Hukuk, Demokrasi, Dünya Kupası

Yayınlama: 21.06.2026
A+
A-

1974 Dünya Kupası Finalinde Münih Olimpiyat Stadının tribünlerinde 9 yaşında bir çocuktum. O günkü Alman Milli takımının kadrosunu hâlâ bir solukta sayabiliyorum. Finalist Hollanda’nın Johan Cruyff’lu kadrosunun da pek çoğu hala ezberimde. 2002 Dünya Kupası yarı finalinde de Güney Kore’de Seul’de tribünde idim. Tam 52 yıldır Dünya Kupalarının sıkı bir takipçisiyim.

Dünya Kupaları ülkelerin futbol birikimlerini ve disiplinlerini en yüksek seviyede gösterdikleri bir platform. Hamasetle, savaşa gider gibi değil, çok sağlam bir altyapı ve futbol yönetişimiyle, sağlıklı, şeffaf, hesap verebilir bir futbol ülkesi olmakla başarıya ulaşıyor ülkeler. Bir kaç yıldız futbolcusuyla finale kalan ülkelerin çoğu, futbolu kişilerden bağımsız olarak kurumsallaştırmış, modern ve demokratik yönetim ilkeleriyle buluşturan ülkeler kadar başarılı olamıyor. Bu anlamda Avrupa futbolunun, bir zamanlar görece başarılı olan Güney Amerika ülkelerine üstünlük sağlaması da hep bu yüzden.

Avustralya ve Paraguay gibi görece alt seviye futbol ülkelerine mağlup olduğumuzda da bu gerçekle yüzleştik. Maçlar öncesinde, çevreme Avustralya’yı ve Paraguay’ı yenmemizin zor olduğunu söylemiştim. Zira Avustralya’da futbol artık kurumsallaştı ve o ülkenin tüm sektörlerinin başarılı yönetimine entegre oldu. Paraguay zaten futbolu 75-80 yıl öncesinden kurumsallaştırmış tecrübeli bir futbol ülkesi. Daha önce futbolun pek bilinmediği ve futbolunu geliştirmeye sadece 25-30 yıl önce karar veren ABD ise, pek çok alanda olduğu gibi bu alanda da çok hızlı bir gelişme gösterdi. Bu haliyle son maçımızda ABD karşısında da işimiz çok zor.

Bir ülkenin futboldaki veya diğer spor branşlarındaki başarılarını, o ülkenin ekonomi, siyaset, kültür, sanat ve tüm alanlardaki başarısından ayrı değerlendirmek mümkün değil. Uluslararası insanî gelişmişlik endeksindeki ülkelerin sıralaması ile futbol ve diğer spor branşlarındaki başarılarını karşılaştırdığımızda büyük bir paralellik görüyoruz. Başarı bir bütündür ve kurumsallaşma ile doğrudan ilişkilidir. Futbol ve spor yönetimini de kişilere bağlı olmaktan çıkarıp, demokratik ve hukukun üstünlüğüne bağlı güçlü kurumlar haline getiren ülkeler, uluslararası spor rekabetinin de kazanan ülkeleri.

Ülkemizde durum öyle mi? Mafyatik ilişkilerin ve siyasi müdahalelerin cirit attığı, yasal veya yasadışı kumarın futbolumuzu ve sporumuzu esir aldığı, neredeyse tüm profesyonel kulüplerin kara para aklama ve borç yüküyle anıldığı, süper ligden alt liglere kadar yabancı futbolcu istilasından yerli futbolcularımızın imkân bulamadığı, hakemlerin sürekli tartışılır olduğu ülkemizin, Dünya Kupası gibi en yüksek uluslararası rekabetteki başarısızlığı normal değil mi? Eğitimden, sağlığa, insan haklarından, basın ve ifade özgürlüğüne tüm uluslararası endekslerde dünyanın ilk 120-130 ülkesi arasında yer alamayan ülkemizin, 24 yıl sonra katılma şansını zor da olsa yakaladığı dünya kupası finallerinde başarılı olmasını zaten beklemiyordum.

Deveye boynun neden eğri, diye sormuşlar. Nerem doğru ki, demiş. Futbolda da ne kadar hukuk, demokrasi, kurumsallık ve şeffaflık, o kadar başarı. Vesselam.