Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hayat bazen uzun bir yol, bazen inişli çıkışlı bir yokuş, bazen de dengemizi kaybetmemek için sürekli pedal çevirmek zorunda olduğumuz bir bisiklet gibidir.
Albert Einstein, 5 Şubat 1930 tarihinde oğlu Eduard’a gönderdiği mektupta hayatı bisiklete binmeye benzeterek, “Hayat bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz” diyordu.
Ne kadar sade, ne kadar derin bir söz…
Çünkü hayat gerçekten de durduğumuz anda dengemizi kaybetmeye başladığımız bir yolculuktur. Bazen tökezleriz, bazen düşeriz, bazen yeniden ayağa kalkmak zorunda kalırız. Önemli olan hiç düşmemek değil, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkıp yola devam edebilmektir.
Einstein’ın sözündeki asıl mesaj belki de budur: Hayat, hareket edenler için devam eden bir yolculuktur.
Ama hayat yalnızca ilerlemekten ibaret değildir. Asıl mesele, nereye gittiğimiz ve giderken ne bıraktığımızdır…
Bugün hepimiz başarı kelimesinin peşinden koşuyoruz. Daha çok kazanmak, daha yüksek bir makama ulaşmak, daha fazla tanınmak, daha güçlü olmak istiyoruz. Bunların hiçbiri elbette kötü değildir. İnsan çalışmalı, üretmeli, kendisini geliştirmeli ve hedeflerine ulaşmak için gayret göstermelidir.
Fakat bir şeyi unutmamak gerekir: Başarılı olmak başka, değerli olmak başkadır…
Başarı çoğu zaman elde ettiklerinizle ölçülür. Değer ise başkalarına kattıklarınızla…
Bir insanın makamı, unvanı, serveti veya sahip olduğu imkânlar elbette hayatının bir bölümünü anlatabilir. Fakat onun gerçek değerini; insanlara nasıl davrandığı, zor durumda olanın elinden tutup tutmadığı, kendisine yapılan iyiliği unutup unutmadığı ve arkasından nasıl hatırlandığı gösterir.
Çünkü insanın bu dünyadaki asıl mirası, kasasında biriktirdikleri değil; insanların gönlünde bıraktığı izdir.
Bazen bir tebessüm, bazen içten söylenmiş bir “Nasılsın?”, bazen hiç beklemediğimiz bir anda uzatılan yardım eli, bir insanın hayatında yıllarca unutulmayacak bir iz bırakabilir.
İşte değer, biraz da budur.
Hayatın bize öğrettiği bir başka gerçek ise aynı hataları tekrar ederek farklı sonuçlar beklemememiz gerektiğidir.
Değişimden korktuğumuzda, alışkanlıklarımızın arkasına saklandığımızda, “Böyle gelmiş, böyle gider” dediğimizde aslında bisikletin pedalını çevirmeyi bırakmış oluruz.
Oysa hayat değişiyor. Dün doğru olan bugün yeterli olmayabiliyor. Dün işe yarayan yöntem bugün sonuç vermeyebiliyor. İnsan da bu değişimin içerisinde kendisini yenilemek zorundadır.
Belki de eğitim dediğimiz şeyin en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor.
Eğitim, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Asıl eğitim, düşünebilmeyi, sorgulayabilmeyi, doğru ile yanlışı ayırt edebilmeyi ve gerektiğinde kendi doğrularımızı bile yeniden gözden geçirebilmeyi öğrenmektir.
Bilgi, insana güç verir. Ama; o gücü nasıl kullanacağını bilmek, insana değer kazandırır.
Bugün çevremizde çok fazla ses var. Herkes konuşuyor, herkes bir şey söylüyor, herkes kendi doğrusunu başkasına kabul ettirmeye çalışıyor. Böyle bir dünyada insanın kendi iç sesini duyabilmesi giderek zorlaşıyor.
Oysa insan bazen kalabalığın sesinden uzaklaşıp kendisine şu soruyu sormalı: “Ben nasıl bir insan olmak istiyorum?”…
Çünkü başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü kadar, hatta belki ondan daha fazla, bizim kendimiz hakkında ne düşündüğümüz önemlidir.
Hayatın sınırlarını çoğu zaman başkaları değil, biz kendimiz koyarız. “Yapamam”, “Artık çok geç”, “Benim için mümkün değil”, “Benden bu kadar” dediğimiz her an, kendimize yeni bir sınır çizeriz.
Oysa; insanın potansiyelini bazen yaşından, makamından ve imkânlarından önce inancı belirler.
Einstein’ın 1933 yılında bisiklet üzerinde çekilmiş o meşhur fotoğrafına baktığımızda, karşımızda yalnızca dünyaca ünlü bir bilim insanını görmeyiz. Aynı zamanda hayatın içinde hareket etmeye devam eden bir insan görürüz. Fotoğraf, onun yıllar önce oğluna yazdığı bisiklet benzetmesini adeta tamamlayan bir görüntü gibidir.
Ve belki de hepimiz için güzel bir hatırlatmadır: Dengede kalmak istiyorsak hareket etmeliyiz…
Fakat yalnızca hareket etmek yetmez. Nereye gittiğimizi de bilmeliyiz…
İnsanları ezerek yükselmek yerine, insanları yanımıza alarak yürümeliyiz. Başarılarımızla övünmek yerine, başkalarının hayatına kattığımız değerle gurur duymalıyız.
Çünkü hayatın sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, ne kadar insan kalabildiğimiz sorusu kalacaktır.
Bir gün sahip olduğumuz makamlar, unvanlar ve imkânlar geride kalacak.
Ama bir insanın kalbine dokunduysak, bir gönül kazandıysak, bir iyiliği karşılık beklemeden yaptıysak, bir insanın zor gününde yanında olduysak, işte asıl o zaman hayatımız anlam kazanmış olacaktır.
Hayat bir bisikletse, pedal bizim elimizde… Dengeyi korumak için hareket etmek zorundayız.
Ama yolun sonunda önemli olan sadece ne kadar uzağa gittiğimiz değil, giderken kim olduğumuz ve arkamızda nasıl bir iz bıraktığımızdır…
Çünkü başarı, sahip olduklarımızla; değer ise verdiklerimizle ölçülür.
Ve belki de hayatın en büyük başarısı, sonunda “Ne kadar başarılıydım?” sorusuna değil, “Ne kadar değerli bir insan olabildim?” sorusuna gönül rahatlığıyla cevap verebilmektir.
Haftaya yepyeni konu ve konularda görüşmek ümidiyle…
Kalın sağlıcakla…