İmam Nikahı Kepazeliği

Yayınlama: 11.05.2026
A+
A-

İMAM NİKÂHI KEPAZELİĞİ:

1- Giriş:

a) Nikâh ve Boşanma Konusunda Doğru Sanılan Bazı Yanlışlar:

Konunun başlığını özellikle “İmam Nikâhı Kepazeliği!” olarak tespit ettim. Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre kelime anlamı, “niteliksiz, değersiz, utanmaz, rezil, gülünç” gibi anlamlara gelen kepaze kelimesi, dilimize Farsçadan geçmiştir. Kepazelik ise, kepaze olma, gülünç duruma düşme halidir. Bugün maalesef nikâh, imam nikâhıyla niteliksiz ve değersiz bir duruma düşürülmüş, ağırlığı, ciddiyeti ve özellikle manevi mesuliyeti kaybolmuştur. İmam Nikâhı ile kadın değersizleştirilmiş ve Müslümanlık da gülünç duruma düşürülmüştür.

Hâlbuki Nikâh ve Talak, Türkçe ifadeyle evlenme ve boşanma, İslâm hukukunun önemle üzerinde durduğu temel konulardan biridir. Kur’an-ı Kerim konuyu açıklanmış, Hz. Peygamber de bu konularda uygulamaların nasıl olacağını o günkü şartlarda göstermiştir. Talak suresi bu hususları anlatmaktadır. Şu hâlde evliliğin de boşanmanın da bir ağırlığı, manevi bir sorumluluğu, bir takım ilke ve kuralları vardır. Bunların mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Aksi halde evlilik de boşanma da hem ruhunu hem de geçerliliğini kaybeder ve bugün olduğu gibi zulme dönüşür.

Nasıl zulme dönüşür?

Mesela 6 yaşında bir kız çocuğu ile 26 yaşında erkek bir aymazın evlendirildiği iddia edilip bunlara bir de imam nikâhı kıyıldığı söylenirse hem kız çocuğuna hem nikâha hem imamlığa hem vicdana hem İslâm’a yazık edilmiş olur. Böyle çirkin ve rezil bir uygulamanın nikâhla da evlilikle de İslâm ile de bir alakası yoktur. Böyle bir uygulama sadece imanlı ve vicdanlı gönülleri yaralar. Böyle bir nikâha izin veren ana-babanın, ana-babalıkla; nikâhı kıyan imamın –şayet gerçekten imam ise- imamlıkla, bir alakası olamaz. Böyle bir nikâha şahitlik eden tanıkların da insanlıklarından şüphe edilmelidir. Bu nasıl ana-baba, bu nasıl imam, bunlar nasıl tanık Allah aşkına? Çocukların hakkını, hukukunu koruması gereken bir ana-baba, bir imam, bir vicdan onların istismar edilmesine nasıl seyirci olabilir? Vicdanlar bu kadar nasıl körelebilir?

Oğlunu evlendiren biri aradı, “Hocam akşam düğünden sonra geç vakit salonda dini nikâh akdedeceğiz. Nikahı senin kıymanı istiyoruz” dedi. “Geç vakte kalmadan, düğün başlarken kıysak olmaz mı?” dedim. “Olmaz!” dedi. “Neden?” diye sordum. “Nikâh düşermiş” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Çocuklar oynayacaklar ya, nikâh düşüyormuş” dedi. “Hanımın ile sen de oynayacak mısınız? Sizin de nikâhınız düşüyor mu, onu da yenileyecek miyiz?” dedim. Sustu… Nikâh yakaya takılan bir takı değil ki, oynarken düşsün. Gerek olmadığı halde adam kırılmasın diye gece geç vakit gidip resmi nikâhın üstüne bir de dini nikâh kıydık.

Vefat eden karısına son görevi yapmak için onu kabre indirmek isteyen kocaya, “Sen karını mezara indiremezsin, çünkü nikâhın düşmüştür” dediler ve eşine son bir görev daha yapmasına, onu mezara indirmesine müsaade etmediler.

Gelin ve damat oynarken, evli bir kadın vefat edince nikâhı nasıl düşüyor hâlâ çözemedim!

Bir kadın beş yıl evli kaldıktan sonra mahkeme kararıyla kocasından boşanmış. Boşandığı koca, “Bizi mahkeme boşadı, böyle boşanma olmaz. Ben üç defa arka arkaya “boş ol, boş ol, boş ol” demedikçe dinen boşanma gerçekleşmez. Şayet bu durumda sen evlenirsen zina yapmış olursun” diyormuş ve “üç kez boş ol” demeye de yanaşmıyormuş. Kadın “Hocam, ne yapmalıyım?” diye soruyor. Devletin, hukukun ve Diyanetin çözemediği(!) bir meselede benden çözüm istiyor. Asıl boşanma mahkemede olmalıdır gerçeğini anlatamıyoruz.

Çarpık gelenek ve hurafeler hukukun ve dinin önüne nasıl geçmiş görüyor musunuz? Cehalet bizi perişan ediyor. Böylece Âyet ve âdet arasında sıkışan Müslüman da bocalayıp duruyor.

Bazı kadınlar ölen veya şehit olan kocalarından maaş alıyor. Bu maaşı almaya devam ederken başka bir erkekle de imam nikâhıyla beraber yaşıyor. Resmi nikâh yaptıklarında ise yasa gereği kocasından gelen maaşın kesileceğini biliyor. Böyle bir anlayış ahlaki olabilir mi? Bu durumda devlet zarara uğratılmış olmuyor mu? Bu sebeple de imam nikâhı istismar edilmiş olmuyor mu?

Hafta içi öğle kuşağında sunulan ve aile içi sorunları konu edinen ilginç programlar var. Bunların birinde (mesela bk. atv. E. Erol’da…) iki çocuklu bir kadın, resmi nikâhlı olan kocasından ayrılmış, resmen boşanmadığı halde imam nikâhıyla bir başkasıyla evlenmiş(!) ve ondan da çocuğu olmuş. Bir müddet onunla yaşadıktan sonra ondan da ayrılmış ve imam nikâhıyla üçüncü bir erkekle birlikte olmaya başlamış. Bu arada ilk eşiyle yapılan resmi nikâhı da devam ediyormuş. Tam bir “İmam Nikâhı Kepazeliği!!!…”

Mesela bu olayda din adına, İslâm adına doğru ve güzel hiçbir şey yoktur… Bu olaylarda aile dağılmış, nikâh istismar edilmiş, çocuklar ortada kalmış, kadın savrulmuş, koca şaşırmış… Toplumda buna benzer birçok örnek olduğu da söyleniyor. Neden kutsal aile ocağıyla, nikâhla, çocuklarla ve kadınlarla bu kadar acımasız oynuyoruz? Bu toplum nasıl bu hale geldi veya getirildi?

b) İki Bayram Arasında Nikâh Kıyılamaz mı?

Bazı bölgelerde, halk arasında yanlış bir inanç vardır. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arası kastedilerek, “İki bayram arasında nikâh kıyılmaz” denilmiştir. Bu sözün dini bir dayanağı yoktur. Bu sebeple iki bayram arasında nikâh kıymanın ve düğün yapmanın dini yönden hiçbir sakıncası olmaz. Mesela Hz. Peygamber eşi Hz. Aişe ile iki bayram arasında, Şevval ayında nikâhlanmıştır. Eğer iki bayram arasında nikâh ve düğün yapılması uygun olmasaydı bunu öncelikle Hz. Peygamber uygular ve bunu da ümmetine tavsiye ederdi. (Bk. Lütfi Şentürk-Seyfettin Yazıcı, İslâm İl- mihali, s. 433, DİBY).

c) Nikâh, İmam Nikâhı Adıyla İstismar Ediliyor:

Nikâh kullanılıyor, dini nikâh veya imam nikâhı istismar ediliyor…

Elimizi önce vicdanımıza koyalım ve düşünelim: Kızımıza veya kız kardeşimize kiralanmış hoca, ayarlanmış şahitler huzurunda gizlice, merdiven altında sözüm ona bir nikâh kıyılacak. Sonra bu nikâha “dini nikâh” veya “imam nikâhı” denilecek. Böyle bir nikâh geçerli olur mu? Ve siz bu nikâhı içinize sindirebilir misiniz?! Dini nikâh veya imam nikâhı gayr-i meşru bir ilişkinin meşrulaştırılması için mi İstismar ediliyor veya kullanılıyor acaba!

Hz. Peygamber’in; ‘Nikâhı deflerle ve sesle, yani şarkı, türkü benzeri eğlencelerle ilan edin’ (Tirmizi, Nikâh, 6) dediği rivayet edilir. “Haram ile helali birbirinden ayıran şey, ilandır’ (İbn Mace, Nikâh, 20) şeklinde bir hadis daha vardır… Ayrıca evlenmek isteyen sahabeden Abdurrahman b. Avf’a Peygamberimizin, ‘düğün yemeği, ziyafet ver’ (Buhari, Menakibu’l-Ensar, 50) dediği rivayet edilir. Hz. Peygamber’in de bizzat kendi nikâhında, yemek verdiğine dair deliller vardır… Kapalı kapılar ardında, ayarlanmış bir imam ve kiralanmış şahitlerle gizli bir şekilde nikâh kıyılması doğru değildir. Dolayısıyla gizli, kaçak nikâh olmaz, nikâh aleni olmalı ve ilan edilmelidir… (Bk. Prof. Dr. Hamza Aktan, Çağdaş Dünyada Kadın Problemleri ile İlgili Tartışmalar, Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı-I, s. 247, DİBY).

Nikâh, evlenen taraflara yani kadın ve erkeğe sorumluluk yüklemeli, onlardan doğan çocukların nesebini, hakkını ve hukukunu korumalıdır. Nikâh, yaşadığımız ülkenin cari kanun ve mevzuatına uygun olmalı, mutlaka tescili yapılmalı ve kayıt altına alınmalıdır. Aksi halde nikâhın bir anlamı olmaz.

Osmanlı devletinde nikâh, mahkeme kadıları ve onlardan nikâh kıyma yetkisi alan imamlar tarafından kıyılmış ve kayda geçirilmiştir. Osmanlı aile sisteminin sağlamlığı nikah akitlerinin devletin gözetimi altında yapılması ve kayıt altına alınmasıyla izah edilmektedir:

“… Üstelik kadıların kıydıkları nikâhlar mutlaka sicillere, imamların kıydıkları nikâhlar ise bir deftere kaydedilmiştir. Nitekim 1543 tarihli bir fermanda nikâh akitlerinin mutlaka sicillere kaydedilmesi istenilmiştir (Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, III, 1453). Muhtelif defterlerde bulunan oldukça fazla sayıdaki ‘akd-i nikâh’ belgeleri, bu fermana mümkün mertebe riayet edildiğini göstermektedir. Kaldı ki 1455-485 tarihli bir defterde (bk. BŞS., A 199/20B), bini aşkın nikâh kaydının bulunması, fermanda işaret edilen hususların Osmanlılar için yeni bir uygulama olmadığını göstermektedir.

Buradan şu sonuca varılabilir: Osmanlılarda evlenmeler, devletin her türlü kontrolünden uzak, alım-satım gibi alelâde bir müessese değildir (Aydın, Osmanlı Aile Hukuku, 95), aksine devletin sıkı denetim altında tuttuğu, dini olduğu kadar aynı zamanda medeni akitlerdir.” (Prof. Dr. Abdurrahman Kurt, Bursa Sicillerine Göre Osmanlı Ailesi (1839-1876), s. 43-44, SENTEZ).

Merdiven altında gizli dini nikâh kıyanlar, bu konuda Osmanlı âlimlerinin uygulamalarını bile anlayamamışlar, uydurdukları dine göre icat ettikleri garip bir imam nikâhıyla dini, nikâhı, kadınları ve çocukları perişan etmişlerdir.