
Türkçenin kalbine her gün yeni bir hançer saplanıyor ve ne acıdır ki bu hançeri tutan eller, kendilerini en “eğitimli”, en “profesyonel” sananların elleri. Bir süredir etrafımızı saran o ruhsuz, o hantal, o kibir kokan ifade bozukluğundan bahsediyorum: “Katılım sağlamak.”
”Katıldım” diyemeyen, basit bir fiili çekemeyen bir zihin yapısıyla karşı karşıyayız. Nedir bu “sağlamak” tutkusu? Kelime sayısını artırınca entelektüel derinliğinizin de artacağını mı sanıyorsunuz? Aksine, tek kelimelik bir eylemi yardımcı fiillerle yamalı bir bohçaya çevirmek, profesyonellik değil, olsa olsa bir anlatım sefaletidir.
Bu ifade, dilin doğal akışına karşı işlenmiş bir suçtur. “Katılım sağladım” diyen kişi, aslında Türkçeyi değil, kafasındaki o çarpık kurumsal hiyerarşiyi konuşturmaktadır. Eylemi yapan özne olmaktan çıkmış, kendini bir “hizmet sağlayıcısı” nesnesine indirgemiştir. Bu, dilin özgürlüğünden vazgeçip plazaların ruhsuz koridorlarına köle olmaktır.
Sadece “katılım sağlamak” da değil; “giriş sağlamak”, “bilgilendirme sağlamak”, “iletişim sağlamak”… Sanki dil bir iletişim aracı değil de, bir lojistik firmasının envanter listesi! Bu dil fukaralığı, düşünce tembelliğinin en somut göstergesidir. Kendini ifade etmekten aciz, okuduğunu anlamaktan uzak bir nesil; bu içi boş, şişirilmiş kalıpların arkasına saklanarak yetersizliğini gizlemeye çalışıyor.
Kusura bakmayın ama “katılım sağlayarak” daha önemli biri olmuyorsunuz. Sadece dilini unutan, kültürüne yabancılaşan ve konuşmayı bile beceremeyen birer “kurumsal robot” haline geliyorsunuz.
Dil, bir milletin hafızası ve onurudur. Bu onuru, üç kuruşluk plaza jargonuyla yerle bir etmeye kimsenin hakkı yok. Ya Türkçeyi adamakıllı konuşun ya da bu “sağlama” komedisine bir son verip dürüstçe susun. Çünkü bu hantallık artık sadece kulak tırmalamıyor, Türkçenin ruhunu kirletiyor.