Yeni Yıl Eşiğinde Kimlik ve Dua

Yayınlama: 28.12.2025
148
A+
A-

Türkiye’de yıllardır sessiz ama etkili bir süreç yaşanıyor. Bu süreç ne bir kanunla başladı ne de açık bir dayatmayla ilerledi. Tam tersine; eğlence, masumiyet ve modernlik ambalajı içinde toplumun gündelik hayatına sızdı. Bugün “yılbaşı” adı altında normalleştirilen kutlamalar, bu sürecin en görünür örneklerinden biridir.

Mesele bir gecelik eğlence meselesi değildir. Mesele, hangi kültürün, hangi sembollerle ve hangi değerler üzerinden meşrulaştırıldığıdır.

Bir Müslüman Türk olarak Noel ya da yılbaşı kutlamamak, kimseye karışmak anlamına gelmez. Kutlayan kutlar; buna kimsenin itiraz hakkı yoktur. Ancak kutlamayanın da “yanlış buluyorum” deme hakkı vardır. Ne var ki uzun süredir bu hak, sistematik biçimde törpülenmektedir. Kutlamayanlar “tuhaf”, “çağ dışı”, “gerici” gibi etiketlerle alaya alınmakta; sosyal baskı yoluyla sessizliğe zorlanmaktadır.

Savunulan ilk argüman genellikle şudur: “Bu Noel değil, yılbaşı” Teorik olarak doğru gibi görünen bu ayrım, pratikte anlamını yitirmektedir. Sokaklara, vitrinlere ve ekranlara bakıldığında karşımıza çıkan; çam ağaçları, Noel Baba figürleri ve Hristiyan sembolizmine ait ritüellerdir. Dinsel bağlamından koparıldığı iddia edilen bu imgeler, aslında kültürel kodlarıyla birlikte taşınmaktadır.

Semboller nötr değildir. Ritüeller masum değildir. Tekrar edilen her davranış, zamanla anlam üretir. Bu nedenle “sadece eğlence” söylemi, meseleyi basitleştiren ve asıl sorunu perdeleyen bir yaklaşımdır.

Türk-İslam kültüründe; tüketim merkezli, vitrin ve hediye odaklı, simgesel figürlerle yürüyen bir yılbaşı ritüeli yoktur. Buna karşılık Nevruz vardır, Hıdırellez vardır, dini ve milli bayramlar vardır. Ancak dikkat çekici olan şudur: Bu günler medya tarafından parlatılmaz, ticarileştirilmez ve çocuklara cazip sembollerle sunulmaz. Buna karşılık yılbaşı haftalar öncesinden pazarlanır, normalleştirilir ve “olması gereken” gibi gösterilir.

Bu tablo bir tesadüf değildir. Burada devrede olan şey, açık bir yasaktan çok daha etkili olan kültürel bir baskıdır. Kimseye zorla Noel ağacı kurdurulmaz; ancak kurmayan “eksik”, “geri” ya da “uyumsuz” hissettirilir. Asıl tehlike, normalliğin ithal edilmesidir.

Bu durum sosyolojide kültürel hegemonya olarak tanımlanır. Bir yaşam biçiminin, tek doğru ve tek çağdaş yol gibi sunulmasıdır. Uzun vadede bu, milli hafızayı zayıflatır; ortak zaman algısını bozar; çocukların ve gençlerin kendi kültürleriyle kurduğu bağı gevşetir.

Bu süreç bir gecede inanç kaybı üretmez. Ancak nesiller arası bir mesafe üretir. Çocuk başka bir kültürün sembolleriyle büyürken, kendi kültürünü sıradan ya da önemsiz görmeye başlar. Milli kimlik açısından bakıldığında ise toplum, “biz kimiz?” sorusuna giderek daha zor cevap verir hâle gelir.

Buradan çıkış yolu yasak değildir, baskı değildir, sertlik hiç değildir. Çözüm; bilinçtir, alternatiftir, sabırdır. Eleştirinin yanında yerli ve anlamlı karşılıklar üretmek gerekir. Aile içinde paylaşım, yıl muhasebesi, dua, sohbet ve kadim geleneklerin canlandırılması; ithal olanın karşısına sahici olanı koymaktır.

En önemlisi de dildir. “Ben karışmıyorum ama doğru da demiyorum” diyebilmek, modern dünyada en zor ama en onurlu duruştur. Bu yazı bir yasak çağrısı değil; kimliğini, inancını ve kültürel hafızasını koruma sorumluluğunu hatırlatan bir farkındalık davetidir. Çünkü milletler, ancak kendi değerleriyle kurdukları bağ ölçüsünde ayakta kalır; zamanın ve rüzgârın yönüne kapılmadan, kendi istikametini muhafaza edebildiği sürece geleceğini inşa edebilir.

Bu düşüncelerle, yeni bir yılın eşiğinde; 2026 yılının bana, aileme, okurlarıma, yüce Türk milletine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini, sağlık, barış ve başarılarla dolu bir zaman dilimi olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

error: Kopyalama Yasak