Kadın Cinayetleri Küçük Şeylerle Başlar

Yayınlama: 17.10.2026
A+
A-

Kadın cinayetlerini yalnızca işlendikleri andaki vahşetle konuşmak istemiyorum. Çünkü şiddet, çoğu zaman cinayet haberlerine konu olmadan çok önce, evlerimizde sıradanlaştırdığımız küçük davranışlarla başlıyor. Belki de değiştirmemiz gereken ilk şey, her gün fark etmeden yeniden ürettiğimiz bu alışkanlıklar.

Instagram’da bir kadının videosuna rastladım. Babasının, Instagram kullandığı için bir yıldır kendisiyle konuşmadığını anlatıyordu. Oysa yaptığı tek şey, hayatından birkaç saniyelik kesitler paylaşmaktı. Ardından ağabeyinin yüz kızartıcı bir suçtan cezaevine girdiğini, fakat kimsenin ona utanıp utanmadığını sormadığını söylüyordu. Kadının sıradan bir paylaşımı sorgulanırken erkeğin suçu neden sorgulamaya tabi tutulmuyor?

Başka bir kadın, dört beş yaşından itibaren ev işlerine yardım etmesinin beklendiğini anlatıyordu. Akşam sofrada babası önce ona annesine yardım edip etmediğini, sonra derslerini soruyordu. Ağabeyineyse yalnızca dersleri soruluyordu. Üstelik ağabeyinin odasını toplamak bile onun sorumluluğuydu. İtiraz ettiğinde karşısına aynı cümle çıkıyordu: “Anneni, abini sevmiyorsun musun sen? Hem eline mi yapışır?”.

Ne kadar masum ve ne kadar tanıdık, değil mi? Misafir geldiğinde çayı tazelemesi beklenen kız çocuğu, oturduğu yerden hizmet bekleyen yetişkin erkekler… Kocasının otoritesi, saygınlığı sarsılmasın diye onun yerine tüm hizmeti üstlenen kadın…

Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir. Ama kız çocuklarına sevgiyi itaatle, değeri hizmetle, saygınlığı uyumla ölçmeyi böyle öğretiyoruz. Erkek çocuklarına ise ayrıcalıklarını sorgulamadan yaşamayı.

Kadın cinayetlerinin tek bir nedeni yok. Ama kadını erkeğin denetimine, erkeği de denetleme hakkına alıştıran bu düzenin payını görmezden gelemeyiz.

Belki de değişim, kızımıza yapmadığı kahve yüzünden küsmeyi bıraktığımızda başlayacak. “Annen yorulmadı mı?” diyerek suçluluk yüklemek yerine sorumluluğu paylaşmayı öğrettiğimizde…

Uzaktan bakıldığında, ülkemizde kız çocukları çok seviliyor gibi görünüyor. Oysa onları gerçekten sevmek, kendi istediğimiz kişilere dönüştürmek değil; kendi hayatlarını özgürce yaşayabilecekleri, kendi kararlarını verebilecekleri ve gerektiğinde hayır diyebilecekleri bir dünya kurmaktır.