Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
CENNET VATAN CAYIR CAYIR YANIYOR (4)
Karıncanın Duası:
Şehitlerin yattığı cennet vatan Anadolu coğrafyası, bizim özel mülkümüz değildir. Türk milleti olarak bu topraklarda can dostlarımız hayvanlarla, bitkilerle beraber yaşıyor ve bu toprakları ortak kullanıyoruz. Bu topraklarda onların da hakkı var.
Rivayete göre Hz. Süleyman bir grup insanla yağmur duasına çıkmış. Yolda, sırt üstü yere yatmış, ayaklarını semaya dikmiş bir karınca görmüş. Karınca Allah’a şöyle dua ediyormuş:
“Ya Rab! Bizler de Senin yarattığın mahlukattanız; Senin rızkına, merhametine muhtacız… Ya Yağmur yağdırır bizi sularsın veya yağdırmaz bizi helak edersin!”
Bu sözleri duyan Hz. Süleyman arkadaşlarına: “Dönün (karıncayı kastederek) sizin dışınızdakilerin duası bereketiyle yağmura kavuştunuz” demiştir. (Bk. İbn Kesir, Tefsir V, 277’den Doç. Dr. Abdullah Ay- demir, İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler, s. 198, TDVY.).
Kendilerini ifadeden aciz ve korumaya muhtaç bu hayvanların duası olmadan yaşayabileceğimizi mi sanıyoruz? Şayet böyle düşünüyorsak yanılıyoruz. Biz insan olarak dünyayı bitkilerle, ağaçlarla ve hayvanlarla birlikte paylaşmak zorundayız. Bitkiler ve hayvanlar olmazsa nasıl besleniriz?
Yeni doğmuş masum bebelerin, alnı nasırlı ve beli kambur dedelerin, nenelerin, ağzı dili olmayan hayvanların duasıyla rızık veren bu toprakları paylaşıyoruz. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:
“Bitkiler ve ağaçlar Allah’a secde ederler; O’nun yasalarına uygun olarak hayat sürdürürler.” (Rahman, 55/6).
Şimdi biz, dua eden karıncaları, hayvanları yakacağız, secde eden bitkileri ve ağaçları ateşe vereceğiz, hayvanların barınağı, evi olan ormanları tahrip edeceğiz, sonra da “Allah bize merhamet etsin” diye dua edeceğiz? Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Önce bu gerçekle yüzleşeceğiz, sonra ağaçları yakmaktan, bitkilere zarar vermekten, hayvanları katletmekten ve ormanları talan etmekten vazgeçeceğiz. Gönül insanları toprağa bile yumuşak basarmış toprak rahatsız olmasın diye, kurumuş ağaçları kesmek için baltayla ormana girerken, baltanın ağzını saklarmış genç fidanlar görüp üzülmesin diye. Yunus Emre, sarı çiçekle sohbet etmiş, güllerin Allah Allah diye koktuğunu, nehirlerin Allah Allah diye aktığını, söylemiştir. Ve Anadolu coğrafyası böyle mütevazı gönül insanlarının vatanı olmuş.
“Gölgesinde otur ama / Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara / Toprak senden incinmesin.” (A. K.).
Ormanları Vicdansızca Yakıyoruz:
Abdestsiz basılmayacak bu toprakları biz acımasızca yakıyoruz, şuursuzca tahrip ediyoruz. Kurdunu, kuşunu, sincabını, kaplumbağasını telef ediyoruz. Ağacını, çiçeğini, böceğini, arısını yakıyoruz. Şayet inanıyorsak Ahirette bu varlıklar bizden şikâyetçi olacak ve bizi Allah huzurunda sanık sandalyesine oturtacak. O gün vicdanlar bizim aleyhimizde, gönüller bizim karşımızda olacak. O gün şehitler de bizi suçlayacak: “Ey vicdansızlar, şehitler toprağını, ‘Şehit Kale’yi ve şehitlerin kanıyla beslenmiş ağaçları, ormanları nasıl yakarsınız?” diyecekler ve “Bu yangını çıkaranlarda vatan sevgisi, Allah korkusu kalmamış” diye haykıracaklar ve mahşerde bizi rezil rüsva edecekler…
Hz. Peygamber (sav.) de şöyle buyurmuştur: “Birinizin elinde bir fidan varken kıyamet kopacak olsa bile derhal onu diksin.” (Müsned, III/184-191).
Allah, ağaçlar Beni tesbih ediyor, bundan ibret alın diyor, biz ağaçları yakıyoruz. Peygamber fidan dikin diyor, biz ormanı perişan ediyoruz. Sonra da kuraklık var diye yağmur duasına çıkıyoruz. Ağaçları, çiçekleri ve böcekleri yakarsak Allah bize yağmur verir mi? Hâşâ Allah ile dalga mı geçiyoruz!
Kıyamet Koparken Neden Dikilsin Fidanı?
Çünkü fidan yeni bir başlangıçtır, bir umuttur, bir ışıktır, geleceğe dair bir dua ve iyiliği yeşerten bir inançtır. Şu hâlde ormanı yakmak geleceğimizi yakmaktır. Ağacı yakmak bereketimizi yakmaktır, bitkileri yakmak ekmeğimizi yakmaktır. Kıyamet, ormanların yakıldığı, hayvanların katledildiği, çevrenin tahrip edildiği, soluduğumuz havanın kirletildiği, suların çekildiği bir zamanda mı yaşanacak acaba? Acaba Hz. Peygamber, “kıyametinizi geciktirmek için de fidan dikin” demiş olabilir mi? Gelin hep birlikte güzel Anadolu’ya, şehitlerimizin yattığı topraklara ve ormanlarımıza sahip çıkalım, bu toprakları yağmur ormanlarıyla süsleyelim, can dostlarımız olan hayvanları koruyalım.
Son günlerde Anadolu’nun o güzelim, o gür ormanları cayır cayır yanıyor, yeşil kayboluyor ve ülke sarı tehlike dediğimiz çölleşmeye doğru gidiyor. Anadolu’ya ve ülkemize yazık oluyor. Bu kötülüğü biz yapıyoruz, insanlar yapıyor.
Bir zamanlar Marmara bölgesinin, Karadeniz ve Akdeniz bölgesinin tamamının, Ege bölgesinin yüzde doksanının ormanlarla kaplı olduğu bildiriliyor. Anadolu’nun orman zengini bir coğrafya olduğu belirtiliyor. Ankara savaşında Timur’un fillerinin Çubuk ovasında ormanlar içinde saklandığı haber veriliyor. Yavuz’un, Çaldıran’a giderken sık ve uzun çam ağaçlarının arasından geçip gittiği söyleniyor. Ancak bugün ormanlar azalmış. Vatanın savunması sadece tankla, tüfekle, uçakla olmaz, yeşil örtüyü korumak, ormanlara sahip çıkmak da vatan savunmasının bir parçasıdır. Diktiğimiz her fidan, yetiştirdiğimiz her ağaç, süngüsü elinde vatanı bekleyen bir yiğit Mehmetçik gibidir. Bu yiğitlere de kıymayalım, onları da yakmayalım…
Oksijen kaynağı ormanlar hiç olmadığı kadar tehdit altında. Yangın, ev-fabrika, otel yapmak, tarla açmak, maden çıkarmak gibi sebeplerle her yıl büyük bir ormanlık alan yok ediliyor. Kaybedilen alanın kazanılması için on yıl boyunca her insanın senede en az iki ağaç dikmesi gerekiyor.
Orman Temiz Hava, Bol Oksijen Demektir:
Çıplak dağlar, çorak ovalar, çürümüş otlar, akmayan nehirler insanı rahatsız eder, su, yeşillik ve ağaçlar ise insana mutluluk verir. Yeşile bakan, ağaçları gören göz mutlu bir gözdür. Sıkıntınız mı var, ormana gidin hiçbir sıkıntınız kalmaz. Yaşadığı şehrin sıkıcı havasından kurtulup kirliliğin olmadığı bir yerde mesela ormanlık bir alanda temiz hava alan, bol bol oksijen soluyan yeniden doğmuş gibi olur.
Ağaç insan kadar önemli ve değerlidir. Hâlâ bunun farkında değiliz. Allah hepimizi ıslah etsin ve bunun için bizi cehennemden korusun… Peygamberimiz, “Haksız yere ağacı kesen bir adam tepe taklak cehennemi boylar” buyurmuştur.
Ormanlar hepimizin ortak malı ve geleceğidir. Oradan ağaç çalmak da ağaç yakmak da hırsızlıktır, hem de kamu malı hırsızlığıdır ve büyük günahlardan biridir. Mesela Tebbet suresinde Ebu Leheb’in karısının ormandan dikenli odunlar aşırıp, keskin budaklı ağaçlar getirip Hz. Peygamber’in geçeceği yollara yerleştirdiği, böylece onun İslam tebliğ etmesinin önüne geçmeye çalıştığı haber verilmektedir (bk. Tebbet, 111/3-5). Bu sebeple surede Ebu Leheb’in karısı için “hammaletel hatap/odun taşıyıcısı” ifadesi kullanılmış, cehennemde yanacağı odunları taşıyan biri olarak belirtilmiştir. Buradan hareketle “ormanları yakanlar, ağaçları talan edenler de bir nevi cehennemde yanacakları odunlarını, ateşlerini mi hazırlıyorlar” diye düşünürsek hata yapmış olur muyuz?
Efendim, ihtiyacımız var, ormandan yararlanmayalım mı, oradaki ağaçları almayalım mı? şeklinde bir düşünce olabilir. Devletin önemini yukarıda anlattık. Alalım ama önce ihtiyacımızı devlete söyleyelim, devlet karşılar. Şu devlete saygılı olalım ve biraz güvenelim. Her birimiz devlet olmaya kalkmayalım artık. Herkes devlet olursa ortada devlet kalmaz.
Sonuç:
Sonuç olarak ülkemize, toprağımıza, devletimize, milletimize, ormanlarımıza sahip çıkalım. O asırlık çamların, çınarların, kayınların yakılmasına izin vermeyelim. Mevsiminde ağaç dikme seferberliği başlatalım, her vatandaşımız adına en az iki ağaç dikilmesini sağlayalım. Dedelerimiz bizim için ağaç dikmişler, bizde torunlarımız için ağaç dikelim. Dedelerimizin hakkını ancak böyle ödeyebiliriz. Aşık Veysel: “Benim sadık yârim kara topraktır” diyor. … Sadık yâr toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletmeyelim…
Konuyu gönül insanı Yunus Emre’nin şu deyişiyle bitirelim:
“Çiçekle hoş geçin, balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için dalı incitme gönül.
Mevla verince azma, geri alınca kızma.
Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül.
Dokunur gayretine, karışma hikmetine,
Sahibi hürmetine kulu incitme gönül.
Sevmekten geri kalma, yapan ol yıkan olma,
Sevene diken olma, gülü incitme gönül.
SON