Bir Daha Eğitim

Yayınlama: 26.04.2026
A+
A-

Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adıyla

Çocuk dehşeti veya çocuk sayılan genç dehşeti içimizi yakmaya devam ediyor. Şanlıurfa Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları, üzerimize kara bulut gibi çöken ölüm haberleri… Daha ortaokul sıralarında toprağa gömülen ümitler…Yavruları korumaya yetmeyen kollar… Şehadete yükselen yürekler…

Birçok olay yaşandı ülkemizde bu tarzda; fakat kanayan yaranın eğitim meselesi olduğu öne çıkmadı. Ama her önemli hadisenin temelinde eğitim yetersizliği yatıyor.

Üç şey başkasına bırakılmaz: sağlık, emniyet ve eğitim. Bu işleri her millet kendisi yönetmelidir.

Sağlık olmadan hiçbir şey yapılmıyor, yapılamıyor. Sağlıkçı kendimizden olmazsa da olmuyor. Fatih gibi bir dehâ, bir Yahudi tarafından zehirleniyor. Atatürk boşuna mı dedi, “Beni Türk hekimlerine emanet edin” diye? Bu “pandemi” nasıl bir proje idi acaba?

Emniyetimizi başkası sağlarsa ne olur? Bugün korumasını – milyonlarca dolar karşılığında –  Amerika’ya bırakan körfez ülkelerinin hali ortada. Vicdanları sorumluluk duygusuyla kötülüklerden korumadan, her kişiye bir polis tahsis etseniz bile gerçek güven, gerçek emniyet sağlanamaz.

Ya eğitim? Eğitim başka ellerde olursa yok ediliriz hem de canciğer yavrularımız tarafından, dostlarımız tarafından; kardeşlerimiz, dindaşlarımız, soydaşlarımız tarafından.

“Eğitimdir ki bir milleti ya hür, müstakil, şanlı ve yüce bir toplum olarak yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder” diyor Ulu Önder. Öyle ise nasıl bir eğitime ihtiyaç var?

Uzmanlar, “Çocuk şahsiyeti altı yaşına kadar tamamlanıyor, olgunlaşıyor; diğer zamanlarda rötuşlar atılıyor” diyor. Bu yüzden sağlam bir karakter eğitimi önce ailede, akabinde yuvalarda verilir. Bu da şaka değildir. Çocuklarımızı bu dönemde kim eğitiyor, nasıl eğitiyor; buna bakmamız lazım. Onun için anaları eğitip eğitimin baş mimarı yapmamız lazım.

Atalarımız, “El eliyle kuş tutulmaz” demişler. “Türkçe ağzımda annemin ak sütü gibidir” diyor büyük şair Yahya Kemal. Millî kültür dil ile aktarılır, dil ile yaşar, dil ile gelişir. Yabancı dil öğrenmeye evet, yabancı dilde eğitime hayır. Kendi duygularını, düşüncelerini, hayallerini yabancı dille nasıl anlatırsın?

Çocuğunu hangi milletin diliyle, şarkılarıyla büyütürsen o milletin hayranı olur, o milletin yolunu tutar, örnek aldığı şahsiyeti o milletten seçer.

İçim yanıyor modern, özgüven sahibi çocuklar yetiştireceğiz diye katiller yetiştiriyoruz. Suçu önce kendimizde aramalıyız.

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu (öğrenimin sınırı) ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî yapısına düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu (gereği) öğretilmelidir” M. Kemal ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, yüce insan Atatürk’ün sadece bu sözüyle müfredat programının ana hatlarını çizebiliriz. Şunun, bunun eğitim şekillerine bakarak “millî eğitim” olmaz. Millî eğitim olmadan da istediğimiz tipte insan yetiştiremeyiz. Geleceğimizi heba ederiz. Başkalarından belki metot alınabilir; ama millî ruh asla alınamaz.

Millî yapımız neyden oluşuyor? Dil, din, tarih, gelenek ve görenekler, sanat, mimari, musiki, mutfak kültürü, millî semboller… Millî yapıyı koruyup gelecek nesle aktarabilmemiz için, millî eğitimin esasları aşağıdaki hususları gerçekleştirecek tarzda olmalı ve ihtiyaç duyuldukça geliştirilmelidir:

  • Özüne dönmüş, vatan ve milletini seven fertler yetiştirilmeli.
  • Kendi varlığını bilen, vahyi rehber kabul eden, Hz. Peygamber’i örnek alan gençler yetiştirilmeli.
  • Gelecekte milleti her alanda yükseltecek gençler yetiştirilmeli.
  • Vatan ve milleti bütün şer güçlere karşı savunabilecek gençler yetiştirilmeli.
  • İki cihanda da mutlu olabilecek gençler yetiştirilmeli.
  • Toplum değerleriyle uyumlu, hayatta işe yarayacak bilgilerle donatılmış gençler yetiştirilmeli.
  • Özgüven sahibi, geçmişinden güç olarak geleceğe emin adımlarla yürüyen nesiller yetiştirilmeli.
  • Aklında ilim, kalbinde iman, hayatında ibadet olan ahlâklı nesiller yetiştirilmeli.
  • Eğitim hayatının her kademesinde, eğitim dili Türkçe olmalı.
  • Kısacası milleti muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracak bir “eğitim sistemi” oluşturulmalı.

Hiç unutamadığım, öğretmenliğimin ilk yıllarında Kayseri’nin Develi kazasında dinlediğim bir anekdotu burada zikretmek istiyorum:

Çerkezler güzel ağıt yakarmış. Türkmenler ise o kadar kabiliyetli değilmiş bu konuda. Dolayısıyla Türkmenler cenazelerinde Çerkezlerden ağıtçı getirirlermiş. Bir ağıtçı şöyle demiş:

Ne deyip de ağlayayım,
Ölü benim olmayınca?
Birer birer tükenir mi,
Hepsi birden ölmeyince?

Canı yanmayan, işin önemini kavrayamaz. El, elin eşeğini türkü çağırarak arar. Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.

Bu mühim, elzem işe, yani eğitime önemine göre ağırlık, değer, aciliyet vermeliyiz.

Eğitim bekâ meselesi, öğretmenlik ise tanrı sanatıdır.