Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
ÖNCELİK VE LİYAKAT (Yazı Dizisi-Birinci Bölüm)
Geçtiğimiz hafta ilk bölümünü sizlerle paylaştığım makaleme “Hizmet” açıklaması ile devam ediyorum.
HİZMET NEDİR?
“Hizmet” kelimesini de çok kolay kullanıyoruz.
Bir kurumun personel sayısının artmasını hizmet zannedebiliyoruz. Yeni bir birim kurulmasını hizmet zannedebiliyoruz. Bir makamın veya görevin oluşturulmasını hizmet zannedebiliyoruz.
Oysa hizmet, bütün bunların çok ötesindedir. Hizmet, vatandaşın hayatını kolaylaştıran sonuçtur. Yol yapılıyorsa kaliteli ve zamanında yapılmasıdır. Temizlik hizmeti veriliyorsa düzenli ve sürdürülebilir olmasıdır. İmar işlemleri yürütülüyorsa vatandaşın aylarca bekletilmemesidir. Sosyal destek sağlanıyorsa gerçekten ihtiyacı olana ulaşmasıdır. Dijital bir sistem kuruluyorsa vatandaşı daha fazla bürokrasiye boğmak yerine işini kolaylaştırmasıdır.
Kısacası hizmetin ölçüsü, kurumun içeride ne kadar hareketli olduğu değil, vatandaşın dışarıda ne kadar sonuç aldığıdır. Bir belediyede yüzlerce kişi çalışıyor olabilir. Ama vatandaş bir işlem için günlerce, haftalarca bekliyorsa burada personel sayısını başarı ölçüsü olarak kabul etmek mümkün değildir.
Tam tersine şu soruyu sormak gerekir: Bu kadar personelle neden daha hızlı, daha kaliteli ve daha verimli hizmet üretemiyoruz?
BAŞARI NEREDE DURUYOR?
Liyakat ile başarı birbirinden tamamen kopuk kavramlar değildir. Liyakat, bir kişinin görevi yapabilecek yeterliliğini ortaya koyar.
Başarı ise o yeterliliğin ortaya çıkan sonuçla sınanmasıdır. Bir insan çok eğitimli olabilir. Çok deneyimli olabilir. Çok iyi referanslara sahip olabilir.
Ancak kendisine verilen görevi gerektiği gibi yerine getiremiyorsa, yalnızca özgeçmişine bakarak başarılı kabul edilebilir mi?
Elbette hayır. Bu nedenle liyakat, aslında başarının ön şartlarından biri olmalıdır.
Fakat burada önemli bir ayrım var: Başarı, liyakatin alternatifi değil; liyakatin sonuçlarından biri olmalıdır. Bir kişinin işe alınırken liyakat kriterlerine sahip olması önemlidir. İşe başladıktan sonra ise ortaya koyduğu performansın ölçülmesi gerekir.
Ne üretti? Ne kadar sürede üretti? Kaynakları nasıl kullandı? Sorunları nasıl çözdü? Vatandaş memnuniyeti arttı mı? Maliyet azaldı mı? Verimlilik yükseldi mi? Yeni fikirler geliştirdi mi? Kurumun işleyişine katkı sağladı mı?
Bunların hepsi başarı kriteridir.
DİJİTALLEŞEN DÜNYADA KADRO ŞİŞİRMENİN ANLAMI NEDİR?
Dünyanın çalışma düzeni değişiyor.
Yapay zekâ, otomasyon, dijital arşivler, elektronik başvuru sistemleri, akıllı şehir uygulamaları ve veri analitiği kamu hizmetlerinin işleyişini de dönüştürüyor.
Eskiden beş kişinin yaptığı işi bugün bir yazılım veya otomasyon sistemi çok daha kısa sürede gerçekleştirebiliyor.
Vatandaşın kuruma gitmeden işlem yapabildiği bir döneme doğru ilerliyoruz.
Bu değişim bize aslında çok önemli bir soru soruyor: Geleceğin kamu kurumlarında daha fazla insan mı, daha nitelikli insan mı gerekiyor?
Cevap açıktır: Daha nitelikli insan.
Çünkü dijitalleşmenin amacı daha fazla personel istihdam etmek değil, hizmeti daha hızlı, daha kaliteli ve daha düşük maliyetle üretmektir.
Elbette her kurumda insan kaynağına ihtiyaç devam edecektir. Ancak ihtiyaç duyulan insan kaynağının niteliği değişmektedir.
Bugünün kamu çalışanından yalnızca verilen talimatı uygulaması değil, problem çözmesi, teknolojiyi kullanması, vatandaşla doğru iletişim kurması, veriyi değerlendirmesi ve gerektiğinde yeni çözüm üretmesi beklenmektedir.
Böyle bir dönemde liyakat yerine kişisel yakınlıkları esas almak, yalnızca adaletsizliğe değil, kurumsal kapasite kaybına da yol açar.
“BİZİM ADAM” MANTIĞI KURUMA NE KAZANDIRIR?
Bir kurumda işe alımlarda veya görevlendirmelerde “bizim adam”, “bizim çevreden”, “bize yakın”, “bize destek oldu” gibi ölçütler belirleyici hale geldiğinde, ilk bakışta siyasi veya sosyal bir bağlılık sağlanmış olabilir.
Fakat kamu hizmetinin ölçüsü bağlılık değildir. Kamu hizmetinin ölçüsü başarı ve sonuçtur.
Çünkü vatandaş, kendisine hizmet veren kişinin hangi çevreden olduğunu değil, işini ne kadar iyi yaptığını bilmek ister.
Bir vatandaş belediyeye gittiğinde: “Bu personel hangi grubun adamı?” diye sormaz. “İşim ne zaman çözülecek?” diye sorar.
İşte kamu yönetimi tam da bu noktada kişisel ilişkilerden ayrılmalıdır.
Çünkü devletin, belediyenin veya kamu kurumunun kapısından içeri giren vatandaşın siyasi görüşü, sosyal çevresi veya yöneticilerle olan yakınlığı hizmetin kalitesini değiştirmemelidir.
Kamu hizmeti kişiye değil, topluma aittir.
Devam Edecek…