Mirac Kandili

Yayınlama: 15.01.2026
184
A+
A-

MİRAC KANDİLİ

1- İsra ve Miraç:

İsra ve Miraç’ın meydana geldiği tarihle ilgili çeşitli rivayetler vardır. Ancak âlimlerin çoğunluğu, hicretten bir sene önce, Rebiyülevvel veya Recep aylarında meydana geldiği kanaatindedir. Yaygın olan kanaate göre ise Recep ayının 27’nci gecesi Miraç Kandili’dir. Bazı kaynaklarda bu geceye “İsra ve Miraç” gecesi de denilmiştir.

İsra ve Miraç bazı ilmihallerde şöyle anlatılmıştır: “İsra, gece yürüyüşüne denir. Miraç’ta merdiven, asansör demektir. İsra ve Miraç’ın asıl manası, Peygamberimiz ’in bir gece seyahati ve yüce makamlara yükselmesidir. Yüce yaratıcıya yakınlığın en üst derecesi olan Miraç, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde bir olaydır. Bu durumu tabiat kanunlarıyla açıklamak da isabetli değildir.

Özet olarak Miraç şöyle cereyan etmiştir: Peygamberimiz, Recep ayının 27’nci gecesinde Kâbe’ de uyuduğu sırada, kendisine Cebrail (as.) adındaki melek gelmiş ve kendisinin Allah’ın yüce katına davet edildiğini bildirmiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz Cebrail’in (as.) rehberliğinde manevi bir binit olan Burak ile Mekke’deki Mescidi Haramdan Kudüs’teki Mescidi Aksa’ya gelmiştir.

Kudüs’te kısa bir süre kalmış, Mescidi Aksa’da iki rekât namaz kılmıştı. Bundan sonra başka bir binit, miraç (manevi asansör) ile göklere çıkmıştır. Daha sonra da hiçbir insan ve hiçbir meleğin erişe- meyeceği yüce makamlara yükselmiştir. Arada hiçbir aracı olmadan doğrudan doğruya Allah’tan vahiy almıştır.”

Hz. Peygamber’in Miracının “Kâbe’de uyuduğu sırada” gerçekleşmesi, “fiziki varlığı olmayan Cebrail’in gelmesi”, “manevi bir binit olan Burak” ve “manevi asansör Miraç”tan bahsedilmesi, Miraç’ın rüyada gerçekleşmiş olduğu izlenimini vermektedir.

Allah Resulü ’nün İsra ve Miraç’ı kısaca böyle anlatılmış ve önemi de şöyle belirtilmiştir:

“… Beşeriyetin kurtarıcısının fevkalâde taltiflere ve manevi hediyelere mazhar olduğu böyle bir zaman dilimine Müslümanların çok değer vermeleri tabiidir ve eskiden beri bu gece ‘Miraç Gecesi’ adıyla kutlana gelmiştir.”

Ancak kimi dini kaynaklar, Hz. Peygamber ve ashabı döneminde böyle gecelerin kutlandığına dair bilgi bulunmadığını belirtmişlerdir. Mesela, özgün bir eser olan Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde konuyla ilgili şu görüşlere yer verilmiştir:

“… Hz. Peygamber’in doğumu şüphe yok ki önemli bir olaydır. Miraç da hem naslarla hem de tarihi kayıtlarla sabittir. Ancak bu olaylarla bağlantılı olarak kaynaklarda gerek Resulullah gerekse ashap döneminde kutlama niteliğinde herhangi bir etkinliğe rastlanmamıştır…”

Bir insan, peygamber dahi olsa Allah ile görüşebilir mi? Rivayetlere göre Hz. Muhammed birinci semayı geçiyor, ikinci semayı geçiyor, Nuh ile görüşüyor, İshak ile görüşüyor ve gidiyor! Peki, nereye gidiyor? Allah ile görüşmeye! Yüce Allah, “Biz size şah damarınızdan daha yakınız” (Kaf, 50/16), “Siz neredeyseniz Allah da oradadır” (Hadid, 57/4) buyurmuyor mu? Şimdiye kadar Hz. Peygamber Allah ile değil miydi? Neden gidiyor? İbadet pazarlığı yapmak için! Allah, peygamber ile ibadet pazarlığı yapar mı? Kısaca böyle hassas konularda biraz düşünerek konuşmak gerekir.

Miraç; Kur’an ve oruç ayı olan Ramazan’a biraz daha yaklaşıldığını hatırlatan bir uyarıcı olarak da değerlendirilebilir. Miraç, Medine’ye hicret etmeye hazırlanan ve böylece İslâm’ın evrensel değerlerinin insanlıkla buluşmasının önünü açmayı hedefleyen Allah Elçisinin ruhen yücelmesi, gönlünün tatmin edilmesi için Allah tarafından özel olarak hazırlanmış manevi bir hadise de olabilir.

Asıl Miraç ruhsal bir yüceliş ve ahlaken yükseliştir. Aslında her Müslüman bu yükselişi Beş Vakit Namazla gerçekleştirmektedir. Çünkü namaz kişinin miracıdır, namaz insanı her türlü kötülükten, is- yandan ve şirk koşmaktan uzak tutar. Yüce Allah, “… Çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve kötülükten alı kor…” (Ankebût, 29/45) buyurmuştur. O hâlde, namaz kılan biri Allah’ın huzurundadır ve onunla konuşmakta ve derdini bizzat ona arz etmektedir. Miraç’ı biraz böyle anlamak gerekir.

2- İsra Suresi ve On İki Emir

İsra ve Miraç’ın Hz. Peygamber’in Allah’tan vahiy olma yollarından biri olduğu da belirtilmiştir. Dolayısıyla İsra ve Miraç’taki gece yürüyüşü sırasında Hz. Peygamber’e İsra suresinin vahyedildiği de anlaşılıyor. Bir Müslüman ahlaki yüceliği gerçekleştirerek Miraç’a çıkmak istiyorsa, İsra ve Miraç gecesi Hz. Peygamber’e vahyolunan İsra suresinin özellikle 22-37’nci ayetlerde belirtilen emir ve yasaklara uymak zorundadır. Asıl Miraç ancak böyle gerçekleşebilir. On iki madde halinde sıralanabilecek bu emir ve yasakları bir kez daha hatırlayalım:

1- “O halde ey insanoğlu! Sakın Allah’ın yanında başka bir tanrı edinme…” (İsra, 17/22).

Fars dünyasının Ahura Mazda-Ehrimen, Aydınlık ve Karanlık şeklinde iki tanrıya taptıkları; Bizans’ın teslis; Tanrı, Tanrı’nın Oğlu ve Kutsal Ruh şeklinde üçlü ilaha inandıkları, Arap dünyasının putlardan meydana gelmiş çok tanrılı bir anlayışa sahip oldukları bir dönemde gelen Kur’an’ın “Allah’tan başka Tanrı edinme” mesajı çok anlamlıydı. Böylece Kur’an, bütün sahte ilahlara ve uyduruk tanrılara meydan okumuş ve Tevhit inancını hâkim kılmaya çalışmıştır.

Ünlü İngiliz pop şarkıcı Cat Stevens yetmişlerde Müslüman olmuş ve Yusuf İslâm adını almıştır. O Müslüman olmasının nedenlerini anlatırken şöyle diyor: Kendisine okulda 1+1’in 2 ettiğinin matematik kuralı olarak öğretildiğini ancak Hristiyanlıkta 1+1+1’in 3 değil, 1 olduğunun, bir inanç ilkesi olarak savunulduğunu, söylüyor. “Şayet bu öğretilen, başka alanlarda bir anlam ifade etmiyorsa neden dinde etsin ki? Dinde de bir mantık olmalı…” diyor. Böylece teslise karşı çıkıyor ve Hristiyanlığı eleştiriyor…

Oysa ayet, sadece Allah’a teslim ol, putların, yedek ilahların ve sahte tanrıların olmasın, diyor. Ayeti özellikle bugün, “sakın hacıyı, hocayı, şeyhi, mevkii-makamı, malı, şöhreti ve şehveti kutsallaştırıp bunlara tapma, aksi halde şirk koşmuş olursun” şeklinde de anlamak gerekir. Kısaca ayet, “Ey insan! ‘Allah’tan başka ilah yoktur.’ Sadece Allah’a yönel, seni kurtaracak olan ancak O’dur” diyor.

2- “Rabbin, ana-babaya iyilikte bulunmanızı emretmiştir. Eğer anan ya da baban veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, onlara ‘Öf’ bile deme, onları azarlama, onlara hoş ve güzel sözler söyle.” (İsra, 17 /23).

Ayette Allah’tan sonra ana-babanın zikredilmesi önemlidir. İnsanlığı ilk defa Allah yaratmış ve bu insanlıktan ana-babalar vasıtasıyla nesiller meydana gelmiştir. Bir insan önce mutlak yaratıcının varlığına ve birliğine inanmalı, sonra da kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan ana-babasına minnet duymalıdır.

Her Müslüman, özellikle yaşlandıklarında çocukken kendisini yetiştiren ana-babasına iyi bakmak ve onlara sahip çıkmak zorundadır. Yaşlı ana-babası olan birini Hz. Peygamber savaşa göndermemiştir. Yaşlı, hasta ve bakıma muhtaç ana babası olduğu halde onları bırakıp umreye giden insanlar olabiliyor. Böyle kimselerin Müslümanlığı tartışmalı hale gelebilir.

3- “Akrabaya, düşkünlere, yolda kalmış kimselere hakkını ver; gerekli yardımı yap. Ancak malını da saçıp savurma.” (İsra, 17/26).

Hemen ardından gelen 27’nci ayette ise, “mallarını saçıp savuranların şeytanların kardeşleri olduğu” belirtilmiştir. Şeytan kimdir, nasıl bir varlıktır? Bir adam zengin olduğu halde, ana babasına bakmıyor, yardıma muhtaç akrabasıyla, düşkünlerle, yolda kalmışlarla ilgilenmiyorsa, malını da gereksiz yerlere harcıyorsa hem malını saçıp savurmuş hem de şeytanın kardeşi olmuş demektir.

İmkânlarını ihtiyaç sahibi yoksullarla paylaşmayanlara, varlıklarını israf edip savurganlık yapanlara şeytanın yoldaşlarıdır diyen sadece Kur’an’dır. Evet, savurganlar şeytanın yoldaşlarıdır.

4- “Eli sıkı cimri birisi olma, savurganlık da etme…” (İsra, 17/29).

En büyük günahlardan biri de israftır, savurganlıktır. Ülkemizde en çok ekmek ve zaman israf edilmektedir. Bir de insan israf ediliyor, insan. Şayet bir ülkede kaliteli, yetenekli ve onurlu birçok insan, farklı görüşe sahip diye horlanıyorsa, ötekileştiriliyorsa, bundan daha büyük israf, daha büyük zulüm ve günah olabilir mi?

Sadece malı, mülkü, parayı israf etmiyoruz… Enerji israfı, su israfı, ilaç israfı, tabiatın israfı, aklın israfı, neslin israfı, israf kalemlerinden sadece bazıları…

2008 yılında Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından hazırlanan “Ekmek İsrafı ve Tüketici Alışkanlıkları” konulu araştırma, ülkemizdeki ekmek israfının hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne sermiştir. Türkiye’de günde 123 milyon ekmek üretiliyor. Tüketiciler satın aldıkları bu ekmeklerin yaklaşık yüzde 5’ini yani 6,1 milyon adedini israf ediyor…

Uzmanlar, “lazım olur” diye gereksiz ilaç yazdıran vatandaşların israfı körüklediğini belirtiyor. Eş, dost tavsiyesiyle ilaç yazdırıldığı bildiriliyor… 2003’te yaklaşık yedi yüz milyon kutuluk ilaç satışı, 2004’ te yaklaşık iki milyarı geçmiş. İlaç israfının boyutları korkunç…

Her şeyi harcıyoruz, israf ediyoruz. Malı, mülkü, serveti, sağlığı, zamanı ve insanı acımasızca harcıyoruz. Ekmeği, suyu, elektriği israf ediyoruz. Doğayı, bitkiyi, hayvanları harcıyoruz. Hatta soluduğumuz havayı kirleterek israf ediyoruz. Hem de acımadan israf ediyoruz. İmkânlarımızı neslimizi düşünmeden harcıyoruz. Acaba biz şeytanın kardeşi olmaktan zevk mi alıyoruz?

5- “Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onların rızkını da sizin rızkınızı da veririz. Çocukları öldürmek büyük bir günahtır.” (İsra, 17/31).

Diri diri kız çocuklarını gömen cahiliye insanını Kur’an eleştirmiştir. Kur’an özellikle çocukların hayatını korumak için gelmiştir. Yeni doğmuş bebeklerin canlı olarak çöp konteynerlerine atıldığı, boş arazilere gömüldüğü haberleri insanı kahrediyor. Çocuk ölüm oranlarının yüksek olduğu ülkelerden bazılarının Müslüman ülkeler olduğu söyleniyor. Kimi İslâm ülkelerinde küçük yaşta çocukların evlendirildiği belirtiliyor. Çocuklara cinsel tacizde bulunulduğu iddia ediliyor. Bunlar doğruysa zulümdür ve büyük günahtır.

6- “Sakın zinaya yaklaşmayın. Çünkü zina çok çirkin bir iş, çok kötü bir yoldur.” (İsra, 17/32).

Zina nikâh olmadan kadın ile erkeğin ilişki yaşamasıdır. Zina, neslin bozulmasına sebep olan bir felakettir. Eşini aldatarak başkasının karısına, kızına, kocasına göz dikmek çok çirkin bir davranıştır. Hiç kimse tapulu arazisine gece kondu yapılmasını istemez. Bu nedenle eşlerin birbirini aldatmaları, zinaya teşebbüs etmeleri büyük günahlardan biridir. Bir Müslümanın gözü ve gönlü dışarıda olamaz. Bir Müslüman eşini aldatamaz. Eşini aldatan biri, emin olun herkesi aldatır, hatta Allah’ı da aldatır.

7- “Sakın haklı bir sebebe dayanmadan Allah’ın kutsal kıldığı cana kıymayın…” (İsra, 17/33).

İnsan hayatı her şeyden değerlidir. Bir Müslüman haksız bir şekilde birini öldüremez. Mesela savaşta düşmanı öldürmek haklı sebeplerden biri olabilir. Kısaca bir Müslüman, bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek kadar büyük günah olduğunu iyi bilmelidir. Buna rağmen ne oluyor?

“Edinilen verilere göre bugün tüm dünyada her gün yaklaşık bin Müslüman katlediliyor. İşin daha da acı kısmı bu katliamların yüzde 90’ının failleri yine ‘Müslümanlar.’ Kısacası her gün dokuz yüz civarı Müslüman yine Müslüman olanlar tarafından katlediliyor. Sormak gerekir: Bu nasıl Müslümanlık? Bu hangi İslâm? Hiç şüphe yok ki bu İslâm; Kur’an’ın ortaya koyduğu, Peygamberimiz ’in tebliğ ettiği ve bizzat yaşayarak örnek olduğu din değil. Din adına uydurulan şeyleri savunanlar, tüm bu katliam ve cinayetlerin ortağıdır.”

8- “Haksız bir şekilde yetimin malını yemeyin… (İsra, 17/34).

Yetim kalmış, koruyucusu olmayan birinin malını haksız bir şekilde yemek büyük günahlardan biridir. Yetim kızlara sahip çıkmak Allah’ın emridir. Şu hâlde bir Müslüman asla yetimin malını gasp edip yiyemez, aksine o malı emanet bilir ve muhafaza eder.

9- Verdiğiniz sözleri yerine getirin.” (İsra, 17/34).

Müslümanlar söz medeniyetinin çocuklarıdır ve onlar verdikleri sözleri ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirirler. Çünkü söze bağlılık kişiliği, kimliği ve imanı yansıtır.

10- “Yaptığınız alışverişlerde ölçeği tam yapın; doğru teraziyle doğru tartın” (İsra, 17/ 35).

Bir Müslüman ölçüyü de tartıyı da düzgün yapar, insanları aldatmaz. İnsanların hakkına hukukuna saygılı olur. Alırken de satarken de kimseye haksızlık etmez. Peygamberimiz “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur.

11- “Ey insanoğlu! Bilmediğin şeyin peşine düşme. Çünkü göz, kulak ve kalp bunlardan sorguya çekilecektir.” (İsra, 17/36).

Müslüman ahlaklı insandır. Bilmediği şeyi konuşmaz, bilmediği şeyin arkasından gitmez. Bugün birçok İslâm ülkesinde parklar, bahçeler, kahvehaneler, hatta camiler bilmediği şeyleri biliyormuş gibi konuşan insanlarla doludur… Sahte doktorların reçete yazdığı, sahte din adamlarının, üfürükçülerin muska ile tedavi yaptığı, sahte gıdaların üretildiği, sahte malların satıldığı bir İslâm ülkesi İsra ve Miraç’ı tam anlayamaz. Sahtekârlığın âdeta meşrulaştığı bir toplum dindar üretemez.

12- “Sakın yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Böyle yapmakla sen ne yeri yarabilirsin ne de başın göğe erer.” (İsra, 17/37).

Müslüman kimdir, nasıl bir insandır? Evet, Müslüman mütevazı bir insandır, insanlara tepeden bakmaz, onları horlamaz. Soylu atalarımız hakkı geçmesin diye hayvanlara fazla yük vurmamışlar, toprağa bile incinir diye yumuşak basarak tevazu örneği vermişlerdir.

Sonuç olarak: “Savaşların birbirini izlediği, baskı ve şiddette hiçbir ölçü ve sınırın kalmadığı bir dönemde, Miraç ile gelen bu on iki ilke, dünya barışı için hayati önem taşıyor.”

Burada belirtilen on iki ilkenin büyük çoğunluğu ilahi dinlerin ortak özellikleridir. Tevrat’ta belirtilen on emir de İncillerde belirtilen bazı ilkeler de bu ayetlerle örtüşmektedir. Kandil gecelerinde ve diğer gecelerde nasıl ibadet edelim diye soranlar, bu ilkeleri yerine getirsinler yeter. Böylece onlar yılın bütün gece ve gündüzlerini değerlendirmiş olurlar…

error: Kopyalama Yasak