Kız Doğurduğu İçin Sokağa Atılan Kadın

Yayınlama: 16.05.2026
A+
A-

Ulusal televizyon kanallarının öğleden sonra kuşağı programlarından birinde kız doğurduğu için sokağa atılan 26 yaşındaki genç kadın âdeta feryat ediyordu:

“Kocam Ramazan Y’ dan beş (5) kız çocuğu dünyaya getirdim. Beşinci çocuğun da kız olması nedeniyle, erkek çocuk doğurmadığım için kocam beni sokağa attı…” (Bk. ATV, E. Erol, 14 Eylül 2020).

Muhtemelen adını doğduğu aydan alan Ramazan Y., neslinin erkek çocukla devam edeceğine inandırılmış olmalı ki, beşinci çocuğunun da kız doğması üzerine buna içerliyor ve beş kız evlat doğurmuş bir mübarek anayı sokağa atabiliyor.
Şayet olay böyle ise, tam bir müşrik kafası ve cahiliye anlayışı…

Mekkeli müşrikler de erkek çocuklarını kutsallaştırıyor, kız çocuklarını itibarsızlaştırıyor, hatta onları diri diri toprağa gömüyorlardı. Hz. Peygamber bu cahiliye kafasıyla da mücadele etmiştir. Kız çocuklarının horlanmasını Cenab-ı Mevla şöyle eleştirmiştir:
“Bir de onlar, doğan kız çocuklarını Allah’a nispet ediyorlar. Hâşâ! Olacak şey mi bu?! Çok istedikleri erkek çocuklarını ise kendilerine.” (Nahl 16/57).

Ayetin devamında ise şöyle buyurulmuştur:

“Nitekim onlardan birine, ‘Müjde! Bir kız çocuğun oldu’ diye haber verilince, öfkeden yüzü kapkara kesilir.
Ve kendisine verilen bu sözde kötü haberden dolayı halkın içine çıkamaz; bu çocuğu, ‘utana sıkıla büyüteyim mi, yoksa toprağa mı gömeyim?!’ diye kara kara düşünür. Dikkat edin! Ne kötü bir yargıda bulunuyorlar.

(Erkek çocuklarını önemseyip kızları aşağılamak gibi) böylesine kötü nitelikler ahirete inan- mayanlara aittir…” (Nahl 16/58-60).
Şu hâlde ayetten, kız çocuklarını ve onları doğuran kadınları, kutlu anaları aşağılamanın çok tehlikeli bir şey olduğu ve böyle bir hareketin bir iman sorununa dönüşeceği anlaşılıyor. Böyle yapan erkeklerin imanları tehlikeye girer Allah korusun.

Buna rağmen kültürümüzde veya geleneğimiz de kız çocukları horlanmış, onları doğuran analar aşağılanmış ve insandan bile sayılmamıştır. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah b. Ömer’in şu sözleri de bunu göstermektedir:

“Peygamberimiz hayattayken, biz kadınlara söz söylemek ve istediğimiz gibi davranmaktan hakkımızda vahiy iner diye çekinirdik. O vefat edince istediğimiz gibi konuştuk ve istediğimiz gibi davrandık.” (Buhari, Nikâh, c. VII, s. 34; İbn Mâce, Cenaviz, c. I, s. 523).

Kısaca Hz. Peygamber vefat etmiş, İslâm ilahi yatağından saptırılmış ve kadınlar, kızlar korumasız kalmıştır. Onları koruması gereken devlet, görevini yapmamış böylece kadınların ve kızların aşağılanmasına zemin hazırlanmıştır.

Mesela Fatımî Halifesi Hâkim Biemrillah (m. 996-1021), kadınların sokağa çıkmasını yasaklamış, kadın ayakkabısı üretecek olanların idam edileceğini söylemiştir. Bu emre karşı gelip sokağa çıkan bazı kadınları da linç ettirmiştir. Ölüm korkusu ile tam yedi sene Kahire’de hiçbir kadın sokağa çıkamamıştır. (Bk. Sadettin Merdin, İslâm’ın Pavlusları, s. 40).

On birinci yüzyılda Karahanlılar döneminde yaşamış ünlü düşünür, şair ve devlet adamı olan Balasagunlu Yusuf Has Hacip meşhur kitabı Kutadgu Bilig de şöyle diyebilmiştir:

“Kızı çabuk evlendir, uzun müddet evde tutma,
Yoksa pişmanlık, hasta olmadan seni öldürür.
Ey dost, arkadaş, sana kesin bir şey söyleyeyim:
Bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa daha iyi olur.” (Balasagunlu, Beyit: 4510-4511).

“Kadının aslı ettir, eti muhafaza etmeli, gözetmezsen et kokar.
Evin kapısını kilitle, eve erkek sokma.” (Balasagunlu, Beyit: 4519).

Aynı yüzyılda yaşamış bir sultan, yazar ve düşünür olan Keykavus ise şöyle demiştir:

“… Kızın olmaması yeğdir, ama olunca ya erde gerek ya da yerde, demişlerdir. Nitekim şeriat beyi Muhammed Mustafa buyurur ki, ‘defnul benatı minel mekrumatı.’ Yani kız evlatlarını gömmek ya er koynunda ya da yer koynunda, hürmetli işlerden biridir.” (Keykavus, Kabusname, I, 255 ’den Kadın ve Aile Yazıları, Cinsiyet Kültürü ve Kadın Sorunu, Prof. Dr. M. Şevki Aydın. 124-130).

Kadınları ve kızları aşağılama kervanına meşhur İmam-ı Gazali de (ö. 1111) katılır ve uydurma rivayetlerle kadını itibarsızlaştırır. O da şöyle diyor İhya ’da:

“… ‘Nitekim bir hadiste: ‘Evin köşesindeki bir hasır, çocuk doğurmayan kısır kadından daha hayırlıdır.’ Diğer hadiste ise:
‘Kadınlarınızın hayırlısı çocuk doğuran sevimli kadınlardır.’ (Beyhaki).

Başka bir hadiste de:

‘Çocuk doğuran siyah kadın, doğurmayan (beyaz) ve güzel kadından daha hayırlıdır.’ (İbn Hibban, Zuafa…) buyurulmuştur.
Bu hadis-i şerif, çocuk için evlenmenin, yalnız şehveti teskin için olan nikâhtan daha eftal olduğunu açıkça ifade etmektedir…” (Hüccetü’l-İslâm İmam Gazali, İhyau’ ulumi’d-din, 2/71).

“Beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur” diyen Hz. Peygamber, beyaz siyah diye cinsiyet ayrımı yapar mı? O, kendi eşi Hz. Ayşe’nin çocuk doğurmamasına, kısır olmasına rağmen, kısırlığın Allah takdiri olduğunu söyleyen ayeti tebliğ etmesine rağmen böyle bir söz söyler mi? Sonra, İmam-ı Gazali, “Çocuk doğurmayan kadın evdeki hasırdan daha değersizdir” diyen uydurma rivayetlere sarılırken, Cenab-ı Allah Nur suresinde Hz. Ayşe’ye atılan zina iftirasını eleştirmiş ve onu aklamıştır. Yüce Allah, “Sen kısırsın, çocuk doğuramıyorsun” diye Ayşe’yi suçlamamış, onun günahsız olduğunu söyleyerek onu örnek göstermiş ve ölümsüzleştirmiştir.

Kızları aşağılayan, onları hor gören anlayış sınırlı da olsa bugün de devam ediyor.

Hz. Peygamber, “Kız çocuklarına iyi muamele edin, erkek çocuklarını kızlara tercih etmeyin, kızların eğitimini en güzel şekilde yerine getirin ki cenneti hak edesiniz…” buyurmuştur. (Bk. Tirmizi, Birr, 13; İbn Mâce, Edep, 3; Ebu Davud, Edep, 130).
Allah Resulü kız çocuklarını okutun, onları güzel yetiştirin derken:

“Kız çocuklarının okuması, onları ateşe atmaktır. Üniversiteye kızlarını gönderen aileler cehennemliktir; tesettürsüz okula giden kızlar da aileleri de cehennemliktir” diyen sosyal medya vaizleri var. Şayet bu sözler doğruysa çok felaket bir şeydir. Siz kimsiniz, yetkiniz nedir de insanları cehennemlik ilan ediyorsunuz?

Bugün Ülkemizde Üniversiteye gitmeyi bir kenara bırakın, kızlarını Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da okutan Müslüman Türk aileleri var be kardeşim.

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de kadın erkek ayırımı yapmadan, “… Ey Peygamber! De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ …” (Zümer 39/9) buyurmuş, sevgili Peygamberimiz de, “İlim öğ- renmek kadın erkek her Müslümana farzdır” demiştir. (İbn Mâce, Sünne, 17).
Allah ne buyuruyor, Peygamber ne diyor ve biz ne yapıyoruz…

İslâm inancında kızlar ve kadınlar, el üstünde tutulması gereken bir emanet, erkeklerle beraber “Oku!” emrinin muhatabı olan soylu varlıklardır. Onlar, Allah’ın bir lütfu olan nadide bir evlat, onurlu muameleyi hak eden sevgili bir eş, ayaklarının altına cennet serilen fedakâr bir annedir.

Kadının Kız veya Erkek Doğurması Allah’ın Takdiridir:

Bir kadının hamile kalıp kalmayacağı, kısır mı olacağı, çocuğunu kız mı erkek mi doğuracağı, çocuğun ikiz mi, üçüz mü olacağı kişilerin elinde değil tamamen yüce Allah’ın takdiridir. İslâm’a göre bütün nimetler gibi çocuk da Allah’ın vergisidir. Bu noktada Allah şöyle buyurmuştur:

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, ne dilerse, onu yaratır. Kimi dilerse ona kızlar bağışlar, kimi dilerse ona erkekler lütfeder. Yahut erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Kimi de dilerse onu kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, her şeye kadirdir.” (Şuara 42/49-50).

Şu hâlde bu ayete göre bir kadının kısır olması da, üç veya beş kız çocuğu doğurması da kendi elinde değil, Allah’ın bir takdiridir ve bir kaderdir. Bir kimseyi kaderinden dolayı suçlamak ise tam bir ilkellik, büyük bir cehalettir.

“Şu var ki, Allah Teâlâ yarattığı her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Tabiat kanunu da denilen bu sebepleri araştırıp keşfetmek ve meşru bir arzuya kavuşmak için uygun sebeplere sarılmak, kader inancı ile çatışmaz. Bu yüzden, kısırlığı sebebiyle çocuk sahibi olamayan eşlerin tedavi yoluna gitmelerinde ve bu tedavi sonucu çocuk sahibi olmalarında bir sakınca yoktur ve en tabii haklarıdır.” (İlmihal II İslâm ve Toplum, s. 140).

Şu hâlde beş kız çocuğu dünyaya getiren mübarek bir anneyi bundan dolayı suçlamak, onu sokağa atmak Allah’ın takdirine yani kadere karşı çıkmaktır. Dindarlığımızın sakat tarafı da budur. Hem Kur’an’a inandığımızı iddia ediyor hem de Allah’ın takdirine kafa tutuyoruz. Acaba bu cehaletimizden dolayı mı işimiz rast gitmiyor, dualarımız kabul olmuyor?

Çocuğun Cinsiyeti Konusunda Modern Tıp Ne Diyor?

Peki, anne rahmindeki çocuğun cinsiyeti nasıl belirleniyor, bu konuda modern tıp ne diyor?

“Hamilelikte cinsiyet oluşumu şu süreçlerde gerçekleşir: Anne adayı hamile kalırken yumurta hücresi her zaman bir X kromozomu taşır. Babadan gelen sperm hücresi ise ya bir X kromozomuna ya da bir Y kromozomuna sahiptir. Döllenme esnasında sperm hücresindeki kromozom X ise bebeğin cinsiyeti kız (XX), Y ise bebeğin cinsiyeti erkek (XY) olur.”

Sonuç olarak bebeğin cinsiyetinin belirlenmesinde annenin hiçbir etkisi yoktur.

Cinsiyet tamamen Allah’ın takdirine ve erkeğin spermine bağlıdır. “Karım kız doğurdu, çocuğum erkek olmadı” diye eşlerine bühtan edenler, onları suçlayanlar derhal kadınlardan özür, Allah’tan da af dileyin. Bir koca nasıl bu kadar cahil ve zalim olabilir?