
“Söz kifayetsiz kalacaksa susmalı insan; fazladan izahat lisanen kabahattir…”
İnsan konuşarak var olur derler. Ama hakikat şudur ki, insanı yücelten her konuşma değil, yerinde ve ölçülü olandır. Çünkü söz, yerini bulduğunda hikmet olur; yerini kaybettiğinde ise yük.
Bugün en büyük yanılgımız şudur: Kendimizi ne kadar çok anlatırsak o kadar anlaşılacağımızı zannediyoruz. Oysa çoğu zaman tam tersi olur. Söz uzadıkça anlam dağılır, niyet bulanır, hakikat gölgede kalır.
Bir düşünelim… Karşımızdaki gerçekten anlamak mı istiyor, yoksa sadece cevap vermek için mi dinliyor? Eğer niyet anlamak değilse, en doğru cümle bile karşılık bulmaz. İşte bu noktada susmak, yenilmek değil; aksine sözü israf etmemektir.
Tasavvuf büyükleri boşuna “Söz gümüşse sükût altındır” dememiştir. Çünkü söz ağızdan çıktığı anda bizim kontrolümüzden çıkar. Artık o söz, bizi temsil eder; hatta çoğu zaman bizden daha fazla hüküm verir hakkımızda.
Fazla izah, çoğu zaman gereksiz savunmadır. Sürekli kendini anlatma ihtiyacı duyan insan, farkında olmadan karşısındakine üstünlük verir. Oysa vakar, her şeyi söylemekte değil; söylenmesi gerekeni bilmekte saklıdır.
Susmak bazen en güçlü cevaptır. Çünkü susan insan, hem kendini korur hem de karşısındakine düşünme alanı bırakır. Gürültünün içinde kaybolan söz değil, sükûtun içinden çıkan anlam kalıcıdır.
Sonuç olarak mesele konuşmak ya da susmak değil; hangisinin daha doğru olduğunu bilmektir. Ve çoğu zaman en doğru olan, söyleyebilecekken susabilmektir.