Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
MUSİKİ RUHUN VE DİNDARLIĞIN GIDASIDIR: (3)
5- İsmail Hakkı Bursevî Musikiye Karşı çıkanları Eleştiriyor:
Tasavvufun ünlü isimlerinden İsmail Hakkı Bursevî müziğe, özellikle dini musikiye karşı çıkanları sert bir şekilde eleştirmiş ve şöyle demiştir:
“Ne acaib! Kendini Ehl-i Sünnetin ekâbirinden sayarsın ve böyle yerlerde haktan batıla kayarsın! (…) Kur’an’la teganni etmek caiz olacak, sair ezkâr ile teganni eylemek niçin caiz olmaya ve teganni ehli olanların meclisine varmak mutlak münker ola! Yürü, bu bağ-ı fenâda bülbül gibi inle yahut bir bülbül-i hoşnevayi dinle. Tâki bir gülbahara eresin ve bir gül yüzlünün yüzünü göresin.” (Mehmet Ali Ayni, Türk azizleri, s. 215’ten Süleyman Uludağ, İslâm Düşüncesinin Yapısı, s. 186-187, DERGÂH).
Batı dünyası akıl hastalarını cin-şeytan çarpmış diye ateşe atıp yakarken, Müslüman Türk milleti, ney, keman, çenge, ut çalarak; rast, dügâh, segâh, süznâk makamlarıyla, musıkî kullanarak onları tedavi etmiştir. Müziğin akıl ve sinir hastalıkları tedavisinde kullanımı Amerika’da ancak yirminci yüz yılda başlamıştır. (Bk. Muhammed Harb, çev. Dr. M. Özcan, Tarihte ve Medeniyette Osmanlılar, s. 346, ARK). Şu hâlde Müslüman Türk milleti böyle muhteşem bir gelenekten gelmiştir.
Hayret!… Musiki akıl hastalarını tedavi etmiş, ancak kendilerini akıllı zanneden bir kısım Müslümanlara tesir edememiştir!
Musikiyi, mehterle harp meydanına sokan, onu hastalıkların tedavisinde kullanan bir milletin evladı müziğe karşı olamaz. Türk milleti istilaya uğrayan vatanını mehter marşıyla, kös, davul, zurna, ney, zil eşliğinde düşmana saldırarak kurtarmıştır. Şifahanelerde hastalıkları musikinin güzel nağmeleriyle tedavi etmiştir. Bu musiki onlara hayat vermiştir, moral vermiştir.
Farabi, Itrî, Hacı Arif Bey, Dede Efendi, Saadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk, Muzaffer Sarısözen, Müzeyyen Senar, Kani Karaca, Zeki Müren, Melihat Gülses vb. musiki kültürümüzün temel taşları, gönül insanlarıdır. Her Müslüman Türk evladı bu şahsiyetlere Türk musikisi adına minnet duymak zorundadır.
Eserlerini büyük bir zevkle okuyup dinlediğimiz Saadettin Kaynak Ayasofya ve Sultan Ahmet Camilerinin başimam ve hatipliğini yapmış bir gönül insanı ve iyi bir musiki üstadıdır.
“Muhabbet bağına girdim bu gece,
Açılmış gülleri derdim bu gece,
Vuslatın çağına erdim bu gece,
Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.”
Güftesi ve bestesi Sadettin Kaynak’a ait olan bu duygulu şarkı Peygamberimiz için yazılmış ve klasik şarkılar arasında yerini almıştır. Bugün hangi din görevlimiz de böyle gönül zenginliği vardır?
Müslüman Türk’ün Anadolu coğrafyası bir gönül coğrafyasıdır. Bu coğrafyada anneler çocuklarını ninni söyleyerek büyütmüşler, yiğitler atlarına ıslak çalarak su vermişler, çobanlar koyunlarını kaval üfleyerek otlatmışlardır ve nineler cenazelerini ağıtlarla yolcu etmişlerdir. Muhteşem Müslüman Türk medeniyeti işte böyle kurulmuştur.
Ya bugün! Bu muhteşem coğrafyanın ve kültürün evladı ne hale getirildi! Bu gönül zenginliğinden, bu güzelliklerden uzak ruhsuz, duygusuz, gönülsüz, müziksiz, zevksiz bir toplum haline geldik. Bu ruhtan kopunca kavga etmeyi, şiddet kullanmayı marifet saydık… Her şeyde olduğu gibi musikide de taklit hastalığına yakalandık. Ya Arap’ı ya Avrupa’yı taklit ettik… Bir türlü kendimiz olmaya çalışmadık, çalışmıyoruz. Türk musikisine sahip çıkamıyoruz. İstanbul ağzıyla Kur’an, ezan okumayı bırakıp Arap şivesiyle okumaya çalışıyoruz. Kendi kültürümüzü, müziğimizi, kendi estetiğimizi öne çıkaramıyoruz…
“Ülkemizde bir şuur eksikliği, bir kompleks görülüyor. Birileri ‘Sadece Batı’ deyince, bir taraf da ‘Sadece Doğu’ demeye başlıyor. Oysa ikisi de vardır ve ikisinin de iyi ve kötü yanları vardır. Ancak ikisinin de taklidi kötüdür. Adamı on beş gün Hacca gönderiyorsun. On beş gün, fazla değil. On beş günde Arap olup geliyor. ‘Allah’ü ekber!’ derken Arap tavrıyla ezan okumaya başlıyor. Türk tavrıyla oku kardeşim!… Senin gırtlağın başka, nağmen başka, Arap’ınki başka…
Marjinal guruplar başkalarını taklit ederek bu memlekete kötülük etmiştir. Milli olmadıktan sonra, köklü olmadıktan sonra ister Doğu olsun ister Batı olsun İster Arap’ı taklit et ister Amerika’yı; hiç fark etmez. Taklidin iyisi olmaz.” (Prof. Dr. Hasan Elik, İslâm ve Denge, s. 171, KALE).
Kur’an-ı Kerim: “Çorak bir zeminden ancak ot çıkar” diyor (Araf, 7/58). Gönlümüz öyle çoraklaşmış ki, çöle dönmüş sanki. Bu memleketi, bu milleti bin yıldır ayakta tutan değerler yok olursa, bunun cezasını millet öder, çocuklarımız öder…
Bugün biz eğlenmesini bile bilemiyor, beceremiyoruz. Düğünde, konvoyda maganda kurşunuyla ya gelini vuruyoruz ya damadı. Bazen de balkonda düğünü seyreden bir çocuğu… Bu ne biçin eğlence, bu ne biçim düğün Allah aşkına. En mutlu günü acıya, hüzne dönüştürüyoruz.
“Eğlenmek de lazımdır. Öyle, sofuluk adına kenara çekilip, gece gündüz ‘Hu!’ çeken adam sağlıklı ruh yapısına sahip değildir. Eğlenmesini bilmeyen adam ibadetten de zevk alamaz. Gençliğine göre, yaşına göre, kültürüne göre, muhitine göre, insan ruhu eğlenceden de hoşlanır. Ama her şeyi denge içinde yapmak lazım.” (Prof. Dr. Hasan Elik, AGE, 36).
Eğlenceyi günah saydığı için eğlenemeyen veya deşarz olamayan kimi Müslümanlar kafayı üşütmüşlerdir. İslâm dünyasındaki meczupların, akılsızların, ruhsuzların çoğalmasının sebebi başka ne olabilir? Gönül dünyası gelişmeyen bu gençler, bu insanlar, acımasızca birbirlerini öldürüyorlar… Gürültü yapıyor, diye, bana yan baktı, diye komşusunu kurşuna dizen adamın ruh dünyası normal olabilir mi? Akran vahşetinin geldiği vahim durumu nasıl izah edeceğiz?
İslâm toplumu müziğin gücünü anlayamamıştır.
Dünyanın ünlü bir müzisyeni, dünyayı sallayan bir adam vardı. Yaptığı plakların altmış milyon sattığı söyleniyordu. Cat Stevens… Müslüman oldu, Yusuf İslâm adını aldı. Ama sonra ne oldu? Onun güçlü müziğinden yararlanılacak yerde, adamı sarık, cüppe ve şalvarla mahalle mollasına çevirdiler. Müziği ile dünyayı sallayan bir adam böyle pasifleştirilir mi? Hz. Muhammed (sav.), davasını savunmak için Hasan b. Sabit gibi Arap yarımadasının en güçlü şairinden yardım almıştır. Müzik gibi evrensel bir güç İslâm adına nasıl kullanılmaz? … (Bk. Doç. Dr. Hasan Elik, Model İnsan Peygamber, s. 96, KALE).
Devam Edecek…