Öncelik ve Liyakat-IV

Yayınlama: 27.09.2026
A+
A-

Dört haftadır devam ettiğim “Öncelik ve Liyakat” adlı makaleme çözüm önerileri ile son veriyorum.

PEKİ ÇÖZÜM NEDİR?

Çözüm aslında çok karmaşık değil. Ancak uygulaması siyasi ve yönetsel irade gerektiriyor.

Öncelikle her kurumda gerçek personel ihtiyacı belirlenmeli. Her görev için açık görev tanımı yapılmalı. Alım ve görevlendirmelerde ölçülebilir kriterler oluşturulmalı. Mümkün olduğunca şeffaf ve denetlenebilir süreçler işletilmeli. İşe alınan personelin performansı düzenli olarak değerlendirilmeli. Başarılı personel desteklenmeli.

Eksikliği olan personele eğitim verilmeli. Görevini sürekli olarak yerine getirmeyen personel için gerekli idari süreçler işletilmeli.

Ve en önemlisi: Hiç kimse yalnızca birilerinin yakını olduğu için liyakatli kabul edilmemeli. Aynı şekilde hiç kimse yalnızca birilerinin yakını olmadığı için de liyakatsiz kabul edilmemeli.

Ölçü kişi değil, kriter olmalı.

SONUÇ: ÖNCELİĞİMİZ NE?

Bugün dönüp kendimize sormamız gereken soru belki de çok basit: Biz neyi önceliyoruz? İşi mi? Hizmeti mi? Başarıyı mı? Liyakate mi? Yoksa kişileri mi?

Eğer önceliğimiz gerçekten kamu hizmetiyse, doğru insanı doğru yerde çalıştırmak zorundayız. Eğer önceliğimiz vatandaşsa, kişisel yakınlıkları ikinci plana bırakmak zorundayız.

Eğer önceliğimiz başarıysa, performansı ölçmek zorundayız. Eğer önceliğimiz adaletse, liyakati korumak zorundayız.

Çünkü kamu kurumları, yöneticilerin kişisel tasarruf alanları değildir. Belediyeler de öyle… Kamu kurumları da… Kamu kaynakları da…

Buralarda kullanılan her kaynak, aslında toplumun ortak kaynağıdır. Bu nedenle bir kişinin işe alınması sadece o kişinin hayatını ilgilendiren bir mesele değildir.

Bir kadronun oluşturulması yalnızca bir yöneticinin kararı değildir. Bir görevlendirme sadece makam odasının içinde kalan bir işlem değildir.

Her tercih, hizmete yansır. Her yanlış tercih, vatandaşa yansır. Her liyakatsiz atama, kurumun verimliliğine yansır. Her gereksiz kadro, kamu bütçesine yansır. Ve her başarılı insanın doğru yerde değerlendirilmesi de topluma kazanç olarak geri döner.

Bu nedenle artık “Kimi işe alalım?” sorusundan önce, “Bu işi en iyi kim yapabilir?” sorusunu sormamız gerekiyor. “Kime görev verelim?” yerine, “Bu görevin gerektirdiği niteliklere kim sahip?” demeliyiz. “Bizim adamımız kim?” yerine, “Kamu için doğru insan kim?” diye düşünmeliyiz.

Çünkü mesele aslında bir kişinin işe girip girmemesi değildir. Mesele, bir kurumun geleceğinin nasıl şekillendirileceğidir.

Liyakatten vazgeçildiğinde belki bugün birileri kazanır. Ama kurum kaybeder. Kamu kaybeder. Vatandaş kaybeder. Ve en sonunda toplumun adalet duygusu kaybeder.

Oysa doğru insanı doğru işe koymak yalnızca liyakat değildir. Aynı zamanda kamu kaynaklazrına saygıdır. Vatandaşa karşı sorumluluktur.

Yöneticilik ahlakıdır. Ve belki de en önemlisi, geleceğe karşı borcumuzdur. Çünkü iyi yönetim, çok insan çalıştırmak değildir.

İyi yönetim, doğru insanlarla doğru işi, doğru zamanda ve doğru yöntemle yapabilmektir.

İşte gerçek öncelik de tam olarak burada başlamaktadır: Önce insan değil, önce iş. Önce yakınlık değil, önce liyakat. Önce kadro değil, önce hizmet. Önce görüntü değil, önce başarı.

Ve bütün bunların üzerinde: Önce kamu yararı.

Haftaya yeni bir konuda tekrar görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olun…

Kalın sağlıcakla…