Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir kavramın içini boşaltmak, o kavramın taşıdığı tarihi, kültürel ve hukuki ağırlığı da zamanla öğütür. Türkçemizde bu duruma en sık kurban edilen ikililerden biri, belki de birincisi „akraba“ ile „hısım“ sözcükleridir. Günlük hayatta o kadar laf ebeliğiyle, o kadar özensiz bir dille birbirinin yerine kullanılır ki, bu iki kelimenin çizdiği zarif ve anlamlı sınırlar anlamsız bir çorba içinde eriyip gider.
Oysa dil, milletin hafızasıdır; hafızaya kıymak ise kökleri kurutmaktır.
Akraba dediğiniz şey, doğrudan doğruya can bağıdır, kândır. Aynı kökten fışkıran dallar gibi, geçmişin ortak birikimini bugüne taşıyan, kaderinizi merhum atalarınızla ve gelecekteki çocuklarınızla mühürleyen kopmaz bir zincirdir. Anne, baba, kardeş, hala, dayı, teyze… Bunlar seçemediğimiz, kâğıt üzerinde değiştirilemeyen, insanın omuzlarındaki en kadim mesuliyetlerdir.
Hısım ise bambaşka bir iklimin çocuğudur. Hısım, iki yabancı insanın ve iki ayrı ailenin evlilik bağıyla, gönüllü bir rıza ve yasal bir mukaveleyle birbirine omuz vermesidir. Kan bağı yoktur aralarında; ama öyle bir akit vardır ki, hayatın en zor virajlarında kan bağından bile öte bir dayanışmaya dönüşebilir. Kayınvalide, kayınpeder, bacanak, baldız… Bunlar “gönül ve akit akrabalığıdır”.
Peki, toplumumuz bu iki ince çizgiyi ne zaman ve niçin silikleştirdi?
Bugünün aceleci, yüzeysel ve kelimeleri tüketme pahasına yaşayan insanı, bu iki kavram arasındaki derin felsefi farkı görmezden geliyor. Herkesi aynı torbaya koyup “akraba” deyip geçiyor. Bu hazırcılık, sadece dile karşı işlenmiş bir cinayet değildir; aynı zamanda insan ilişkilerinin zarafetine yapılmış bir saygısızlıktır. Dünürlüğün, kayınlığın getirdiği o hassas dengeleri, o nazik mesafeleri ve saygı çemberini tek bir kelimeye hapsettiğinizde, o akrabalık veya hısımlık bağının ruhunu da öldürürsünüz.
Hısımı akraba yapmak, dünü bugüne, akdi kana karıştırmak demektir. Bir insan, ailesinden tescilli olmayan bir bağı, kendi iradesiyle kurduğu o hısımlık köprüsüyle taçlandırır. Hısım, insanın hayatına sonradan giren ama tıpkı bir su arkı gibi ömrün sulanmasını sağlayan hayati bir mecradır. Onu alelade bir kan bağıymış gibi “akraba” kelimesinin silik gölgesine terk etmek, o kelimenin de, kurulan bağın da hakkını yemektir.
Dilimizdeki her kelime, bir tecrübenin, bir hayat damıtmasının sonucudur. Eğer “akraba” başka, “hısım” başka diyorsa bu millet, bunda bir hikmet, bir nizam aramak gerekir. Kelimelerimizi yerli yerinde kullanmak, sadece Türkçeye duyulan bir borç değil; hayatımıza, ailemize, geçmişimize ve birbirimize gösterdiğimiz vefanın ta kendisidir.
Bırakalım kan bağı kan bağı olarak kalsın; gönül ve akit bağı da gururla “hısım” adıyla anılsın. Çünkü insan, ancak sınırları belliyken kök salabilir.