Musiki Ruhun ve Dindarlığın Gıdasıdır-1

Yayınlama: 11.06.2026
A+
A-

MUSİKİ RUHUN VE DİNDARLIĞIN GIDASIDIR (1)

1- Giriş:

Türk milleti, en az beş bin yıllık bir geçmişe, bin yıllık İslâmî bir geleneğe, Türk İslâm geleneğinin oluşturduğu muhteşem kültüre sahip büyük bir millettir. Türk milleti, aşiret hayatından gelmiş, çadırlarda yaşamış, ancak muhteşem binalar, saraylar inşa etmeyi de başarmış ve insanlığın hayran kaldığı bir medeniyet kurmuştur. Türk milletinin kültürü, sanatı, mimarisi, müziği ve estetiği hâlâ model olmaya devam ediyor.

Türk’ün olduğu her yerde türkü vardır, şarkı vardır, ilahi vardır. Sözü, sazı, müziği, folkloru, oyunu, eğlencesi olmayan bir millet köksüz, ruhsuz bir millettir. İncelikten, zevk-i selimden mahrum olan bir toplum, nezaketten ve aklı selimden de mahrum kalır. Sanatı, zevki, estetiği olmayan bir millet medeniyet kuramaz.

Türk-İslâm medeniyeti denilince, ayağımızın altındaki kilimden, halıdan göklere yükselen Selimiye’ye, Karahisari’nin kubbe süslemesinden Dede Efendi’nin nağmelerine kadar bütün güzellikler hatırlanır. Hemen o günlere uzanır insan ve âdeta Sinan’a taş taşır, bacıya desen uzatır, Şeyh Hamdullah’a hokka tutar… (Bk. Mustafa Kara, Din Hayat ve Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, s.170-171).

Arif Nihat Asya bu muhteşem kültürü şöyle anlatmıştır:

“Itrî bestelesin tekbirlerini

Evliya okusun Kur’an’lar

Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltan

Kayışzade Osman’lar…

Na’tını Galip yazsın, Mevlidini Süleyman’lar…

Sütunlar, kemerler, kubbeleriyle

Geri gelsin Sinan’lar.”

Müslüman Türk’ün muhteşem medeniyetinin zirve sanatlarından biri de musiki, yani müziktir. Musiki, âdeta göklerdeki güneş, ay, yıldızlar ve gezegenler arasındaki ilahi uyumu, muhteşem orkestrayı hatırlatır. Suyun şırıltısını, kuşların cıvıltısını, kuzuların melemesini, çiçeklerin kokusunu akla getirir. Göl kenarındaki kurbağaların sesini hatırlatır. Bu varlıkların her biri ayrı bir güzellikte ilahi sanat icra ederler. Bu muhteşem sanat tüm insanlığa bir hayat lütfeder. Müzik, Allah ile iletişim aracıdır. İşte musiki budur.

Türk milleti, duygu ve düşüncelerini Türkçenin inceliğiyle ve en zarif sözlerle ifade etmiştir. Müzik ise, “Duygu, düşünce ve sözlerin belirli kurallar çerçevesinde, uyumlu sesler ve ölçü kullanılarak estetik bir şekilde ifade edilmesidir” şeklinde tanımlanmaktadır. Buna göre Türk milletinin gönül dünyayası ile müzik tam bir uyum içerisindedir.

“Musiki denilen nutk-ı ilahi,

Bir coşkun denizmiş nâmütenâhi.”

“Kumru sesindeki huuu, yaylı tamburdaki sır,

Hep seni hatırlatır, hep seni hatırlatır…”

Bu muhteşem güzellikler karşısında duygulanmaktan çok düşünmek gerekir. Çünkü Beethoven’ı dinleyen Goethe, konserin bir bölümünde gözyaşlarını tutamayınca, ünlü Musikişinas ’tan şu sitemi işitir: “Ben ağlayın diye değil, düşünün diye bu eserleri besteledim.” (Mustafa Kara, AGE, s.173).

“… Filozof ve hakîm Hermes’e göre Tanrı en büyük müzisyendir ve kozmik süreç onun müziğidir. … Müzikteki armoni de sayıya dayanır. Çünkü tellerin veya borunun uzunluğuyla çıkan ses arasında bir ilişki vardır ve kâinat uyumlu sesler veren bir birlik durumundadır…” (Nuri Özcan-Yalçın Çetinkaya, Musiki, DİA, 31/257).

Mevlâna Celalettin Rumi de ünlü eseri Mesnevi’ye kamıştan yapılan ve nefesli bir çalgı olan neyin hikayesi ile başlar:

“Dinle neyden, çünkü o hikâye eder,

Ayrılıktan şikâyet eder.”

Ve ayrılık hasretinden doğan ne güzel şarkılarımız, türkülerimiz vardır bizim…

2- Musikinin Gücü:

Karadeniz’in Horonu, Ege’nin Zeybeği, Doğu Anadolu’nun, Erzurum’un Bar’ı, Güney Doğu Anadolu’nun, Şanlıurfa’nın Sıra geceleri, Zılgıtı, Uzun havaları bu coğrafyanın muhteşem zevk-i selimini, gönül zenginliğini ve ruh derinliğini anlatır. Uzun hava deyince Bozkır’ın tezenesi Neşet Ertaş’ı nasıl hatırlamaz insan! Alevî kültürünün sazı, sözü, Semah’ı; Mevlevî kültürünün neyi, sema deveranı, Kadirilerin defi, dümbeleği bu muhteşem kültürün zengin mirasının sadece bir kısmıdır. Musiki tüm insanları birleştiren, gönülleri uzlaştıran önemli bir değerdir.

“Kafkas Kartalı İmam Şamil’in askerlerinden Molla Muhammed yaralanıp Ruslara esir düşmüştü. Molla Muhammed yanık Kafkas şivesiyle zindanda şiirler okuyup, şarkılar söylüyordu. Bu şiir ve şarkılarda, vatan sevgisi, sıla hasreti, ana arzusu, yar özlemi vurgulanıyordu. Yanık sesli Molla Muhammed ‘in sözlerinden duygulanan ve etkilenen zindan görevlisi Rus subayı onu serbest bırakmıştır…”

Musikinin gücüdür işte bu…

“Yunan dilinden Arapçaya geçen musiki kelimesinin yerini tutacak bir Arapça kelime yoktur. Mesela Arapçadaki ‘ğına’ kelimesi, yalnızca şarkı söylemeyi, ‘sema’ kelimesi ise yalnızca dinlemeyi ifade eder. Bu itibarla, gerek âyetlerde gerekse sahih hadislerde doğrudan müziği belirtmek üzere kullanılmış bir ifadeye rastlanmadığını söylemek mümkündür…” (Yunus Apaydın, Musiki, İGYA, c. 3, s. 347).

Müslüman Türk insanı olarak, oynamaya, eğlenmeye karşı çıktığımız, bunları günah saydığımız, türkü, şarkı söyleyemediğimiz için, meydanı boş bulan bazı söz dansözleri kıvırtmaya devam ediyorlar. Değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü “Büyük Millet” olmanın yolu budur.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yeryüzündeki her şeyi sizin için yaratan Allah’tır…” (Bakara, 2/29). “Size haram (yasak) kıldıklarını Allah sayıp dökmüştür…” (Enâm, 6/119).

Şu hâlde Kur’an’ın oluşturduğu İslâmî Türk anlayışına göre, her şeyi Allah yaratmış ve insanlığın hizmetine sunmuştur. Ayrıca yüce Allah haram kıldığı, yasakladığı şeyleri de tek tek sayıp dökmüştür.

Musiki söylemek, şarkı icra etmek, Türkü okumak, âlimlerin çoğuna göre gönülleri coşturan bir eğlence olup gerek Kur’an’da gerekse Sünnet ’de bunun haramlığına dair bir delil yoktur. (Bk. Yunus Apaydın, AGE, s. 350).

“İslâm müziği mutlak olarak yasaklamamış, aksine mubah bırakmıştır. Ancak, diğer mubahlar gibi müziğin de haramın işlenmesine vesile yapılmasına karşı çıkmıştır. Bu itibarla içinde isyan, küfür veya İslâm’ın hoş karşılamadığı sözler bulunan yahut cinsel tahrik, müstehcenlik gibi hoş görülmeyen şeylere yol açan müziğin söylenmesi ve dinlenilmesi elbette uygun değildir…” (Yunus Apaydın, AGE, s. 351).

Mısırlı âlim Muhammed Gazali İbn Hazm’dan şöyle nakleder: “Satranç, ney, ut, lir ve tamburların tamamen alım ve satımı helaldir. Kim bunlardan birini kırarsa bedelini öder… Aynı şekilde şarkıcı cariyeleri alıp satmakta caizdir… Yukarıda zikredilen alışverişlerden hiçbirinin haram kılındığına dair bir nass (âyet, hadis) gelmemiştir.” (Muhammed Gazali, Fıkıhçılara ve Hadisçilere Göre Nebevi Sünnet, ter. Prof. Dr. Ali Özek, s. 90, EKİN).

Kısaca icra edilen güzel bir sanat eserini, hoş bir sesi dinlemenin ve bunun için ücret ödemenin hiçbir mahzuru yoktur.

İmam Gazzali İhyâ ’da “Ölçülü (notalı) olsun veya olmasın, güzel sesi dinleme, müziğin dinleyici üzerinde bıraktığı etki ve dinleyici ile ilgili hususları uzun uzadıya açıkladıktan sonra musikinin mubah olduğunu belirtir, karşı görüşte olanların gerekçelerini tek tek ele alarak cevaplandırmaya çalışır.” (Gazzali, İhyâ, II, 268-284’den İlmihal II İslâm ve Toplum, s. 109).

Maliki âlim İbn Arabi’ye göre, “Müziğin haramlığı konusunda rivayet edilen bütün hadisler sened ve yorum bakımından bâtıl olduğu gibi, bu konuda getirilen âyet yorumları da bâtıldır.” (İbn Arabi, Ahkâmü’l-Kur’an, III, 1053-1054’ten İlmihal II İslâm ve Toplum, s. 109).

Peki, nasıl bu kanaate varılıyor? Hicret esnasında Hz. Peygamber (sav.)’in Medine’de karşılanışı kaynaklarda şöyle anlatılmaktadır:

“Mini mini masum yavrular, bayramlık elbiselerini giymişler, şenlik yapıyorlar, Resulullah geldi diye seviniyorlardı. Neccar oğullarının kızları ellerindeki defleri çalarak bir ağızdan: ‘Biz Neccarzâdelerin kızlarıyız. Muhammed’in komşuluğu ne hoş komşuluktur’ diye terennüm ediyorlardı.

Kadınlar, Medine evlerinin düz damlarına çıkmışlar, şarkılar söylüyorlardı. O gün şu neşide Medine ufuklarında çalkalanıyordu: ‘Dolunay Veda dağının sırtlarından çıkıp bize doğdu. Allah’a yalvaran bulundukça bize de şükretmek borçtur. Ey bize gönderilen Peygamber, sen itaat olunan emirle geldin.’” (Ali H. Berki-Osman Keskioğlu, Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, s. 199-200, DİBY).

Hz. Peygamber Medine’de şiirlerle, halk oyunlarıyla, genç kızların ve kadınların şarkılarıyla, türküleriyle karşılanmıştır. Buna rağmen bugün birileri çıkıp şarkı icra etmek, türkü okumak, folklor oynamak günahtır, haramdır diyebiliyor. Böyle bağnaz bir kafayla hangi medeniyet kurabilir?

Devam Edecek…