Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Gecenin siyahi perdesi henüz Terzialan’ın üstünden çekilmemişti. Kubbede çınlayan “essalâtü hayrun minen nevm” nidasının ardından, ruhumuzu sükûna erdiren sabah namazımızı eda etmiş, tesbihatın huzur veren ikliminde dualarımızı göğe salıyorduk. Tam o esnada, caminin dışından, ahşap pencereleri titreten insan hımırtıları yükselmeye başladı. Şafak vaktinin bu derin sessizliğini bölen, kadınlı erkekli bu uğultu da neyin nesiydi? Gönlüme düşen merakla adımlarımı dışarıya, sabahın ayazına doğru yönelttim.
Avlu kapısından çıktığımda, yol kenarına sıralanmış üç minibüs ve iki midibüs karşıladı beni. Köy kahvesinin cılız ışığında, buğulu camların arkasında hummalı bir hareketlilik vardı. İçeride, ekseriyetini nasırlı elleriyle hayata tutunan kadınlarımızın oluşturduğu bir emekçi kafilesi… Güne sıcak bir çay ve taze bir simitle “bismillah” demek için durmuşlardı Terzialan’ın koynunda. Dışarıda hava serindi, ayaz insanın yüzünü yalıyordu; ama kahveden taşan o insan sıcaklığı, yürekleri ısıtmaya yetiyordu.
Kimi evladının çeyizine bir ilmek daha atabilmek, kimi evinin tenceresini kaynatabilmek, kimi de yarınlara bir umut tohumu ekebilmek için düşmüştü yollara. Saat sekize doğru Bayramiç’in yol ayrımına varacaklardı. Oradan ötesi, asfaltın bittiği, toprağın ve emeğin başladığı yerdi; traktör kasalarında devam edecekti yolculuk.
Henüz üzerindeki çiğ damlaları kalkmamış otların arasında, toprağın nemi ayaklara işlerken başlayacaktı mesai. Beli aşan ıslaklık, dondurucu bir soğukla birleşecek; çizmeli olanlar bir nebze şanslı sayılacaktı belki ama o hantal çizmelerle merdiven basamaklarında cambaz gibi dengede durup dallara uzanmak ayrı bir hüner isteyecekti. Gün ortasına kadar ıslanan elbiseler, ancak öğle güneşinin cömertliğiyle kurumaya yüz tutacaktı.

Elma bahçesi deyip geçmemeli; orası bir orkestra gibi kendi içinde adsız bir hiyerarşiyi barındırır:
Toplayıcılar: Ağacın tepesinde bir cambaz zarafetiyle, elmanın narin tenine en ufak bir zarar vermeden, onu bir mücevher gibi koparıp kovasına koyan gizli kahramanlar…
Kovacılar: Bahçeyi dört dönen, uğramadıkları ağaç dibi kalmayan helal sevdalıları. Görevleri, o narin yükü incitmeden, kovalardaki elmaları en ufak bir zarar vermeden kasacılara ulaştırmak.
Kasacılar ve Çavuşlar: İşin son dokunuşunda, gelen bereketi kontrol edip sevgiyle paketleyen, kasaları kaldırıp istiflerken birbirine omuz veren emek ortakları…
Öyle kolay değildir elma işçiliği… Sabahın nurunda, gecenin uykusuna kıyıp 5.30’da düşersin yola. İki saat gidiş, sekiz saat zorlu mesai, iki saat dönüş… Bedenin her zerre kadar yorulur ama helal rızık kazanmanın huzuru bir başkadır. Toplarken düşen elmayı yemek helaldir bu bahçelerde; hatta birkaç tanesini poşetleyip evde yolunu gözleyen çoluğa çocuğa götürmek, o nasırlı ellerin en tatlı ikramıdır.
Sabahın ilk ışıklarıyla Terzialan’ın merkez kahvesinde sıcak bir çay buğusuyla başlayan bu sessiz macera; akşamın alacasında, otobüs camlarına başını yaslayıp yorgunluktan uyuklayan güzel insanların evlerine varmasıyla son bulur. Akşamın karanlığı çöktüğünde, eller elma kokar, yüzler alın teri…
Rabbim, alnının teriyle, anasının sütü gibi helalinden rızkını kazanan tüm emekçilerimizin yardımcısı olsun. Yolları açık, kazançları bereketli, ayakları kuru, yürekleri daim sıcak kalsın.