Orucun Hikmet ve Önemi-3

Yayınlama: 11.03.2026
A+
A-

ORUCUN HİKMET VE ÖNEMİ (3):

6-Oruç Bir Sosyal Sorumluluk Projesidir:

Büyüklerimiz “tok açın halinden anlamaz” demişlerdir. Bu sebeple oruç, çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi olarak da değerlendirilebilir. Açlık, gıda yetersizliği ve iyi beslenememe gibi sorunlara oruçtan ilham alarak çözümler üretilebilir.

“Vaktiyle Mısır’da yıllarca süren bir kıtlık olmuştu. O sırada devletin hazinesi Yusuf’un (as.) elinde idi. Halk açtı. Hz. Yusuf da bütün imkânlara sahip olduğu halde karnını doyurmuyordu. Neden böyle yaptığı kendisine sorulunca, içinde yaşadığı toplumun acılarını yüreğinde duyan bir sorumluluk anlayışı ile şu cevabı vermişti: ‘Eğer ben tok olursam, açların halini anlayamam, yoksulları gereği gibi düşünemem’.” (2)

Güneşin altında değişen bir şey yok. Benzer bir durumda Harvard Üniversitesi’nde yaşanmıştır. Bir profesör öğrencilerine, “Gelecek ders bir şey yemeden, içmeden derse aç gelmenizi istiyorum” demiş. O derste hoca, Afrika’daki açlık dramının filmini izletmiş. Öğrencilerin birçoğu duygulanmış, empati yapmış, ancak bir kısmı ise hiç etkilenmemiş. Etkilenmeyen öğrencilerle ilgili hoca şu değerlendirmeyi yapmış: “Bunlar derse aç gelmediler, tok geldiler” (3)

Şu hâlde Oruç, yokluk ve açlık karşısında insanı, Müslümanı bilinçlendirip ekonomik sıkıntı çeken kimselere zekât ve sadaka verme, yardım etme ve paylaşma duygularını geliştirir. Kısaca Ramazan ve oruç, açlığı ve yokluğu anlamak, varlığı ve serveti paylaşmak, hayır ve iyiliklerde yarışmaktır.

Aslında oruç tutmak zevkli bir yolculuktur. Doyumsuzluğun, sömürünün, inançsızlığın ve ruhsuzluğun kirlettiği çevrelerden güzelliğe, güzel bir yolculuktur. Bu yolculuk, orucun verdiği incelik ve hassasiyetle kendisini ve başkasını anlama, başkası olabilme, başkalarının sıkıntılarını duyabilme yolculuğudur. Bu yolculuğu, ancak arınmaya hazır erdemli gönüller yapabilir.

Oruç aynı zamanda bir kimlik, bir kişilik eğitimidir. Oruç kişinin, kendisinin farkına varması, kimliğinin bilincinde olması, niçin yaratıldığını anlamasıdır. Aslında bütün ibadetlerin amacı budur. İnsan oruçlu olunca, sadece açlığın ve açların halini anlamış olmaz, kendi varlığının da farkında olur. İnsan olduğunu ve niçin yaratıldığını anlar. Şu hâlde oruç, kendini bilmek, kendine dönmektir. Açlığın ve yoksulluğun ıstırabını duyabilmektir. Bu ıstırabı duyan ey Müslüman, orucun mübarek olsun.

7-Ölüm Orucu Olur mu?

Açlık grevi yapanlar bazen ölüm orucu ifadesini kullanıyorlar. Ölüm orucu, çok yanlış bir söylemdir. Önemli bir ibadet olan Oruç ideolojik saplantılara alet edilerek ölüm orucuna dönüştüremez. Birileri aç kalabilir, açlık grevi yapabilir! Ancak hiç kimse oruca, ölüm orucu diyemez. Diyorsa o kişi orucu anlamamış demektir. Çünkü ölüm orucu olmaz, ölmek için oruç tutulmaz. Aksine oruç, yaşamak ve yaşatmak için farz kılınmıştır. Çünkü Allah hasta ve yolcuları Ramazan’da oruçtan muaf tutmuştur:

“Oruç sayılı günlerde tutulur. İçinizden her kim (Ramazan’da) hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca daha sonra oruç tutsun (kaza etsin). … Bununla beraber eğer (orucun hikmet ve faydalarını) bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” (Bakara, 2/184).

Ramazan ayı geldiğinde oruç tutmamak için, midesinin ağrıdığı, ülserinin azdığı veya şekerinin yükseldiği gibi bahanelere sığınanlar bu ayet üzerinde önemle düşünmeli ve oruç tutmamak suretiyle hem bedenlerinin hem de ruhlarının maddi ve manevi birçok desteği kaybettiğini bilmelidir.

Orucun iftarını açmak için yatır veya türbeye gidenler, Oruç Baba’da, Hızır Baba’da iftar açarak ilk orucu onlara adayanlar, Sünnete aykırı olmasına rağmen tuz ve sirke ile oruç açanlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Özellikle Hristiyanların şaraba batırılmış ekmeğini taklit edercesine sirkeli ekmekle oruç açanlar(!), Allah korusun, orucu anlayamayan, imanı ve ibadeti tehlikeye sokan kimselerdir. (1)

Küreselleşen bir dünyada uluslararası boyutta alışveriş yapmak olağan bir hale gelmiştir. Bu tür alışverişler internet üzerinden de kolayca yapılabilmektedir. Dış ülkelerde üretilen birçok gıda ürünü ülkemizin marketlerini, pazar tezgâhlarını süslemektedir. Zalim ve katil ülkelerin ürünleriyle, özellikle Müslümanlara devlet terörü uygulayan İsrail’in “Kudüs Hurması” patentiyle piyasaya sürdüğü gıdalarla oruç açılmamalıdır. Bunun yerine yerli ürünler tercih edilmeli Ege, Marmara gibi bölgelerimizin zeytinleri, Malatya’nın kayısısı, Burdur’un kirazı, Manisa’nın üzümü, Aydın’ın inciri vb. gıdalarla iftar ve sahur yapılmalıdır. Bu tercih Ramazan ve orucun ruhuyla daha çok örtüşecektir.

8-Oruç Kolay Kolay Bozulmaz:

a) Oruçluyken Sorulması Gereken Sorular:

Ünlü Tatar âlimi Musa Carullah’ın güzel bir kitabı var: “Büyük Mevzularda Ufak Fikirler” … Orada önemli dini konularda küçük düşünen bazı anlayışlar sorgulanmış. Müslüman Türk evladı aklını kullanan insandır ve büyük düşünmek zorundadır. O, dar bir fikrin, basit bir düşüncenin ve cehalet kokan bir anlayışın mensubu olamaz.

Bilge bir zata orucu nasıl tutalım diye sormuşlar, o da hikmetli bir cevap vermiş: “Önce dilini, elini, belini tut. Dedikoduyu, gıybeti bırak, kul hakkı yemekten vazgeç, yalan söylemeyi terk et, adam kayırmaktan, israf etmekten, kötülük yapmaktan uzaklaş. … Sonra gel beraber oruca niyetlenelim” demiş. Aslında oruca işlenmiş bütün kötülüklere tövbe ederek ve onlar dan vazgeçerek başlamak gere- kir. Böyle bir oruç çelik gibi sağlam olur ve kolay kolay bozulmaz.

Şu hâlde tuttuğumuz oruç, unutarak yiyeceğimiz bir lokma ekmekle, içeceğimiz bir yudum su ile bozulacak kadar çürük değil, ancak kul hakkı yemek gibi ağır bir veballe bozulacak kadar muhkem ve sağlam bir oruç olmalıdır.

Sultan Abdülhamit Han’ın torunu Orhan Osmanoğlu dedesi Fatih Sultan Mehmet Han’ın şöyle dediğini nakleder: “’İnsanlara hangi dine inanıyorsun, namaz kılıyor musun, oruç tutuyor musun?’ gibi Allah’ın soracağı soruları sormayın. Onlara, ‘Aç mısın, susuz musun, bir şeye ihtiyacın var mı?’ diye kulun soracağı soruları sorun.” (2)

Ramazan ayında oruçla ilgili bazı sorular soruluyor: “Sakız orucu bozar mı?” “Denize girmek oruca zarar verir mi?” “Ay hali olan kadın oruç tutabilir mi?” gibi… Bunlar ve benzeri sorular oruç gibi önemli bir ibadet için basit, anlamsız sorulardır. Böyle sorularla meşgul olmak insanımızın seviyesini gösterir. Müslüman ise yüksek seviyeli bir insandır. … Şu hâlde Kur’an ayında ve oruç ikliminde sorularımızın da hikmetli ve anlamlı olması gerekir.

Ramazan’da oruca başlarken asıl sorulması gerektiğine inandığımız bazı önemli ve hikmetli sorular şöyle olabilir:

“Kaçak suyla alınan abdest ve kılınan namaz kabul olur mu? Allah, sahte isimle sosyal medyada paylaşılan yalan, hakaret, küfür ve iftiraların da hesabını sorar mı? Rüşvet ve torpille işe giren birine maaşı helal olur mu? Kara para aklamak için yaptırılan camide namaz kılınır mı? Ücretle namaz kıldırılmayacağı konusunda İmam-ı Azam’ın fetvasına uyan kaç Hanefî imam vardır? Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetle elde edilen servet helal olur mu, o servete besmele çekilir mi? Kirli parayla hacca giden biri Arafat’ta anasından doğmuş gibi günahsız olur mu? Arsanın emsalini artırma karşılığında müteahhide yaptırılan okulda okumak doğru mudur?”

Bu sorulara şunlar da ilave edilebilir:

Üniversite giriş veya memurluk sınavlarında soruları çalıp mensuplarına avantaj sağlamak kul hakkına girer mi? Hiçbir görev yapmadan ve hak etmeden sadece bankamatik memuru olmak ve her ay tıkır tıkır maaş çekmek kamu malını talan etmek değil midir? Deprem felaketini fırsat bilerek kiraları katlamak vicdana sığar mı? Ramazan’da gıda fiyatlarına fahiş ücret çekmek ahlaksızlık olmaz mı? Çalışanımızın sigortasını ödemediğimiz halde oruca niyetlensek, orucumuz kabul olur mu? Bunlar ve benzeri fiilleri işledikten sonra hacca veya umreye gitmekle günahlar affedilir mi? …

Ramazan’da imanlı gönüllerimiz ve oruçlu dillerimizle sorulacak ve üzerinde düşünülecek önemli ve büyük sorular bunlar ve benzerleridir. Şu hâlde gıybet, dedi kodu ve iftira ile oruç bir arada barınamaz. Kin, nefret ve öfke ile oruç bir arada bulunamaz. Yalan, sahtekârlık ve ihanet ile namaz ve oruç birlikte olamaz. Hakaret, küfür, şantaj ile namaz ve oruç anlaşamaz. Peki, acaba bunlar da günah değil mi, bunlar da oruca zarar verir mi, diye düşünmek gerekmiyor mu? Müslüman istikrarlı bir kimse, özü sözü doğru olan bir insandır. Şayet haksızlık hukuksuzluk yapıyorsak Müslümanlığımız tartışmalıdır.

Ramazan ayı başlarken, oruca niyet ederken, orucu neler bozabilir diye araştırırken, ibadetlerimizin sağlam olması için, öncelikle bu düşünceler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır… Bu önemli noktaya işaret ettikten sonra şimdi artık orucun bozulması konusuna geçebiliriz.

b) Orucu Bozan Üç Temel Eylem:

Kur’an- Kerim’e göre orucu bozan üç temel eylem vardır. Bunlar yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Hz. Peygamber bunlara, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak ve kan aldırmak, şeklinde iki şey daha eklemiştir. Ancak kan vermek orucu bozmaz, çıkan değil vücuda giren kan orucu bozar… (1)

Hz. Peygamber kan vermek, kusmak ve ihtilam (cünüp) olmanın orucu bozmayacağını şöyle belirtmiştir: “Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan vermek, kusmak, ihtilam olmak.” (Tirmizi, Savm, 24). Şu hâlde kan vermek, kusmak ve ihtilam olmakla oruç bozulmaz. Ağız dolusu kusan biri orucunu tutabilecekse ona devam eder, tutamayacaksa orucunu bozar ve sonra güne gün kaza eder… (2)

“… Önceki dönemlerin bazı bilginlerinin yanı sıra günümüz İslâm bilginleri ve fetva kurulları genellikle, orucu bozan durumların ‘yeme-içme, cinsi temas ve bu kapsamda düşünülebilecek fiiller’ şeklinde sınırlandırılması eğilimindedir. Bu yaklaşıma göre de, yeme, içme olarak nitelendirilmese bile sigara ve nargile gibi keyif verici maddelerin içe çekilmesi, yine yeme-içme tat ve arzusu ile ilişkili olmasa da ağız yoluyla ilaç alınmasının orucu bozacağında tereddüt yoktur…” (3)

Dolayısıyla orucun, vücudun belirli bir süre yeme ve içmeden mahrum bırakılması özelliğini ihlal etmeyecek tedavi yöntemlerinin uygulanması ve özellikle gıda sağlayıcı nitelikte olmayan iğnelerin yapılması sebebiyle oruç bozulmaz… (4)

Orucun bozulmasına bu temel esaslar açısından bakmayan bazı dar anlayışlar anlamsız gerekçeler üreterek çok basit nedenlerle orucun bozulabileceğini iddia etmişlerdir.

Mesela bir kimsenin su veya yağ ile ıslanmış parmağını makatına sokmasıyla yahut taharetlenirken makattan içeri su kaçmasıyla veyahut makatına pamuk veya bez parçası sokmasıyla orucun bozulacağını ve kaza gerekeceğini iddia etmişlerdir. (5) Mısırlı ünlü Fıkıh profesörüne ait bu gereksiz ve gülünç ifadeleri, Türkçeye tercüme eden mütercimler de görmezlikten gelmişler ve özellikle “taharetlenirken makattan içeri su kaçarsa orucun bozulacağı” iddiasına müdahale edip dipnotla bir açıklama getirmemişlerdir. Ancak makattan içeri suyun nasıl kaçacağı da teknik olarak izah edilmemiştir!

“Ermeni kili denilen toprağı veya çamurunu yahut yemeyi âdet edindiği bir çamuru yemek”, orucu bozar kaza ve kefaret gerektirir. (6) … Pamuk veya kâğıt gibi yenmesi âdet olmayan şeyleri yemek orucu bozar. (7) Bunlar orucun ruhuyla bağdaşmayan anlamsız şeylerdir.

Oruç niyetle başlar ve niyetle sona erer. Bir kimse kendi isteğiyle üç gün yemeden içmeden aç kalsa, bu oruç olmaz. Oruç olabilmesi için önce niyet gerekir… Orucun bozulması için de niyet şarttır. Oruç bozma niyeti olmadan yapılan herhangi bir yanlışlık, bir hata asla orucu bozmaz. Bir kişi Oruçlu olduğunu unutarak yese, içse orucu bozulmaz. Böyle biri oruçlu olduğunu hatırladığında, ağzını temizler ve orucuna devam eder. Şu hâlde oruç niyetle başlar, niyetle biter.

Nitekim Cenab-ı Mevla şöyle buyurmuştur: “… Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır…” (Ahzab, 33/5).

Bu anlamda Hz. Peygamber (sav.) de şöyle buyurmuştur: “Ameller (in değeri) niyetlere göredir.” (Buhari, “Bedu’l-Vahy”, 1). “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak niyetlerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, “Birr”, 34).

Diğer taraftan aklı başında bir Müslüman, Ermeni kilini(!), toprak ve çamuru, pamuk ve kâğıdı neden yesin? Bunları yiyen kimselere normal insan gözüyle bakılabilir mi? Hâlbuki oruç akıllı kimselere farzdır (bk. Şentürk-Yazıcı, AGE, s. 261). Toprak, çamur, pamuk ve kâğıt gibi yenmesi âdet olmayan şeyleri yiyenler, psikolojisi bozulmuş ruh hastalarıdır, böyle hastaların oruç tutmalarına gerek yoktur ve öncelikle tedavi edilmeleri gerekir. Çünkü Hz. Peygamber: “İyileşinceye kadar kalem, yani sorumluluk aklını kaybedenden kaldırılmıştır” (Ebu Davud, Hudud, 17) buyurmuştur.

c) Orucu Bozan ve Bozmayan Bazı Davranışlar:

Burada orucu bozan ve bozmayan bazı hususlardan da kısaca bahsedelim: Astım hastalarının rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç, tedavi amaçlı kullanılan göz ve burun damlası, kulak damlası orucu bozmaz. Kalp hastalarının kullandığı dilaltı hapları da orucu boz- mayan ilaçlardır. Gıda ve keyif verici olmayan iğne ve enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmaz. Ancak gıda ve/veya keyif verici iğne ve enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya kan ve serum verilmesi de orucu bozar. Anjiyo yaptırmak ve oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz. (Kan verenin orucu bozulmaz ama vücuduna kan alanın orucu bozulur). Deri üzerine sürülen merhem ve yapıştırılan ilaçlı bantlar da orucu bozmaz… (1)

Korona virüsü aşıları da orucu bozmaz…

“Mesela, kadının eşi yemeğin tuzunun az veya çok olmasından dolayı kendisini rahatsız ederse, kadın bir şey yutmadan diliyle yemeğin tuzuna bakabilir.” (2) Bu ifadeler sabır ibadeti orucun ruhuyla bağdaşmayan, Ramazan’da oruç tutan Müslümanı kaba, sert mizaçlı bir kimse konumuna düşüren miadı dolmuş lüzumsuz bilgilerdir. Oruç tutan bir Müslüman, asıl böyle durumlarda eline, diline ve beline sahip olmalıdır. Orucun hikmeti ve ruhu da budur…

DEVAM EDECEK…