalet anlayışını derinden etkileyen bir başka mimari yapı, hapishaneleri ele alacağım. Türkiye’de hapishane mimarisi, yalnızca cezalandırma ve kapatma amaçlı değil, toplumsal yapının değişen yüzünü de gözler önüne seren bir yapıdır. Ceza infaz kurumlarının modern anlamda evrimi, yaklaşık 170 yıl önce Osmanlı dönemine dayanır. 1851’de yürürlüğe giren ilk ceza kanunu, zindanları modern cezaevlerine dönüştürmüş ve mahkûmları ıslah etme amacını benimsemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda cezaevleri, genellikle borçluların veya suçluların geçici olarak tutulduğu yerlerdi. Ancak Tanzimat dönemiyle birlikte Batı’daki ceza infaz sisteminden etkilenerek önemli reformlar yapılmaya başlandı. 1851 Ceza Kanunu, cezaevlerinin modernleşmesini sağlayarak, mahkûmların ıslah edilmesi gerektiğini vurguladı. 1871’de İstanbul Sultanahmet’te açılan Hapishane-i Umumi, Osmanlı’nın ilk modern hapishanesiydi.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, cezaevleri modernize edilerek yeni bir sisteme oturtulmuş, 1926’daki Türk Ceza Kanunu’yla cezaevleri Hapishaneler Müdiriyet-i Umumiyyesi’nden Adalet Bakanlığı’na devredilmiştir. 1950’lerden sonra ise yeni cezaevi tipleri inşa edilerek, modern ceza infaz sisteminin temelleri atılmıştır.
Türkiye’de cezaevleri, mimari yapıları ve büyüklüklerine göre farklı tiplerde kategorize edilmiştir. 1950’lerden itibaren A, B, C ve K tipi cezaevleri inşa edilirken, 1980’lerden itibaren H tipi cezaevleri dikkat çekmiştir. Cezaevlerinin mimarisi sadece fiziksel bir kapatma mekânı değil, toplumsal yapıyı etkileyen bir araçtır. Özellikle düşünce ve siyasi suçlularının bulunduğu cezaevleri, toplumsal gerilimlerin simgesine dönüşmüştür.
Cezaevlerinde, yalnızca suçlular değil, toplumsal ve politik düşünceleriyle fark yaratanlar, öğrenciler ve gençler de yer alabilmektedir. Her hapishane, adaletin somut bir yansımasıdır. Hukukun adaletli bir şekilde uygulanmadığı otoriter rejimlerde, hapishaneler yalnızca cezalandırma mekânları değil, aynı zamanda toplumsal çatışmaların ve muhalif seslerin bastırıldığı yerler haline gelir. Son dönemdeki protestolar sırasında gözaltına alınan gençler, adalet arayışının sembolleri haline gelmistir.. Oysa gençlerin kendi geleceklerini özgürce şekillendirebileceği bir toplum yaratmak, toplumsal huzur ve adaletin temeli olmalıdır. Eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün herkes için mümkün olduğu günlere…